Hak Üzere Olmak Allahın Üzerimizde Hakkıdır

Dünya yaratıldı yaratılalı yeryüzü hakk ile batılın mücadelesine şahitlik etmektedir. O halde, hakk nedir batıl nedir, bu konuların bilinmesi hem dünya hem de ahiretimiz açısından son derece önem arzetmektedir.

Hakk (El-Hakk); Yüce Allah'ın mübarek isimlerinden olan Esmâ-ül Hüsnâsından biridir. Varlığı lâzım olan, hiç yok olmayan, dâimâ var olan ve kendisinden başkası yaratmaya lâyık olmayan, mevcut olan anlamlarına gelmektedir. Sözlük anlamı ise bâtılın zıddıdır. Hukuk kelimesi, hakk kelimesinin çoğulu olup, her doğru olan ve değişmeyen şeye de hakk denir. Dini anlamda hakk ise Yüce Yaratıcımızın, yarattığı biz kullarına emrettiği ilahi emirlerdir. K.Kerimde; "İşte böyle; çünkü Allah, hakkın tâ kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın tâ kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür." (1) buyrulmaktadır. Hakk, Allah'ın emrettiği istikamettir. Hiç bir zaman değişmez, değiştirilemez. Her zaman ve zeminde doğru, gerçek ve üstün olandır.

Hakk konusunda bilgili olmak zorundayız. Çünkü Hakk gerçeğin tâ kendisi olduğuna göre Hakk yolu bulamayan kişi, sapıklıktadır. Hakkı bulamayan, batıla sapar, inkar eden ebedi mutluluktan mahrum kalır. Haktan uzak olan, hem dünyada hem ahirette perişan olur. Bu husus yüce kitabımız Kuranı Kerimde; "Hakk gelince, bâtıl (şirk, puta tapmak) gider. Bâtıl, her zaman gidicidir." (2) şeklinde anlatılmaktadır.

Hadisi Şeriflerde anlatıldığına göre; Ölüm, Kabir, kabirde Münker ve Nekir denilen iki meleğin ölüye suâl sorması haktır. Kabirden kalkıp Arasât meydanında hesap vermek için toplanmak, dünyâda yapılan amellerin hesâbını vermek haktır. Amellerin tartılması, Cehennem üzerinde bulunan ve üzerinden geçilecek Sırat denilen köprü haktır. Cennet'in mü'minler için, Cehennem'in de kâfirler için olduğu haktır.

Fakat, her yol hakk değildir. Çünkü ; Hak birdir, bâtıl ise sayısızdır. Allah'ın gönderdiği dinler hak olanlardır. Tek Allah'a îmanı esas alan ve yalnızca O'na kulluk ve ibâdeti emreden dinler Hak dinlerdir. Temelini, Allah'ın birliğine îman ve sadece O'na ibâdet esası teşkil eden inançlar haktır. Hakka batıl, batıla da hakk demek insanların akıbeti açısından olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Çünkü; Batıla hakk veya hakka batıl demek zulümdür. Böyle demek, Allah'a iftiradır. Bu tutum içinde olanın inancı yoktur. İnancını kaybedenin de yapmayacağı kötülük yoktur. Bu tutumlarında ısrarlı olan kimseler kurtuluşa eremezler.

Hz. Adem (A.S) ile başlayan insanlık tarihi, hak ile bâtılın mücadelesine şahitlik etmeye devam etmektedir. Bunca asırlık süreçte Hak'kı daima Peygamberler temsil etmiştir. Batılı da Peygamberlerin getirdiği esaslara karşı olanlar savunmuştur. Halbuki, Hakk gelince batıl elbette gitmeye mahkumdur. K.Kerimde; " Böylece hakk yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı." (3) "Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır." (4) şeklinde anlatılmaktadır. Hakkın ilk temsilcilisi de Hz. Adem (A.S) dır. Batılın ilk savunucusu ise Şeytan olmuştur. Habil, vahiy kaynaklı olan hakkın, Kabil ise batıl saflarının ilk ferdini oluşturmaktadır. Peygamberler daima Hakkı, iyiliği insanlara bildirmiş, Şeytan, Kabil, Firavun, Nemrut, Karun ve Ebu Cehil gibilerde daima batılın saflarında yer tutarak, Hak'ka karşı baş kaldırmışlardır.

