Hepimiz Yolcuyuz Dünyadan Ahirete

 

1- Bedenin sıhhati için, ruhun neşesi için ve aklın geniş düşünüp anlaması için akla ve bedene seyru sefer gereklidir. Çünkü gurbet diyarında insanoğlu başka başka insanlarla, manzaralarla, olaylarla karşılaşır. Her birisinden başka bir ibret alabilir. Çünkü yüce Allah’ın yarattığı herşeyde başka bir kemâl (iç güzelliği), başka bir cemal (dış güzelliği) vardır.

Her görüntünün verdiği başka cezalet ve güzelliği hisseden insan, güzelliğin sebeblerini araştıra araştıra hakikat incisine doğru yol alır. Onu tanıyınca artık onun etrafında dönüp kalacaktır. Zira inciyi ele geçirmek için çaba harcayıp bulur. İnciyi bulanın başka hammaddelere meyli bile olmaz. Bir inciyi tanıyıp ele geçirdikten sonra değerini bilir, kıymetini tanır. Daha da bu konuda ileri gidebilmek için bir inciyle yetinmez, çünkü tanıyan durmadan araştırır. Hummalı bir şekilde gayret göstermeye ve çaba harcamaya koyulan insan kesinkes birçok değerlere haiz incilere kavuşabilir.

Zira Yüce Allah’ın hazineleri tükenmeyi bilmez. Mesela göz “görme” hazinesidir. Yıllarca bakar, görür ve hiç görmesi tükenir mi? Akıl ise “düşünme” hazinesi olup yıllarca düşünür ve bulur. Düşünüşü ve buluşu biter mi? Dil konuşma hazinesidir ve yıllarca anlatır, ifade eder. Hiç konuşması biter mi? Ruh muhabbet kaynağıdır. Yıllarca sever ve sevgililerin arkasında dolaşır. Sevgisi sona erer mi? Güneş ısı ve ışık kaynağıdır. Yaratılıştan bugüne kadar ısıtır ve aydınlatır. Işığı ile kocaman Dünya’ya hayat kazandırır. Işığı ve ısısı son bulur mu? Ay, nur kaynağıdır. Denizcilerin rehberi ve âşıkların güzellik merkezidir. Maddesi ile gökyüzünü, ışığı ile yerküremizi süslemektedir. Ayın güzellik ve nuru hiç eksilmeyi tanır mı? Hayır, hayır, hayır…

Evet, insanoğlunun ömrü ve yaşaması belli noktalara bağlıdır. Bu noktalara erince ömrü sona erdiği gibi ve hayatı son bulup söndüğü gibi, servet kaynakları olan fabrikaları, çiftlikleri, alış veriş merkezleri, yazıp çizdiği planları, kurup tesis ettiği devletleri de günün birinde yokluk sahrasına doğru yol alırlar. Sonunda kısmen ve cismen veya sadece cismen, hafızaların kamuslarından bile silinip giderler.

Kuran fani olunca kurduğu baki olacak mı? Usta fani olunca duvar kalıcı olur mu? Süs her an bozulmaya mahkum olunca süslenen daim olur mu? Her eser müessiri gibi yaşar. Kalır veyahut söner gider. Bu konuda sağlam mantığın şüphesi ve sağlıklı beynin kuşkusu olamaz, çünkü belirgindir. Mantıkta, belirginin ispatı için kıyas bile tertip edilemez. Zira belirginin kabulü aklın yanında kesindir. Aklen belirgin olana delil getirmek de akıl düşüncesi bozuk olan kimsenin kârıdır ve işidir.

Evet, dağların ve tepelerin uçlarında oksijenin azalması mevcuttur.Oralarda gezmek (hele kalbi rahatsız olanlara ) hayli zarar, nefes darlığı ve sıkıntı verebilir. Tam çukurlarda ve etrafı kapalı ovalarda, bedenin tahammül edemeyeceği kadar oksijen vardır. Oralarda gezmek yine sıkıntı verebilir. Gezi ve yaşam için en elverişli yer dağların tepesi, ovaların içi  değil de yükseklerin etekleridir. Bundan ötürüdür ki geçmiş insanların kurdukları yerleşim yerleri (köy olsun, kent olsun) genel olarak dağların eteklerindedir. Çünkü en güzel yaşam, en güzel hava ve en güzel teneffüs ancak buralarda ele geçer.

Derin esefle ifade ederiz ki bugün insanlar yerleşim için mekân seçmede geçmişe ulaşamamıştır. Çünkü şehirleri ve inşaat alanlarını tarıma elverişli düzlüklere yaparlar. Böylelikle ekilecek yer iptal olur. Tatlı yaşam da zehir kesilir. Böylelikle tarım hayatı da yetersiz bir mecraya doğru gider. Çünkü sadece maddi yarar ve ferdi çıkar üzerine kurulan işler, düşünceden ve hikmetten uzaklaştığından dolayı yaşamı, toprağı ve iç huzuru da öldürür.

