İslam’ın Evrensel Çağrısı, Yobazlık Engeli ve Asr-ı Saadet’ten Kadın Hakikati
İslam, belirli bir çağa veya coğrafyaya hapsedilemeyen, tüm insanlığa adalet, merhamet ve insan onuru vadeden evrensel bir sistemdir. Dinin temel amacı, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyruğunda tecelli eden ahlaki olgunluktur. Ancak bu yüce mesajın yayılmasındaki en büyük engel, dış dünyadan ziyade dini özünden koparıp biçimsel kalıplara ve taassuba hapseden yobazlık anlayışıdır. Geçmişten günümüze ben bu kafadaki tüm âlimlere, hocalara karşı Allah için çok öfkeliyim. Zira açıkça görüyorum ki bu yobaz adamların İslam âlimi kisvesi altında dine verdikleri zararı din düşmanları veremez.
Şöyle bir incelersek görürüz ki İslam inancı, insan hayatını tevhid ve güzel ahlak ekseninde birleştirerek bireysel ve toplumsal huzurun zeminini inşa eder. Bu evrensel çağrı dört ana sütun üzerinde yükselir:
1. İnsan Onuru ve Eşitlik
Irk, dil, renk ve cinsiyet farkı gözetmeksizin tüm insanları eşit kabul eder. Üstünlük ölçütü yalnızca ahlaki sorumluluk ve samimiyettir.
2. Merhamet ve Adalet
İnsanlara, doğaya ve tüm canlılara şefkatle yaklaşmayı emreder. Adalet, her şartta ve kayıtsız şartsız ayakta tutulması gereken mutlak bir değerdir.
3. Akıl ve İlim Sevgisi
İnsanı düşünmeye, araştırmaya ve evreni anlamlandırmaya teşvik eder. Bilgi edinmeyi her birey için kutsal bir sorumluluk sayar.
4. Denge ve Huzur
Dünya-ahiret, beden-ruh ve birey-toplum arasında mükemmel bir denge kurarak hem içsel hem de toplumsal barışı (selam) vaat eder.
İslam’ın Önündeki En Büyük Engel: Yobazlık Zihniyeti
Yobazlık, dinin özünü ve ahlaki gayelerini göz ardı ederek, onu bağlamından koparılmış sığ kalıplara ve taassuba hapsetmektir. Dinî temsil iddiasındaki bu anlayışın beş belirgin tahribatı şunlardır:
1. Şekilciliği Öze Tercih Etmek
Ahlak, adalet, merhamet ve liyakat ikincil plana atılır. Dindarlık yalnızca dış görünüşe, giyim kuşama ve biçimsel ritüellere indirgenir.
2. Bağlamdan Kopuk Lafızcılık
Ayet ve hadisler tarihsel ve sosyolojik bağlamından koparılarak kelimesi kelimesine okunur. Dinin “ne demek istediği” (hikmeti) göz ardı edilir, akıl süzgeci devre dışı bırakılır.
3. Kendi Yorumunu Mutlak Hakikat Saymak (Taassup ve Tekfircilik)
Asırlar süren zengin içtihat birikimi reddedilerek yalnızca kendi sığ anlayışı din kabul edilir. Kendisi gibi düşünmeyenler dinden çıkmakla (tekfir) suçlanır; sorgulama tamamen bastırılır.
4. Akıl, Bilim ve Değişime Düşmanlık
İslam’ın özündeki tefekkür ve ilim arayışı reddedilir. Zamanın getirdiği problemlere içtihatla çözüm üretmek yerine geçmiş yüzyılların örf ve âdetleri değişmez din gibi savunulur.
5. Baskı, Dayatma ve Tahammülsüzlük
“Dinde zorlama yoktur.” ilkesi çiğnenerek, şahsi din anlayışı toplum üzerinde bir mahalle baskısı ve şiddet mekanizmasına dönüştürülür.
İslam ve Kadın: Hurafeler, Gerçekler ve Asr-ı Saadet
Modern dönemde din adına üretilen en büyük tahrifatlardan biri de kadının konumudur. Bir yanda kadını yalnızca cinsel bir metaya indirgeyerek onun kişiliğini yok sayan seküler anlayışlar, diğer yanda ataerkil gelenekleri “din” diye pazarlayarak kadını sosyal hayattan tamamen koparan yobaz zihniyetler bulunmaktadır. Oysa Kur’an ve Sünnet kadını bağımsız bir hukuki ve insani şahsiyet olarak konumlandırır.