O halde; Hakk üzere yaşamak için daima Hakk yolunda olmak, Allah'ın istediği gibi inanmak, O'nun emirlerine uygun hareket etmek, her halini Allah'ın razı geleceği şekilde düzenlemek ve Peygamberlerin bildirdiği gibi yaşamakla mümkündür. Ancak, Hakk üzere yaşamaya çalışmanın da bir çok zorluğu vardır. Her tercih bir bedeli beraberinde getirmektedir. Hakkı tercih eden insanların ilk zorluğu nefisleriyle mücadele etmeleridir. Çünkü, nefsler devamlı kötülüğü emredicidir. Hakkı yaşamak, hak için yaşamak zor olanı tercih etmektir. Hakk yolda sıkıntı, horlanma, baskı ve zulümler insanın yakasını bırakmaz !.. Hakk yolda bir kısım maddi ve sosyal imkanlardan mahrumluk sözkonusu olabilmektedir. Hakkı yaşamak isteyen kimse; Hakkın hatırını hiçbir hatıra feda edemez. İnsanların reva gördükleri kötü muameleler, onları asla haktan alıkoyamaz. Hakk yolda olanlar inanç ve davasından asla taviz vermez, batıla tenezzül etmezler. Sıkıntı, bela, musibet ve fitnelere göğüs gererler. Bu konuda, Rasulullah (S.A.V.) : "Hakk için zillete katlanmak, batılla izzetli görünmekten şerefe daha yakındır. Kim bâtıla dayanarak izzet kazanmak isterse, Allah haksızlık yapmaksızın onu zilletle cezalandırır." (5) buyurmaktadır.

Hakk yolu tercih edenlerin başına gelen musibetlerin hikmeti; yaşanılan ve meydana gelen olayların bir imtihan sebebi olması, sebatkârlarla sebatsızların, azimlilerle azimsizlerin bilinmesi, sabırlılarla sabırsızların, samimilerle samimiyetsizlerin ortaya çıkması, Haktan yana olanlarla, batıldan yana olanların belli olması içindir.
Hakk uğruna çile çekenlerin başında Peygamberler gelmektedir. Bu yüzden insanlar içinde sıkıntının en şiddetlisine Peygamberler maruz kalmıştır. Onlardan sonra da derecelerine göre diğer sahabe, tabiin ve din büyükleri gelmektedir. Evliyalar, alimler ve diğer inanç sahibi insanlara da derece derece sıkıntılar gelmektedir. Kişi dinine bağlılığına göre belaya uğrar, musibete maruz kalır. Dinine bağlılığı kuvvetli ise, musibeti de şiddetli olur. Bunun hikmeti, başımıza gelen sıkıntı bela ve musibetlerle günahlarımızın dökülüp gitmesidir. Bu konuda; Sevgili Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem); "Dünya mü'minin zindanı kafirin cennetidir" (6) buyurmaktadır. Cennetin güzelliği karşısında dünya gerçekten de zindan mesabesindedir. Diğer taraftan cehennemin dehşeti karşısında bir kıyaslama yapılacak olursa dünya hayatı kafir için bir cennet hükmünde sayılır.
Yine; "Musibet, günahsız olarak yer yüzünde dolaşacak bir hale gelinceye kadar mü'min kulun yakasını bırakmaz."(7) buyrulmuştur. Manevi makam ve derecelere ulaşmış olan bu ümmetin büyükleri, başlarına gelen sıkıntı, bela ve musibetlere sabır ve teslimiyetle göğüs gerdikleri için büyük insanlardan olmayı başarmışlardır.
Hakkın terk edilmesi durumunda toplum düzeni sarsılır, anarşi artar ve huzur bozulur. İnsanlar mutsuz, yarınlarından umutsuz olur. İmansızlık bunalımı doğar, toplumsal suçlar ve intiharlar artar. Her iki dünyada da sıkıntı ve azap kişilerin yakasını bırakmaz. Bu yüzdendir ki; azabı istemeyen hakka uymaya zorunludur!..