2- Havada uçakla uçmak ve yerde araçlara binerek gezmek Yüce Allah’ın topraktaki kudretini tam olarak insana bildiremez. Çünkü böyle bir gezi aheste olmadığından tam olarak varlıkların hakikatini insana bildiremez. Çünkü acele acele geçip gitmek, düşüncenin derinliklerine kadar inmeye engeldir. 

Görmüyor musun? Sağanak yağan yağmur rahmettir ama sel olur. Aşındırma yapar. Bitkileri söker, tarım alanlarını molozlarla, balçıklarla verimsiz bir hâle getirir. Yavaş yavaş, ölçülü düşen yağmur bitkilere ve insanlara rahmettir, berekettir. Canlıların yaşam kaynağı, geleceğin güveni ve hayatın eksenidir. 

Bir insan çok yararlı bilgi hazinesi bir kitabı bile tefekkür etmeden acele acele okusa, o eserden yararlanamaz. İstifadesi tam değildir. Okuduğu bilgiler hafızasından sel gibi akar gider. Ya da hafızada tahribat meydana getirir. Çünkü beşeri hafıza, sadece belli durumlarda ölçülü ve gücü nispetinde olan belli düşünceleri ve bilgileri ancak taşıyabilir. Durum böyle ise dünyanın nimetlerinden ve eşyanın hakikatinden faydalanmak için yegane yapılması gereken, düşünerek yürümektir.

3- Yüce ALLAH (cc) her insana, her hayvana ve her bitkiye birçok nimetler hazırlamıştır.

Bir insan toprak nimetinden rızkını çalışıp temin ettiği gibi, bir hayvanda topraktan çıkan bitkilerle rızkını arayıp temin etmektedir.

Her bitki de toprağın içerisinde saklanan hazinelerin memelerini emerek aynı sofradan rızkını tahsil etmektedir. 

ALLAH (cc) toprağı zengin bir hazine, bol nimetli ve bereketli bir sofra haline getirmeseydi; insana, hayvana ve bitkilerin hizmetine vermeseydi yaşam nasıl olabilirdi?

Örneğin, insan toprağın içindeki minerallerden yararlanamaz. Fakat Allah (cc), toprağın içinde ağaçlar tarafından emilmeye elverişli maddeleri yaratmıştır. Mesela dut ağacı, tabiatına uygun kılcal damarların vasıtası ile o maddeyi emer ve kökünden ince damarların uçlarına kadar ulaştırır. Orada inci taneleri gibi yuvarlanmış tanecikler bir dut meyvesini meydana getirir. Tam olgun hale gelince parlar, renk alır, ilgi çeker ve şöyle der: Ey insanoğlu! Olgunlaştım, sana hazırlandım. Yere düşüp çürümeden gel dalımdan beni kopar. Zira tam bereketli çağımda yaşamaktayım. 

Evet, Yüce ALLAH’ın serdiği toprak sofrasında yiyeceği de, içeceği de, meyveyi de müşahede etmekteyiz. Bize kalan vazife, o sofranın nimetlerinden ölçülü bir biçimde yararlanıp yaratanı ve bağışlayanı tanıyıp şükretmektir. Yoksa sadece “gör, ye, yararlan” demekle yetinmek insanın üstün makamına yakışır bir iş değildir. Tanımak (marifet), kulluk gereğine göre davranmak ve şükretmeyi gerektirir.

İnsanoğlu makamca, kuvvetçe, varlıkça ve akılca ne kadar imkân sahibi olursa olsun yemesinde, içmesinde, gezisinde, kazancında, bütün davranışlarında dikkatli ve ölçülü olmalıdır. Çünkü dikkatli olmayan insan işinde noksanlık bırakır. Herhangi bir işte noksanlık bırakılırsa sonu pişmanlıktır. Ölçülü davranılmazsa hayat suyu olan nimet, zarar etkeni olabilir.  

Evet, fazla yemek, fazla içmek, fazla uyumak, fazla ilişkide bulunmak, bedeni zararlı sahraya, dikenli sahaya saptırmaz mı veyahut çeşitli hastalıkları ve mikropları taşıyan balçıklara daldırmaz mı? Bunlar dikkatsizliğin ve ölçüsüz davranışların maddi zararlarıdır. Bunun yanında manevi zararlar da vardır. Maddi zararlar dünya hayatını felç ettikleri gibi, manevi zararlar da ahiret saadetini yok edebilir.    

