Peygamber Efendimizi (sav) Anlamak

Cahiliye Toplumunun İdeal İnsan Tipi: Muhammed El-Emin
Prof. Dr. Ali Murat Daryal

Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) çocukluk devresini geçirerek mensubu bulunduğu cemiyete onun bir üyesi olarak katıldıktan sonra, cemiyet içerisinde bütün olanlara karşı şüpheler duymaya başlamıştır. Bu şüpheler, O'nun, o günkü cemiyet içerisinde nesilden nesile devredilen hareket ve davranışlar bütününü benimseyip, bunları kendi hayatına tatbik etmesine müsaade etmemiştir. Bu durumda Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) hayatını kendi akl-ı selimiyle ve sezgileriyle bulduğu doğrular istikametinde tanzim etmek, insanlar arası münasebetlerini yine bu ölçüler içerisinde geliştirmek gibi bir tavrı benimsemiştir. O'nun bu hareket ve davranışları İslâm'ın resmen vahye istinad etmeyen ilk tebliğleri oluyordu... Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i "Emin" sıfatı ile tavsif ediyorlar, O'na "Muhammedü'l-Emin" diyorlardı.

Rahmet Ve Şefkati Herkesi Kuşatmıştı
Prof. Dr. İsmail Lütfi ÇAKAN

Hz. Peygamberin nasıl ve ne ölçüde bir rahmet "Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya/107) olduğunu anlamak için ondan önceki dünyanın durumunu gözden geçirmek gerekir. Tarihen sabittir ki o gün, dünyanın birçok yöresinde olduğu gibi Mekke toplumunda da putlar hâkimiyeti, gönüller fesadı ve dolayısıyla tam bir insanlık dramı yaşanıyordu. Kur'ân-ı Kerim'in beyanına göre, "insanların işledikleri yüzünden karada ve denizde (yani her tarafta) fesad zuhur etmiş, bozgun ortalığı kaplamıştı." (Rum/41) Hz. Peygamber henüz yirmili yaşlardayken, haksızlar ve haksızlıklarla mücadele, mazlumları koruma maksadıyla oluşturulan Hılfu'l-Fudul'a iştirak etmiş, fiilen görev almıştı. Olayı bizzat kendisi peygamberliği döneminde anlatmış ve sonunda, "Bugün de böyle bir cemiyete çağrılacak olsam, derhal icabet ve iştirak ederim." buyurmuş (İbn Sa'd/ Tabakat, I, 129), içindeki merhamet çağlayanının coşkunluğunu nasıl koruduğunu duyurmuştur.

Peygamber'e Saygı Göstermenin Önemi
Prof. Dr. Bekir Topaloğlu

İslâm inancına göre, "Peygamber"in taşıdığı ana özellikler, kendisine inanılması ve saygı gösterilmesi bakımından son peygamber Muhammed aleyhisselâm ile O'ndan önce gelip-geçmiş peygamberler arasında hiçbir fark yoktur. İlmihal seviyesindeki din eğitiminin programı içinde yer alıp müslümanların çoğu tarafından ezberlenen "Âmene'r-Rasûlü" âyetlerinin ilk cümleleri bu gerçeğin açık ifadelerinden biridir: "Bizzat Peygamber, Rabb'inden kendisine indirilen vahye iman etti, mü'minler de iman ettiler. Bunların her biri Allah'a, O'nun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandı. O'nun peygamberlerinden hiçbiriyle diğeri arasında ayırım yapmayız." (el-Bakara, 2/285).

Hz. Peygamber Ve Örnekliğinin Mahiyeti
Prof. Dr. Raşit Küçük

Rasûlullah'ın hayatı, her sınıftaki insan topluluklarına ve insanoğlunun her bir ferdine her zaman en güzel örnek teşkil ettiğinin sayısız örnekleriyle doludur. Onun hayatı, üstün ahlâkın, güzel âdetlerin, asil ve mutedil duyguların ve insanlığı şehvet bataklığına düşmekten kurtaran üstün meziyetlerin hâkim olduğu bir hayattır. Zengin ve varlıklı, fakir ve yoksul, yöneten ve yönetilen, zayıf ve kimsesiz, fatih ve muzaffer bir komutan, öğretmen ve öğrenci, vaiz ve mürşid, aile reisi, tüccar ve esnaf, işveren ve işçi, kısacası her çeşit insan, onun hayatında örnek alacağı gerçekleri bulabilir.

Hz. Peygamber'in örnekliği, Kur'ân ve Sünnet temeline dayanan konulardan biridir. İslâm ulemâsı, birçok konuda olduğu gibi, Hz. Peygamber'in örnekliği, modelliği ve rehberliği konusuna da parçacı bir yaklaşımla değil bütüncül açıdan bakmış ve Kur'ân'ın Hz. Peygamber'in konumunu tesbit ve tayin edici âyetlerini birlikte ele alıp değerlendirmeyi daha doğru bir yöntem olarak benimsemiştir. Bu sebeple, peygambere iman, peygambere itaat, peygambere ittiba, peygambere muhalefet vb. konular ile peygamberin örnekliği birbiriyle bağlantılı mütalâa edilmiştir.

