Neyi, nasıl aramak düşüncesi yeni değil. İsimleri okumakla manayı okumak arasındaki fark, farkların en büyüğü. Yeter ki hakikat adına bir fikir belirsin. Sonra kelimeler, kavramlar gelir ve ifade gücümüze destek olur. Bize manayı önce gönül diliyle bir öğreten gerek. Rehberliğin sertacı Kur’an ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ta kendisi… Çünkü “size bir öğreten” var.
Görünen, konuşan bir varlıkla yüzleşmek sadece antropomorfik bir kurgu değil. İnsana değer vermek, onu takdir etmek ve kabul etmek, öğrenme ihtiyacı içinde ve arayışı olanlar için kıymetli bir uğraş. Oysa ortalık, her şeye “antropomorfik kurgu” diyerek tam tersine kendini putlaştıran insanlardan geçilmiyor. Bir peygamber gönderildiğinde “Bir insan değil, melek gönderseydi ya Allah!” diyenler her peygamber tebliğinde aynı bahanenin ardına gizlenerek peygamberleri reddetmekle çok büyük bir yanılgı içine düştüler. Allah (c.c.), vahyin safiyetini ve güzelliğini insana “oku” diyerek insana yine kendi türünden seçilmiş ve yüce bir varlıkla başlatarak gösteriyor. O’nu (s.a.v.) eğitiyor, donatıyor, yetiştiriyor. Bu ilahi kurgu, vahyin yüksek gücünün insanda hayat bulmasıyla hakikate kapı aralıyor. Demek ki üstün ya da seçilmiş bir insanın kabulünde bir sorun yok. Bizim açımızdan, kendi egolarımızı insanlara dayatmaya da gerek yok. Kendimizi kandırmadan söyleyelim: Hâliyle ve sözleriyle bizi kuşatan biri varsa, bu yalnızca o şahsın değil, hak edilmiş bir yerde durduğu için yolun doğruluğunun da delilidir. Nitekim peygamberlerin dürüst, doğru, çok zeki, güvenilir olmaları bir hakikat. Çünkü peygamberlik makamı insanın gönlüne, ruhuna, aklına, zekâsına ve arkaik bir yapı gibi ama alabildiğine diri duran nefsine hitap ediyor. Çünkü tüm insanların terbiye edilmeye aday bir nefsi var. Peygamberlik makamının örnekliğinden hareketle, günümüzde de hakikat adına ortaya çıkanları iyi ölçüp tartmak gerekiyor. Mademki hakikatin peşindeyiz ve böyle bir arayışın takipçisiyiz, bu şartlarda bizler kandırılacak kadar saf olm...
Yazının tamamını dergimizden okuyabilirsiniz.