4- Nasıl ki Yüce ALLAH buyurur: “Ey insan! Her halükarda, her işinde ve davranışında, gezinde ve yeyişinde dikkatli ol. Zira sonuçta dönüşleriniz banadır. Yaptıklarınızdan dolayı sizi ödüllendirebilirim (iyi davranışlı olursanız), cezalandırabilirim (kötü davranışlı olursanız) (sadece dönüş banadır). 

Ey insan, şereflisin! Çünkü varlıkta gördüğün herşey kusursuz olarak çalışmaktadır, çalışmaları da hizmetine yöneliktir. Yüce ALLAH tarafından sana bağışlanmış imkân, yetenek ve akıl ile üstünsün. Varlıkta bulunan belirli bir ölçüde herşeyi egemenliğine alıp ondan yararlanmaktasın. Fakat akıl yeteneğini, güçlü imkânı sana veren ve varlığın bireylerini sana musahhar eden Yüce ALLAH’tır. Bu doğrultuda Yüce ALLAH’ı tanıyıp şükredersen oluştan ölüşe kadar olan yolculuğun senin için dünyada huzur kaynağı olduğu gibi, ahirette de saadet ve selamete gebe kalır. İşte mutluluk budur. Yoksa yazın birkaç ay yaylalarda geçici hayat sürüp köylere indikten sonra hazırlıksız olan insanın başı, “pişmanlık ve ah çekmek kayaları”na çarpmaktan başka ne sonuca gider.      

Evet, dünya bir yayladır. Katığı dindir, imandır, helal peşinde koşmaktır. İnsanların hukukunu düşünmektir, güçsüzleri gözetmektir, muhtaçların ihtiyaçlarını gidermektir, zikirdir, fikirdir vb. çeşitli faziletlerdir.

Dünya yaylasından ahiretin asıl yerleşimine indikten sonra, bu tür faziletlerin sahipleri elbette ki her mutluluğa şayestedirler. Yoksa yok, çünkü (gelen durmaz giden dönmez iki kapılı handır bu).  

“Yolculuk yapın sıhhat bulasınız.” Bilmeliyiz ki yolculuk iki bölümdür. Ruhani yolculuk, bedeni yolculuk.

Ruhani yolculuk:

Akıl ve düşünce sahipleridir ki evinde oturmuş çeşitli bilgileri, ilgileri ve konuları kapsayan kitapları okurlar. Kimi coğrafyaya aittir, okuyanı yerkürenin her parçasına götürür. Kimi astronomiye aittir; okuyanı göklere, gezegenlere ve yıldızlara götürür. Kimi tarihe aittir; okuyanı geçmiş zamanlara, geçmiş toplumlara, olaylara, hüküm ve hikmetlere götürür. Kimi tıbba aittir; okuyanı çeşitli hastalıklara, tedavilere ve dermanlara götürür. Kimi doğaya aittir; okuyanı canlı ve cansız çeşitli varlıkların yararlarına, zararlarına, oluşlarına, ölüşlerine, barınma yerlerine, yiyecek ve içeceklerine götürür. Varlıkların bir kısmı okuyanı, vadilerine, çaylarına, kayalarına, ağaçlarına, meyvelerine, kuşlarına ve ötüşlerine götürür. Bir kısmı düzlüktür; okuyanı tarıma, çiçeklere, sümbüllere, çeşitli nimet hazinelerine götürür. Bir kısmı dağdır; insanı karlarına, dumanlarına, kaynaklarına, güzel havasına, bakışı güzel noktalarına götürür… Bunların her birisinin düşünülmesi insana Yüce ALLAH’ın egemen gücünü, kırılmaz iradesini, harika sanatını, genel bilgisini, hikmet ve maslahata mebni icadını gösterir.

Bir adam da evin tenha bir odasında oturmuş ve ilgiyi herşeyden kesmiş görünür; ama Şeyh Muhyiddini Arabi gibi, Uluğ Bey gibi, Celaleddini Rumi gibi… fikirleri ile ufuklara giderler, felekleri dolaşırlar. Mülk ve melekût, maddi ve manevi alemlere seyru sefer hâlindedirler. Oralarda buldukları hikmet incilerini hafıza hazinesinde toplayarak, konuşmak veyahut yazmak aracılığıyla beşeriyete sunarlar. Böylelikle insan âlemi, insanlığın ve olgunluğun zirvesine çıkar. Yeter ki o inci gibi sözlere ve yazılara kulak verilsin ve dikkatle bakılsın.  