Müminler hak mücadelelerinde her zaman aynı imtihanla karşı karşıya kalmışlardır. Bu geçmiş ümmetlerde de böyle olmuş, şimdi de olmakta, elbette gelecekte de böyle olmaya devam edecektir. Değişmeyen en önemli şey hakkın her zaman üstün geldiğidir. İnkarcıların hepside bir araya gelip ortak hareket etseler bile, yine de hakkın üstünlüğüne engel olamayacaklardır.

Allah bu gerçeği Kuran-ı Kerimde şöyle bildirmektedir; "Hakkı batıl ile örtmeyin ve hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) siz (gerçeği) biliyorsunuz." (8) "Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. (9) Şüphesiz, Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana Kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) Hainlerin savunucusu olma." (10) "Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın...." (11)

Hakk üzere olan kimseler ; Allah'a karşı gelmekten sakınırlar, Allah'ı büyük tanır, O'na şükrederler, Allah'ın Peygamberlerine tabidirler, kendilere hak olarak gönderilen kitaba uyarlar. Azgın ve kıskanç değildirler, Allah'ın nimetlerini görür ve Allah'ı çok zikrederler. Bize öğüt olarak indirilen K.Kerimi okuyup, onu dinlerler. Hidayet üzeredirler, Allah'a şükür ve hamd içindedirler.

Mali gücü yeterli olduğunda hacca gitmek, kadınlarının mehirlerini vermek, O' nun verdiği nimetlerin kıymetini bilmek, sağlık ve ömür nimetini yerinde değerlendirmek ve bizzat Kendisine (C.C) kulluk üzere olmak, Allah'ın kulları üzerindeki hakkıdır.

Yine; her şart altında hiç çekinmeden hakkı söylemek, Haktan ve adaletten ayrılmamak, Allah'tan korkup sakınmak ve Kuran'la hükmetmek, din dışı yaşantıların içyüzünü, adaletsizlik ve zulmü ortaya çıkartıp doğru olanın yapılmasını tavsiye etmek, güzel ahlakın önderliğini yapmak, örnek mümin olmak, İman, amel ve ahlak konularında insanları hakka ve güzele davet etmek gibi hususlarda Allah'ın biz insanlar üzerindeki hakkıdır. Bu husus; Yüce Kitabımız Kuranı Kerimde; "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (12) diye anlatılmaktadır.

Öyleyse, Kuran-ı Kerimde; "Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır." (13)

"Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O'nadır." (14)

Yine; "Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka." (15) buyrulmaktadır. Hadis-i Şerifte de; "İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, aralarında dini üzerine sabreden, avucunda ateş tutan gibidir." (16) diye anlatılmaktadır. İşte bu hüküm ve tavsiyelerde anlatılan uyarılara kulak vererek hayatımızı Ehli Sünnet İtikadı üzere bir istikamette düzenleyelim. Kendimize Allah'ın dostluğunu kazanmış kamili mükemmil insanları veli, rehber, dost, mürebbi ve mürşid edinelim.

Allah (c.c) tüm inananlara hakkı hak bilip, hakkı sahiplenmeyi ve hakkı tavsiye edip, hak üzere yaşamayı nasip etsin. 

İsa DİKMENLİ / e-mail: isadikmenli@hotmail.com

KAYNAKLAR :

1) Hac sûresi / 62
2) İsrâ sûresi / 81
3) Araf Suresi / 118
4) Araf Suresi / 181
5) Deylemi /Müsned / Feyzül Kadir.
6) Müslim / Ebu Hureyre (r.a) dan
7) Timizi
8) Bakara Suresi / 42
9) Bakara Suresi / 147
10) Nisa Suresi / 105
11) Maide Suresi / 8
12) Al-i İmran Suresi / 104
13) Mümtehine Suresi / 1
14) Teğabün Suresi / 3
15) Asr Suresi / 2-3
16) Câmi'ü's-Sağîr / 3- 3779