Himmet

Tasavvuf literatüründe yardım manasında kullanılan "himmet" kelimesi birçok insanın çaresiz kaldığı anlarda sanki sığındığı bir liman gibidir. Mutavvufların her daim kullandıkları bir ifade olan "himmet" kelimesinin ne mana taşıdığını bilmek gerekiyor. Çünkü bu çok hassas bir konu olduğundan niyetlerimizi İslam akidesine ters düşmeyecek bir şekilde almamız gerekiyor.İlim her zaman seyri suluk yapanların bir rehberi ve önderi olmuştur.Bu konudaki doğru ölçülerimiz bizi hedefe taşıyan en önemli unsurdur.Bir davranış niyete göre hem haram hemde helal olabilir.Dolayısıyla himmete karşı olanların bunun inceliğini bilmediklerinden, ve bu olaya ters baktıklarından kaynaklanmaktadır.

Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi , kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşımaktadır. Kelime kökü Arapça "hemm"in manası ise iyi olsun kötü olsun, herhangi bir şeyi yapmaya yönelmek demektir .Himmet ise sadece iyiye yönelmek manasını taşımaktadır. Kelime manasıyla düşündüğümüzde, insanın beyni her zaman faliyet halindedir ve devamlı surette değişik yönlere yönelmektedir. İnsanların kimi sadece dünyevi , kiminin ise uhrevi istek ve arzuları vardır. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre değişmektedir. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez.

Şunu çok iyi bilmemiz gerekiyor ki himmet kader dairesi içinde sınırlıdır. Şu ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere "Rasulüm de ki: Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim." (A'raf/188) Diyerek her şeyin Yüce Allah'ın takdirinde olduğunu açıkça belirtiyor. Büyük arif İbnu Atâ (Kaddesellâhü Sirrahül Azîz) Hikem adlı eserinde "Himmetler ne kadar büyük ve hızlı olursa olsun kader sınırlarını geçemez." buyurmaktadır.Dolayısıyla dünyada cereyan eden bütün olaylar Allahın idaresi altında gerçekleşiyor .Şefaatin kaynağı , himmetin kaynağı ve her şeyin kaynağı da hiç şüphesiz Cenabı Allah'tır.Zaten bunun tersinide düşünün hiçbir akıllı yoktur.

Bugün hayatımızda himmet deyince akla yardım geliyor.Bir kişinin "bir velinin himmetiyle müşkülüm çözüldü" derken, mürşidimin bana yaptığı dua başka bir yönüyle Kudret kapısınından çıkan izin ile bana yardımı ulaştı sıkıntımdan kurtuldum demeyi kastediyor. Böyle bir himmeti hiç kimse inkar edemez bu islamın özüne uygundur. Yaratıcı ancak Allah'tır ondan başka güç kuvvet sahibi de yoktur.Bu meseleyi ve bunun gibi tasavvufi meseleleri kasıtlı olarak anlamak istemeyenlerin aklına şaşmamak mümkün değildir .Çünkü Allahın yağmurları indirmekle vazifeli melekleri olduğu gibi canları kabz eden meleği vardır.Bu Allahın gücüne bir eksiklimidir ki evliyanın himmeti eksiklik olsun.

Bugün bilim adamları yüzlerce kilometre öteden telepati yöntemiyle nasıl iletişim kurulabileceğini araştırılmaktadır. Bu olayın savaş gibi büyük çileler döneminde olağan üstü yaşanan örnek olaylardan yola çıkan bilim adamları bir çok denekler üzerinde çalışılarak uzak mesafelerden nasıl transa geçerek olara nasıl mesajlar göndere bilineceğini araştırmaktadırlar.Bu konunun yabancıların bile ilgisini çekmiş olması ve hiçbir zaman ulaşamayacakları bir iş üzerine caba göstermeleri onların bu konuya olan ilgilenmeleri bu konunun önemini göstermektedir. İslam dünyasının içinden çıkan binlerce evliyanın kültürümüze hiç de uzak olması ve içimizden çıkmasından dolayı , himmeti halkımıza anlatmak daha kolay olsa gerek. Çünkü bu konuda yaşanan örnekler o kadar çoktur ki anlatmakla tükenmez.

