Osmanlı / M. Necati ÖZFATURA

Son günlerde İran sempatizanı ve ehli sünnet düşmanı odaklar ile mezhepsizliği yaymaya çalışanlar, hristiyan Misyonerleri, hristiyan Batı kültürü potasında eriyip batılılaşmış ve kendi milli benliğimize düşman aydınlar, velhasıl asrı saadet ölçülerine ve İslam’ın 4 kaynağına düşman olanlar, Osmanlı düşmanlığı yapan bu nasipsizler; 1967 yılında Paris’te yapılan Yahudi Kongresi’nde konuşan Yahudi kadar dahi Osmanlı konusunda insaf ehli olmayıp, insafsız kişiler "İnsaf, hakkı sahibine teslim etmektir."
1967 yılında Paris’te düzenlenen Dünya Yahudi Kongresi’nin zabıtları arasında bir delegenin şu sözleri yer alıyor: "Evet, bu gün bağımsız bir devletimiz var. Ama mes’ud muyuz? Osmanlı’nın günündeki gibi huzurlu muyuz? Samimiyetle ve hepimizin içinden geçenleri dile getirdiğime inanarak söylüyorum ki: Hayır!... Bizim bu dünyada huzurlu ve emniyetli yaşamamız, Osmanlı’yı yeniden kurmaya bağlıdır!"
Osmanlı’nın ve Osmanlı sultanlarının aşıkıyım, Osmanlı, tarihin malı olmuştur. Ama Türkiye istese de istemese de O’nun varisidir. Ve biz onun varisi olmakla şeref duymaktayız. * Son devrin en büyük alim ve evliyalarından ve Evladı Resul bir zat: "Osmanlı’nın İslamiyet’e hizmeti, Ashabı kiramdan sonra ikinci sırada yer alır. Makamı ise, Tabiin’den sonra gelir" buyurmuşlardır. Osmanlı’yı kötüleyenler, kabirde ve cehennemde azap çekeceklerdir. 623 yıl, 64 ülkenin tamamı veya bir kısmına adaletle hükmeden Osmanlı’nın yıkılışı ile İslam Devleti de yıkılmıştır. Şu anda 50’yı aşan İslam ülkesinden hiç biri "İslam Devleti" değildir. 1 milyar 300 milyon Müslüman; başsız, sahipsiz, öksüz ve yetim olup, ABD liderliğinde Sırp, Ermeni ve diğer ehli salip sürülerinin ayaklan altında ezilmektedir.
Le Monde Gazetesi’nde "Osmanlı’nın ihtişamı ve düşüşü" başlıklı yazının sonunda "Osmanlı’nın yıkılmış olmakla beraber, hesabının henüz kapanmadığı; bugün Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya’da ortalığı kasıp kavuran krizlerin temelinde Osmanlı’nın hesabının kapanmayıp, pek çok ihtilalin askıda kalmasının yattığı bir gerçektir..." denilirken, Fransız tarihçi uzman bir heyet tarafından yazılan 810 sayfalık "Osmanlı İmparatorluğu Tarihi" kitabında "Osmanlı Devleti"nin 1923’de kayboluşu, Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya’da halen oraları kasıp kavuran birçok meselenin çözümünü askıda bırakmıştır. Pek çok halktan meydana gelen ve huzur içinde yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’ndaki etnik grupları Batılılar kışkırtmıştır. Batı, Osmanlı Devleti"nin yıkılışını temin ederken, içindeki etnik gruplar da bir daha huzur, güven, adalet ve rahat yüzü görmemişlerdir..." diye yazılıdır.
Evet Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa, Anadolu, Kafkasya ve bütün dünyada çekilen sıkıntılar, Osmanlı’ya ihanetin taksit taksit bedelidir. 600 küsur yıl İslam’a hizmet ettiği için, Batı ve onun uşakları Osmanlıya düşmandırlar. Aslında "Osmanlı Düşmanlığı", Ehli Sünnet’e ve İslam’a düşmanlığın kılıfıdır. Büyük bir alim ve evliyanın buyurduğu gibi, "Osmanlı Devleti,
müslümanların hamisi idi ve Müslüman olmayanların kendi aralarında savaş yapmalarına da mani oldu. Sultan Abdülhamid Han ile bu tarihi fonksiyon ortadan kalktı... Ey şerefli Osmanlı, gittin ama beraberinde İslam Devletimi ve dinini de alıp götürdün!... Bizler, Osmanlı’ dan sonraya kalan kırıntılara ayaktayız... Lozan, muazzam bir imparatorluk mirasının hanı yağması ve Türk’ün şahsında, İslam’dan intikam alınarak, bütün bir İslam Dünyası"nın başsız bırakılmasıdır!..."