Cismani yolculuk: 

Bazı kişiler de görgüyü bilgiye ilave etmek için cismani yolculuğa başlar. Dünyayı gezer, insanları görür; gerek harabe, gerek mamur olan insani eserleri müşahede ederler. Ondan bir gül, bundan bir sümbül, ondan bir hikmet, şundan bir ibret alarak Sadi Şirazi, Evliya Çelebi, İbni Batuta, Yakut Hamevi gibiler sahifelere derc ederler ve insanları bilinçlendirmek için piyasaya sürerler. Böylece kendilerini ebedileştirir ve başkalarını da bilinçlendirmek yoluyla olgunlaştırırlar.   

Hulâsa, seferde saadet vardır. Yolculuk maddi manevi yarardan ayrılamaz. Bundan ötürüdür ki “Gezen tilki duran aslandan iyidir.” denilmiştir. Evet, “Yolculuk yapın sıhhat bulasınız.” nebevî vecizesi gerçeğin meşalesidir.      

YOLCULUKLARIN ÇEŞİTLERİ VARDIR

Bir kısım insanlar kendilerini ve çocuklarını zulmün pençesinden, işkencenin acısından kurtarmak için, hak inancın gereğine uygun yaşamak için, şirkin ve müşriklerin çirkin teklif ve taklitlerinden ayrılmak için yolculuğa çıkarlar, gurbet diyarına giderler. Kendilerine ahlaki ve faziletli yerleri arayıp bulmak için korkunç sahraların ve tehlikeli denizlerin yolculuğuna koyulurlar.

İslam güneşi tam olarak parlayınca, Müslümanlar çoğalıp güçlenince ana vatanlarına dönerler; kendi liderlerinin himayesine, gölgesine ve gözetimine girerler. Habeşistan’a sahabeyi kiramın göçleri ve ana vatanlarına dönmeleri gibi. Zira onlar dinlerini yaşamak için göçtüler. Medine-i Münevvere’de Müslümanlık ve Müslümanlar emin ve asayişe kavuşunca Habeşistan’ı bırakıp çoluk çocuklarıyla fahr-i âlemin sığınmasına girmek için Medine-i Münevvere’ye göçtüler. Korundular, şereflendiler ve mutluluklara kavuştular.

Sen ey Müslüman! Bu dünyanın geçici geçimi için dar-ı İslam’ı (Müslüman yurdu) terk ederek dar-ı küfre gidiyorsun. Bununla yetinmeyerek iffetli hatununu ve masum çocuklarını da götürüyorsun. Sen oralarda çalışıp ömrünü tüketirsin, hayatını söndürürsün ve bedenini çürütürsün; memleketine de ölü olarak dönüyorsun. 

Götürdüğün masum çocuklar da âlem-i küfre katılarak din, iman, örf, âdet, asalet ve özlerinden ayrılırlar. Böylelikle kendini de masumlarını da her iki cihanda hüsran cehennemine atarsın. Dikkat et! Geçici yaşam için imanından, özünden ayrılma. Sonra kemâlden zevale, kârdan zarara, neşeden pişmanlığa ve çimenden dikenliğe saplanacaksın. Dikkat et! Geçici lezzet için bedeni çürütme. Çocuklarını küfrün dikenliğine itme. Yoksa sen de evladın da mutsuzluğun zindanına gireceksiniz. Daha da kurtuluş olmaz...

 

 

ŞİİR

Derin uykulara dalmış, efendi hiç uyanmaz mı?

Namazda dahi gafildir, bu hâlinden utanmaz mı?

Maddiyata koşar gider, hiç dinmeden çalışır hep.

Ahireti hatırlamaz, aya efendi ölmez mi?

Çocukları perişandır, iman edepleri kıttır.

Dikenlidir hayatı hep, kurtuluşu düşünmez mi?

Bağı solmuş, kuşu uçmuş, hayatın sonuna gelmiş.

Daha da hayı huyundan bu efendi ayrılmaz mı?

Nezaket yok, nezahet yok, şehamet yok efendide.

Mezar dudağına gelmiş, gireceğini bilmez mi?

Bükülmüş bel, buruşmuş yüz, ağarmış saç, sakal hepsi.

Gene çocuklara benzer akıl başına gelmez mi?

Efendi işi çirkindir, yüzünde nur eseri yok.

Gene ben mutluyum deyip durur, aya ar etmez mi?

Yerin dibindedir ama semalarda görür kendin.

Böyle bir kişiye aya efendilik yakışır mı?

Esaletli edepli okuyan kimse efendidir.

Aya her tineti bozuk olan efendi olur mu?

Aile fertleri (ALLAH) emanetin sana vermiş.

Kemâl ehli olan insan buna sahiplik etmez mi?

Evini ehlini gözetmeyenden kim daha bettir?

Kâmil kimse yavrusunu korumaz mı?

Bu yolculuk sana ehil, uşağına felakettir.

Bu kişi uykusuna dalmış, efendi hiç uyanmaz mı?