Tekerrür mü, Yaratma Hamlesi mi ?

 

Doğduğumuz "ilk gün"den başlayarak 80 yaşımızın "son günü"ne kadar, her günümüzü, bir fotoğraf ile tespit ettiğimizi farz edelim. Elimizde, binlerce fotoğrafımız olacaktır.

Şimdi de bu fotoğraflarımızı, "çekiliş sırasına" göre sıraladığımızı düşünelim. Elimizde  uzun bir "fotoğraf şeridi"olacak... Evet, bu şeridin bir ucunu, dünyaya gözlerimizi açtığımız "ilk günümüze ait bebeklik fotoğrafımız" diğer ucunda "saçı sakalı bembeyaz, çehresi kırış kırış bir ihtiyar"... ikisi de "biziz"...

Aslına bakarsanız, bu binlerce fotoğrafta görülen izler, tek tek, hep "bize" ait... Şimdi, bu şeride dikkatle bakalım. Şeritte "yanyana" duran iki fotoğrafa baktığımız müddetçe, bir gün önceki fotoğrafımız ile bir gün sonraki fotoğrafımız arasında hiçbir fark görmeyiz, sanki, her ikisi de aynı... Zaten, bebekliğimizin "ilk günü" ile "ikinci günü" arasında, ne fark olabilir? Evet, böyle düşünürsünüz. Fotoğraf şeridimizde "yanyana duran" resimlere baktığımız müddetçe, "an, tekerrür ediyor" sanırız.

Oysa,gerçek olan şey, sezilemeyecek derecede de olsa, her an değişmekte olduğumuzdur. Yani, İmam-ı Eş'ari Hazretleri'nin buyurdukları gibi, bütün mevcudatla birlikte, her an, yeniden yaratılmaktayız. Nitekim, yüce ve mukaddes kitabımız Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: "Allah, yaratılmışları, sürekli olarak yaratmakta olandır." (En-Neml/64).

Determinist açıdan bakıldığında, yukarıda sözünü ettiğimiz, "fotoğraf dizisinde", bilhassa yanyana duran fotoğraflarda, sanki "tekerrür" eden anlar vardır. Bir gün önceki fotoğrafımız ile bir gün sonraki fotoğrafımız birbirinin "tıpkısı"dır. İşte, mantığın, meşhur "ayniyet prensibi" bu idrakten kaynaklanmıştır. Deterministler, bütün tabiata ve kâinata, hep bu gözle bakar ve şöyle düşünürler: "Aynı şartlarda, aynı sebepler, aynı sonuçları verirler ve buğünü meydana getiren dündür."

Hemen belirtelim ki, günümüzde "determinizm", artık bu kadar katı ve kesin konuşamamaktadır. Bilhassa Heisenberg'in "Güvensizlik Kanunu"ndan sonra, "dün ile bugün", "geçmiş ile gelecek", "sebep ile sonuç" arasındaki münasebetler "ihtimaller" ile ifade edilmekte, âdeta bir "benzerlik  determinizmine" gidilmektedir. Yani, benzer şartlarda, benzer sebepler, büyük ihtimalle, benzer neticeler verebilir. Çünkü, müşahede edilen budur.

Asla unutmamak gerekir ki, " YARATICI İRADE" aynı zamanda "HÜR" bir iradedir. Onu, "dün ve yarın", "sebep ve sonuç" münasebetleri bağlamaz. "Yaratma" ise, ilk fotoğrafımızdan başlayarak son fotoğrafımıza kadar gelişen "oluşu", bir ve bölünmez bir anda katederek , zamansızlık içinde ve vücuda getirmektir. İnsanın "beş duyusu" ve "idraki", yaratma hamlesini, an an müşahede edebildiği için "ayniyet" ve "benzerlik"ler içinde kıvranıp durmaktadır. Oysa,bütün mesele, bunların üstünde duran "Yaratıcı İradeyi" sezebilmektedir, bir incir çekirdeğine koskoca ağacı sığdıran, bir atom taneciğine korkunç bir enerji kitlesini koyan "ilahi iradenin farkına" varmaktır.

Evet, bütün bu meselelerin cevabı İslam'dadır. Nitekim,1956 yılında İstanbul'a gelip konferanslar veren, 1932 yılında fizik Nobel mükafatına lâyık görülen, yukarıda sözünü ettiğimiz meşhur fizik âlimi W.K.Heisenberg: " Bütün bu problemlere İslam dini cevap vermektedir. Ben ve arkadaşım atom âlimi Hahn, bu fikirdeyiz" demiş ve daha sonra İslâmla şereflenmişti. (Bkz. Rehber Ansiklopedisi, Cilt:7,Sayfa:218).