Şimdi ise, hristiyan batı ve Siyonizm şer gücü, bizi idare edenlerin (bazılarının) gafletiyle Sevr’i hortlatmak istemekte; Lozanla iktifa etmemektedir. Osmanlı’yı yıkan şer güçler, şimdi Türkiye’yi yıkmak peşindedirler.
Mısırlı profesör Muhammed Harb’in görüşleri şöyledir: " Osmanlı Devleti varken, bütün İslam birlikti ve o zaman kavmiyetçilik yoktu. Ama şimdi 20’den fazla devlet var. İslam alemi, Osmanlı bayrağı altında daha kuvvetli idi. Batılılar bizden korkarlardı o zamanlar...
Ey Şerefli Anadolu Türk’ü!, Türk Dünyasının ve bilahare İslam Dünyasızım lideri olmak, senin vazifendir! Sen bundan kaçtıkça üzerine sayısız felaketler ve sıkıntılar gelecektir!...
CIA, MOSSAD, İran, Suriye, S. Arabistan, Yunanistan, hristiyan Kiliseler Birliği’nin müşterek kampanyası ile son günlerde başlatılan Osmanlı düşmanlığı, adeta Türkiye’de moda haline gelmiştir. Üniversiteli gençlerin çıkardığı "Genç Akademi" dergisinin Temmuz 1992 tarih, 8. sayı ve 26'ncı sayfasında yer alan Mısırlı Profesör Muhammed Harb’in Osmanlı Devleti hakkındaki enteresan sözlerini aynen naklediyorum. Bu nakilden önce şu hususu belirteyim: Osmanlı Arşivi’nde bine yakın ABD'lİ ve yüze yakın İsrailli uzman tarihçi, yıllarca çalışmıştır. ABD’de sadece "Enderun Okulu" hakkında hazırlanan uzman eserlerinin ve doktora tezinin sayısı 350 tanedir. Bizi idare edenlerin çoğu Enderun’un ne olduğunu bilmezler bile...
II.Abdülhamit Han hakkında, "O, büyük Osmanlı Devleti’nin büyük halifesidir. O diktatör olabilir, ama kime karşı? Müslümanlara karşı diktatör değildi. Yabancılara karşı diktatördü. Bugün Müslümanların başına diktatör bir halife gelsin, elini değil ayağını öperim" diyor.
"Ben İran’ı hiç sevmem; onlar Osmanlılar’a daima mani olmuşlardır.
"Osmanlı medeniyeti, İslam medeniyetinin doruk noktasıdır. Osmanlı ilayı kelimetullah için her yere gidiyordu. Ama Osmanlı’yı Rusya sevmiyor, Avrupa sevmiyor, Araplar sevmiyor. Halbuki Osmanlılar, Sultan Vahidettin’e kadar ilayı kelimetullah için her tarafa giderlerdi. Osmanlılar’in bundan başka gayeleri yoktu ki..."
"Osmanlılar, İslam tevhidinin bayrağını en uzak diyarlara götürmeye vesile olan cihadda, hep başa güreşmişlerdir... Yönetim ve medeniyette şaşırtıcı ilerlemeler gerçekleştirmişlerdir. Fetihleri, bu ruhla hayata geçirmişlerdir."
"Muazzam gücü, devletçiliği, adalet ve hakkaniyet ölçüleriyle tarihe mühür vuran ve 600 seneden fazla hükümran olan bir devletin, kılıçla ayakta kaldığını kimse savunamaz!"