Allahu Teala sevdiği dostlarına evliya diyoruz.Onlar ki her alanda insanlığın hizmetine kendilerini adamışlar ve bir karşılıkta beklemezler .Bu bağlamda dünyada zayıflar güçlülere, fakirler zenginlere, hastalar doktorlara, cahiller alimlere muhtaç edilmiş; kendisine maddi-manevi imkan ve nimet verilenler de, onu muhtaçlara ulaştırmakla görevlendirilmiştir. Allahu zülcelal bir kudsi hadiste şöyle bildiriyor: "Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklaşan kulumu sevdiğim zaman, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana sığınırsa onu himaye ederim. Benden bir şey isterse kendisine veririm." (Buhari, İbnu Mace, Ahmed)

Nitekim büyük müfessir Fahruddin Razi bu konuyu şöyle açıklamaktadır: "İnsan büyük bir bağlılık ve samimiyetle Allahu Tealâ'ya itaate devam ederse, Allah'ın, onun gözü ve kulağı olurum buyurduğu bir makama yükselir. Allah'ın celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakını işittiği gibi uzağı da işitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakını gördüğü gibi uzağı da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakındakine, uzaktakine, her şeye gücü yeter." (Mefatihu'l-Gayb)

Buradan da kolayca anlaşılacağı üzere Allah evliyalara tabiri caizse bir kredi vermiştir.onlarda verilen bu kredi karşısında insanlara yardım edeceklerine söz vermişlerdir. Aksi halde böyle muntazam bir özellik fasıklara verilseydi kim bilir hangi günah peşinde olurlardı .

Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir şerden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-ı Hakk'a yönelmesidir. (Cürcani)

Kâmil mürşidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu da denir.

himmet ve yardım farklı boyutlarda, cereyan eden bir metafizik olayı olduğundan anlaşılması zordur.Bu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenlerin, himmetin ne manaya geldiğini kavramaları ise zordur… Burada anlatmak istediğim en önemli konu; evliyanın varlığı himmetin ta kendisidir .Bunu sakın unutmayın .Kim ki velilik kavramını kabul ediyorsa himmeti de kabul etmek zorundadır.

Himmet, tasavvuf kapısında Allahın Rahmetiyle temizlenmiş , takva ile süslenmiş ilahi bir lütuftur. Maneviyat sahibi kulların Allah'ın izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir.. Maddi şartları engel teşkil etmez aksine talep eden herkese ve eli ulaştığı heryere yardım, terbiye ve takviyeyi kendilerine vazife addetmişlerdir. Bu tasavvufun büyük bir nimetidir, çünkü sen uzakta olsan bile içinde bulunduğun sıkıntını havale edebileceğin bir yer vardır . Anlaşılması kolay olsun diye şöyle bir örnek vermek istiyorum .Günümüzde uzakları yakın eden telefonlar vardır. Mesela yangın çıkınca hemen 110 nolu telefonu aramamız yeter.Hırsız eve girdi 115 telefon açıp şikayette bulunuruz işte tasavvuftaki himmette buna benzer.Başı sıkışan mürit tabiri caiz ise hemen 25 25 telefon çevirir gibi estağfirullah diyerek tövbe ederek mürşidinden yardım ister. Mürşidi onun sıkıntıda olduğunu anlar ama bu anlama boyutu faklı farklıdır. Şöyle ki bazen teferruatıyla anlar bazen sadece bir şeylerin kötü gittiğini sezer bezende anlayamaz. İşte incelik buradadır .Benim mürşidim her zaman benim ne yaptığımı bilir anlar dersen küfre düşersin. Tasavvuf münkirlerine de kendine güldürürsün çünkü onlar cahil sofiyi pek severler .

Himmet, Allah'ın bir rahmetidir. Cenab-ı Hak, Dostları vesilesi ile dilediğine yardım eder, müşküllerini çözer.Bu Allahu Tealanın adetullahıdır. Allah sebebler dairesi içinde olaylara yön vaermektedir. Peygamber olsun, veli olsun, diğer varlıklar hepside vasıtadır.

İşte kâmil bir veli, darda kalıp kendisinden yardım isteyen bir mümine ilahi izinden sonra bu nur ile yardımcı olmaktadır. Mesafe ne olursa olsun, kalbi ilahi nur ile cilalanmış kamil bir veli, Allah'ın izni ve dilemesiyle dünyanın her yanını görebilir, her sesi işitebilir, her yana el uzatabilir. Bu, Allahu Tealâ'nın dilediği kulları için kolay ve mümkün. Ancak bu nimeti kime, ne zaman, ne ölçüde vereceğini Cenab-ı Hak tayin eder.