Ayet-i Kerime (Tevbe, 9/71): “Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyiliği emrederler, kötülükten alıkoyarlar...” Bu ayet, toplumsal ve ahlaki sorumluluğu kadın ile erkeğe eşit olarak yükler.
Asr-ı Saadet’te Kadının Toplumsal Varlığı
Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde kadınlar ev hapishanesine kapatılmamış; ilim, kamu, ticaret ve hatta savaş alanlarında etkin rol almışlardır:
Asr-ı Saadet’ten ilim ve hukuk konusunda Hz. Âişe’yi (r.anhâ) örnek verebiliriz. O en büyük fıkıhçı ve hadis râvilerinden biridir. Erkek ve kadın sahâbîler dinî meselelerde onun ilmine başvurmuştur.
Ticaret ve yönetimde ise Hz. Hatice’yi ve Şiffa bint Abdullah’ı görürüz. Hz. Hatice büyük bir tüccardı. Şiffa Hanım ise Hz. Ömer döneminde pazar denetçisi (zabıta/muhtesip) olarak atanmıştır.
Kamusal alanlarda ibadet konusunda kadınlara yasak yoktu; Mescid-i Nebevî’de, kadınlar beş vakit, cuma ve bayram namazlarına katılmıştır. Efendimiz (s.a.v.) “Allah’ın kadın kullarını mescitlerden alıkoymayın.” buyurmuştur. (Buhârî, Cuma 13, Müslim, Kitâb’us-Salât, b. 30, n. 442/136)
Savunma ve sağlık alanında Nesibe bint Kâ’b ve Rüfeyde el-Ensâriyye vardı. Nesibe Hanım Uhud’da savaşa katılmış, Rüfeyde Hanım ise ilk sahra hastanesini kurarak yaralıları tedavi etmiştir.
Peçe, Tecrit ve Aile İçi Şiddet Hurafesi
Geleneksel yobazlığın savunduğu katı harem-selamlık uygulaması, peçe zorunluluğu ve kadına yönelik şiddet söylemi, Cahiliye kalıntısı anlayışlardır. Kur’an ve sünnete göre kadınlarla ilgili ölçüler şunlardır:
Sosyal Temas: Asr-ı Saadet’te kadın ve erkek ahlaki sınırlar (mahremiyet, nezaket ve iffet) içinde aynı mekânları (mescit, pazar, meclis) paylaşmışlardır.
Tesettür Ölçüsü: Nûr suresi 31. ve Ahzâb suresi 59. ayetleri çerçevesinde, âlimlerin icmasıyla kadının el ve yüzü tesettürden istisna tutulmuştur. Yüzün peçeyle tamamen kapatılması genel bir dinî zorunluluk değildir.
Şiddetin Reddi: Hz. Peygamber (s.a.v.) hayatı boyunca hiçbir kadına veya çocuğa el kaldırmamış, Veda Haccı’nda kadını “Allah’ın bir emaneti” olarak nitelendirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Hudeybiye’de Hz. Ümmü Seleme’nin stratejik tavsiyesiyle hareket ederek kadının aklına verilen değeri göstermiştir.
Sonuç: İslam, kadını eve kapatıp silikleştiren veya onu toplumsal üretimin dışına iten bir sistem değildir. Kadını değersizleştiren cahil yobazlık ile özgürlük adı altında kadını metalaştıran modern yozlaşma, hakikatin karşısındaki iki aşırı uçtur. İslam’ın vadettiği adalet ise kadını ve erkeği Allah karşısında ve toplum önünde iki şerefli, sorumlu ve birbirini tamamlayan özgür bir birey olarak konumlandırmaktır.
Müslümanların birliğine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bu zor dönemde, yukarıda verdiğimiz ölçüler çerçevesinde İslam’ı anlamak ve yaşamaya çalışmak her Müslüman için çok önemli bir kulluk görevidir.
Allah’a (c.c.) emanet olun.
(Bu yazı Şenel İlhan Beyefendi’nin sohbetlerinden bir derlemedir.)