Tarihçiler bilirler ki, bir devletin ömrü, onun medeniyette yüksekliğiyle doğru orantılıdır. Os manlı, günümüzde dahi parmak ısırtan medeniyetini, sarıldığı inançla tesis etmiştir. Osmanlı Devleti, tarihin en uzun ömürlü devletidir. Devletlerin ömrü ise, ancak medeniyet bakımından güçlü olmasıyla mümkündür. Osmanlılar’ı, Mısır’a bizim alimlerimiz davet etmiştir. Bizi Memlukların zulmünden kurtaran Osmanlının adaletiydi. En büyük derdimiz, Müslümanlığı ve kardeşliği nasıl ihya ederiz, bunu bilmek. Bunun için de Osmanlı tarihini iyi anlamamız ve anlatmamız gerekiyor. Çünkü tarihimizin yarısı, Osmanlı devletinde geçmiştir. İstiyoruz ki, Araplar Türkleri, Türkler de Arapları sevsin... Doğudaki Araplar, Osmanlıları, Suriye ve Mısır’a girmeden çok önce, onların gelmesini bekliyorlardı. Suriye halkı gibi, Mısır halkı da güçlü ve İslam’a bağlı bir devletin himayesi altında İslam birliğine katılmak istiyordu. Osmanlı sultanı, Halep’e geldiğinde çocuklar sokaklarda kendisini şu inanılmaz sloganlarla karşıladılar. Yavuz Selim, Yavuz Selim.. Allah seni muzaffer etsin!" Bugün, Türkler ve Osmanlılar hakkında hüküm verebilmek için Osmanlı'nın devlet yapısını, medeniyetini ve Arap ülkelerinde neleri gerçekleştirdiğini çok iyi bilip anlamak gerekir."
Rahmetli Seyid Ahmet Arvasi Beyin sık sık sohbetlerinde söylediği şu sözü meşhurdur. "Osmanlı ve Türk düşmanlığı, İslam’a düşmanlığa eşdeğerde olup, İslam'a düşman olanlar bu düşmanlığını Osmanlı ya da Türk kılıfı ile gizlemektedirler..."
** *
Yeni Dünya Düzeni ve Osmanlı Faktörü
DYP artı SHP koalisyon Hükümeti, ABD liderliğindeki "Yeni Dünya Düzeni"ne açıkça destek olmaktadır. Her sistemin ve "izm"in dayandığı temel ve asli unsurlar vardır. Ne hazindir ki, Türkiye’yi idare edenlerden hiç bir politikacı "Yeni Dünya Düzeni"nin dayandığı prensipleri merak ederek araştırmamıştır. Yeni Dünya Düzeni, 6 temele istinat eder: 1) ABD liderliğindeki hristiyan batı ve Siyonizm emperyalizmini değişen dünya dengeleri ve şartlarına entegre ederek, İslam Dünyası’nda yeni bir sömürge sistemi kurmak. 2) hristiyan batı ve Yahudi kültürleri dışında bütün kültürleri imha etmek. 3) Toplulukları ruhsuz, maneviyatsız, idealsiz, inançsız, ahlaksız, fikirsiz, iffetsiz ve parayı putlaştıran yığınlar haline getirmek ve bu arada kumar, fuhuş, rüşvet suistimal, müstehcenlik ve her türlü kötü alışkanlıkları geniş kitlelere yaymak. 4) Her sistemin bir hasmı yani düşmanı vardır. Yeni Dünya Düzeninin ise tek bir düşmanı vardır; o da İslamiyet'tir. 5) İslam Dünyası’nda, İslami uyanışı, maziye özlemi ve çok partili demokratik rejimi, Batının adamlarıyla önlemek. 6) Ve Yeni Dünya Düzeninin en önemli yanı, içinde Osmanlı bulunmayan 1914 öncesine dönüştür. Almanya, İngiltere, Fransa, ABD, Rusya (BDT ismiyle), Japonya ve Çin 1914’den önceleri haline dönmüştür. Sadece bazılarının başlarında imparatorlar yoktur. Fakat imparator hanedanlığına dönüş hazırlığı vardır.
Yeni Dünya Düzeninde Osmanlı’ya yer olmadığı gibi, Lozan anlaşması ile iktifa etmeyen hristiyan Batı ve Siyonizm şer İkilisi bir müddet Türkiye’yi, Türk ve İslam Dünyasınıda kendi jandarmalığını ve Batı kültürünün ihracında taşeronluk görevinde kullandıktan sonra; Türkiye’ye SEVR’İ tatbik edecektir. Şayet Türkiye, Batı’nın Lozan’da kendine biçtiği kefeni yırtmaz ve Lozandan bu yana Batının çizdiği şablonu parçalamaz ise, Türkiye çok büyük felaketler karşısında kalacaktır. Dünyada muazzam denge değişiklikleri olduğu halde Türkiye, halen İsmet İnönü’nün çizdiği politikayı takip eder ve Batı’nın dümen suyunda giderse, Anadolu’daki devlet gemisinin batışını kimse önleyemez.
