Haddini Bilmek / Gazanfer Sanlıtop

Haddini bilmeyene bildirirler. Ünlü bir ressam, eserlerinin sergilen-diği galeride, kim olduğunu belli etmeden dolaşıyor, ziyaretçilerin yorumlarını ilk elden algılamaya çalışı-yormuş. İzleyicilerin yüzlerindeki ifade-ler oldukça iyiymiş. Arada bir, kendisini tanıyanların beğenilerini güzel sözlerle dile getirmelerinden ise oldukça keyif alıyormuş.

Her yaştan ve her sınıftan insanları sergisinde görmekten dolayı da, çok mutluymuş. Bir ara, en beğendiği tablolardan birinin önündeki yaşlı adama takılmış gözleri. Adamın, önünde durup dudak bükerek bir şeyler mırıldandığını görmüş. Söz konusu resim, bir süvariyi canlandırıyormuş. Merakla yaklaşmış ve sormuş;
-Beyim, sanırım resimde beğenme-diğiniz bir durum var. Hatânın ne olduğunu öğrenebilir miyim? Bu resmi ben yaptım da.. adam bilgiç tavırlarla konuşmaya başlamış:
-Ben kırk küsur yıllık çizme ustasıyım. Resimde hatâlar var. Süvarinin çizme-leri gerçeğe uymuyor. Mesela, şu gördüğünüz kıvrım biraz daha aşağıda olmalıydı. Topuk kısmı da ölçeksiz çizilmiş.

Ressam, adamın sözünü bitirmesini bile beklemeden izin isteyip gitmiş ve biraz sonra tuvaliyle, fırçaları ve boyalarıyla geri dönüp, hemen hatâları düzeltmeye başlamış. Çünkü, çizmeler gerçekten hatâlıymış. Sanatçı daha işini bitirmeden, çizme ustası konuşmaya başlamış: -Bu süvarinin kalçaları da biraz uzun çizilmiş, derken ressam sözünü kesmiş: -Yoo, demiş, çizmedeki hatâyı gösterdiniz, biz de mesleğe saygı adına anında düzelttik. Ama lütfen çizmeden yukarı çıkmayın.

Haddimizi bilmiyoruz. Günlük hayatta, hemen söze karışıp görüş bildiriyor, fetvalar veriyoruz. Durmadan çizmeyi aşmakla meşgulüz. Biri iyi bir şey yapmaya görsün. Hemen ortaya atılıp tenkidi yapıştırıyoruz. Yok şurası şöyle olmuş, yok burası böyle olmamalıymış, konuşup duruyoruz. Peki, gel de sen yap bakalım denilince de, donup kalıyoruz. "Ergene eş boşamak kolay" derler ya, bu da öyle bir şey! tenkitler yapıcı olduğu sürece yararlıdır. Özellikle işinin ustası, uzman kişilerin önerileri, karşı tarafa yepyeni boyutlar kazandırır. Ama bunun sınırını kim belirleyecek. Herkesin gözü önünde bir işe girişen kişi, beğeniler kadar, eleştirilere de açık olmalıdır. Tenkitlere kızıp, saldırgan tutumlar sergilemek hiç kimseye fayda getirmez.

  Tenkitlere açık olmalıyız. Ama önce, objektif bir değerlendirme yaparak gereğini yerine getirmeliyiz. Yoksa, her tenkide göre kendimizi ayarlamaya çalışırsak "kendi"miz olamaz, başka birisi oluruz. "Onun bunun maskarası olmak" diye buna derler.

  Kişiliği olmayan, kişi olamaz. Kişi olamayan, mutlu olamaz.