Hz. Peygamber Nezdinde Ehl-İ Beytinin Yeri Ve Önemi
Gülgûn UYAR

Son günleri yaklaşan Hz. Peygamber, gözünden sakındığı Ehl-i beytini Ashâbına ve dolayısıyla da ümmetine emanet etmiştir. Sekaleyn hadisi olarak meşhur olan bu rivayete mesned olan günde Hz. Peygamber, kendisinden sonraya iki şey bıraktığını, bunlardan birinin Kur'ân-ı Kerîm, diğerinin ıtresi, yani Ehl-i beyti olduğunu bildirmiştir. Bu ikisinin havuz başında kendisine ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını, ümmetinin bu ikisine yapışıp, sıkıca sarılmaları hâlinde ebedî olarak sapmayıp dalâlete düşmeyeceklerini ifade buyurmuştur. Burada Ehl-i beytini Kur'an'dan ayrılmayan bir çizgi olarak tavsîf etmiştir. Ve "Ehl-i beytim hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum", ifadesiyle de bu emanetine sadakat gösterilmesini vasiyet etmiştir. Biz bu emanetten, Hz. Peygamberin azîz hatırasına saygı olarak onun Ehl-i beytini muhabbetle benimsemeyi, onların Kur'an ahlâkını aksettiren şahsiyetlerini örnek almayı ve toplum içinde hukuklarını muhafaza etmeyi anlıyoruz. Zira Ehl-i beyt mensupları da tıpkı Ashâb-ı kirâm gibi sünnet-i Nebeviyye'nin uygulayıcıları ve aktarıcılarıdır.

Bilindiği üzere Peygamber Efendimizin ümmetine bir emaneti de salâvat-ı şerîfe ile kendisine duâ edilmesi, böylece şânının yüceltilmesidir. Nitekim Allah ve melekleri ona salât ve selâm etmektedirler. Allah mü'minlere seslenerek, onların da Nebîsine salât ve selam getirmelerini istemiştir: "Allah ve melekleri Nebî (Muhammed)'e çok salât ederler; ey inananlar, siz de ona salât edin. Ona tam bir teslimiyetle selâm verin".

Ahzâb sûresinin bu âyeti nâzil olduğunda Ashâb ona nasıl salât edebileceklerini Hz. Peygambere suâl etmişlerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz onlara, bizlerin Salli-Bârik duâları olarak bildiğimiz salavât-ı şerîfeleri öğretmiştir. Bu salavatlarda, tıpkı İbrâhim (a.s.)'ın âline olduğuna gibi Peygamber Efendimizin de âline duâ edilmektedir.12 Ve bu salavatlar asırlardır mü'minlerin günde beş vakit ibadetlerinde zikirleri olmuş ve onların Peygamber ve ailesine bağlılıklarını canlı tutmuştur.

Müslümanların kabûlüne göre Ehl-i beyt sevgisi Peygamber sevgisinin bir parçasıdır. Nitekim Peygamber Efendimizin, Ashâbından kendisini sevmelerine binâen Ehl-i beytini sevmelerini istemesi bu anlayışın bir senedidir: "Size nimetlerinden bahşettiği için Allah'ı seviniz; Allah sevgisiyle beni seviniz ve benim sevgimle Ehl-i beytimi seviniz". Buhârî şârihi Aynî, Âl-i Rasûl muhabbetini, Ashâb sevgisiyle birlikte, imanın şûbeleri arasında sayarak Ehl-i beyt sevgisinin derecesini ve ehemmiyetini tartışmasız bir şekilde ortaya koymuş ve bu sevginin aynı zamanda imanımızın kemâlini tevlîd eden bir unsur olduğunu bildirmiştir.

Ekolojik Sünnet
Yrd. Doç. Dr. Saffet Sancaklı

Çağımızda yaşadığımız en önemli sorunlardan birisi hiç kuşkusuz çevre sorunudur. Bu mesele, insan ve toplum hayatını ciddi manada tehdit eden salt bir ülke problemi olmayıp, global manada bir dünya sorunudur. Dünya kurulduğundan beri böylesine yüksek boyutlarda bir çevre sorunu görülmemiş ve yaşanmamıştır. Çevre probleminin merkezinde ve temelinde insan unsuru yer almaktadır. Çevrenin korunması ve kirlenen çevrenin eski haline dönüştürülmesi insanın elindedir ve gelecek kuşaklara yaşanabilir iyi bir çevre bırakmaya çalışmak herkes için dinî ve millî bir vecibedir. Çevre konusunda İslâm, öncelikli olarak yaşadığımız çevrenin korunmasını ve tahrip edilmemesini öngörmektedir.

Hz. Peygamber de, hayatı boyunca çevreyle ve onun korunmasıyla ilgilenmiş, bu konuda bize tabir caizse, "Ekolojik Sünnet" bırakmıştır. Bu tabirle Hz. Peygamber'in canlı varlıklara ve doğaya olan sevgisini, doğanın ve canlıların korunmasına ilişkin sözsel öğretisi ve fiilen yaptığı şeylerin bütünü kastedilmektedir. Bu bağlamda hadis kaynakları incelendiğinde çevreyle ilgili doğrudan veya dolaylı olarak pek çok hadis bulmak mümkündür.

"Bir müslüman, bir ağaç diker veya ekin eker de ondan bir kuş, insan veya herhangi bir hayvan yerse, bu onun için sadaka sayılır. " (Buhârî, "el-Hars ve'l-müzâra", Müslim, "Müsâkaât")