Ben devletin yıkılışını önlemek istiyorum. Bunun tek sebebi ise, Türkiye’nin Osmanlı'nın varisi olarak ezilen, sömürülen, katledilen milletlerin safında ve onların hamisi olarak yer alması... Emperyalist güçlere karşı "Karadeniz Ekonomik İşbirliği" gibi Ortadoğu, Kafkasya, Orta Asya ve Akdeniz Ekonomik İşbirliği ile geçmişte 46 ülkeye hakim olan Osmanlının görevini devir alması ile mümkündür. Zaten Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da çok sayıda millet "Osmanlı neredesin, bizi kurtar" diye feryat etmektedir. Osmanlı, elbette tarihin malı olmuştur. Ama Türkiye, Osmanlının varisi ve İslam’ın birleştirici özelliği ile yalnız Müslümanların değil, gayrimüslimlerin de yeniden hamisi olabilir.
hristiyan Batı ve Siyonizm şer İkilisine karşı Türkiye, Osmanlı’nın varisi olarak ezilen milletlere bir hami olarak aktif bir alternatife bürünmezse, Türkiye devletinin yıkılışını ve Sevr’in tatbikini önlemek belki de imkansız hale gelir. Elbette devletin, yıkılmasından değil, kendini yenilemesi ve millete ters düşen taraflarını ıslah ederek devlet ile milletin bütünleşmesi ve Osmanlı’yı 642 yıl ayakta tutan özelliklerinden istifade etmesinden yanayım. ABD, binlerce uzmanı ile Osmanlı arşivini inceleyerek ABD devletini Osmanlı’nın prensipleri ile teçhiz ederken, biz şerefli ceddimizin şahane bir medeniyet ve muazzam prensiplerine neden yüz çevirip, ahlaksız ve batmakta olan Batı’nın çürümüş prensiplerini alıyoruz? "Çok partili demokrasi ve insan hakları" konusunda hristiyan Batı çifte standartlıdır. ABD ve onun kuyruğu Avrupa, kendi dışındaki ülkeleri sömürmek ve idare etmek için, insan haklarını ve çok partili demokrasiyi bir silah gibi kullanmaktadır. Bosna Hersek ve diğer yerlerde ise kendi işine geldiği için, katliamlar karşısında seyirci kalmaktadır. İttihat Terakki ihanetine kadar Osmanlı Devleti, dünyanın ikinci güçlü devleti idi. Osmanlı’yı, Batı kültür potasında şekillenmiş ve ABD misyonerlerinin zehirli telkinleri ile yetişmiş sözde aydınların ihaneti yıkmıştır.
Mısırlı Prof. Dr. Muhammed Harb, Mısır’da "Osmanlı Araştırmaları Merkezi" kurduğu halde, Anadolu Türk’ü, Mısır kadar Osmanlı’ya vefa borcunu ödeyememiştir. Prof. Harb yaptığı açıklamada "Osmanlı büyük bir devletti. Osmanlı yalnız Arapları değil, bütün Müslümanları ve İslamiyet’i müdafaa ederdi. Osmanlıyı savunmak yani müdafaa etmek, İslam’ı müdafaa etmektir... Osmanlı, İslam tarihinin zirvesidir. Her şeyi ile mükemmel devletimizdir.... Muhaddis şeyh Muhtasaril Kittani (Herhangi biriniz bir şeyhin terbiyesini görmezse, hemen koşup Türk terbiyesini alsın. Türk demek, Osmanlı demektir.) yazmaktadır. Osmanlı demek İslam terbiyesi demektir" diye açıklamaktadır.
"Ey Anadolu çocuğu, seni İslam’dan koparmak için Osmanlı düşmanlığını bir uyuşturucu gibi kalbine zikredenler, senin asla dostun değildir. İslam’ın düşmanıdırlar.
BEN, OSMANLI’YA ÇOCUKLUĞUMDAN BU YANA AŞIĞIM. BU AŞKIM, ASLA AZALMADI. BİLAKİS DEVAMLI ARTTI...