Yaşlı Bakım Hukuku / Dr. Nazan Atalay

0
43

Röportaj: Sevim KARTOL

Yaşlılık nedir? Kime yaşlı diyeceğiz?

Yaşlılık kişiden kişiye, toplumdan topluma, zamana ve bakış açısına göre farklılık arz eden bir kavram olduğundan tanımlanması güç kelimelerden biridir. Yaşlılık, ele alındığı bilim dalına göre farklı şekillerde açıklanabilmekle birlikte İslam hukuku çerçevesinde ele alındığında özellikle İslam hukukunun temel kaynakları arasında yer alan Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet’te yaşlılığın, ömrü yeten herkesin yaşayacağı, hayatın zorunlu merhalelerinden biri olarak ifade edildiği görülür. Kur’ân-ı Kerîm’de yaşlılık, insanın güç ve kuvvet döneminden sonra yaşayacağı zayıflık dönemi olarak anlatılmaktadır. (Rûm 30/54; el-Mü’min 40/67). Yaşlılık dönemini insanın doğması, yetişmesi ve ölmesi gibi hayatın tabiî seyri içinde yaşamın bir parçası olarak gören Kur’ân-ı Kerîm bu döneme dikkatleri çekmektedir. Sünnet’te yaşlılık, gençliğin mukabili olan hayatın doğal bir merhalesi, ölümden önceki son aşama olarak anlatılır. İnsanların, ölüm gelmeden önce bu aşamanın kıymetini bilmeleri ve bu merhaleyi iyi değerlendirmeleri istenir. Klasik fıkıh kaynaklarında ise yaşlılık ve yaşlılarla alakalı özel bir bölüm veya başlık bulunmadığını ifade etmek gerekir. Klasik dönem hukukçularının yaşlılıkla alakalı görüşlerinin ve yaşlıları ilgilendiren hükümlerin, fıkhın farklı konuları (Tahâret, namaz, oruç, hac, zekât, cihat, nafaka, ahvalü’ş-şahsiyye vb.) arasında dağınık bir halde bulunduğu görülür. Yaşlılığın malum bir durum olması sebebiyle hayatın bu aşamasını ifade eden belirli ve özel bir tarif yapma ihtiyacı hissetmemekle beraber bir kısım âlimin, yaşlılık dönemini, özelliklerini ve bu dönemi yaşayan kişileri yani yaşlıları tarif ve açıklamaya yönelik tanımlar getirmeye çalıştığı da görülmektedir. Bu tanımlarda insanların bu merhalede karşılaştığı problem ve değişimleri ifade etmeye çalışanlar olduğu gibi bu aşamayı veciz ifadelerle anlatanların olduğu da kaynaklarda görülmektedir. Klasik dönem hukukçularına göre yaşlılık daha çok kişide meydana getirdiği etkiler, değişimler ve belirtilerle ifade edilmeye çalışıldığı gibi modern dönem hukukçu ve âlimlerinin yaşlılık tariflerinin de benzer şekilde olduğu görülebilir. Mesela modern dönem hukukçu ve araştırmacılarının benzer ifadelerle ortaya koydukları yaşlılık tarifi şu şekildedir: “Yaşlılık hayatın merhalelerinden bir merhaledir. O hastalık değildir. İnsanın biyolojik olarak değiştiği, başka bir şekle büründüğü bir dönemdir. Olduğundan daha iyi bir dönem olmayacak. Uzuvların çoğunda zayıflık eşlik eder. Ve algılanabilir bir güç ve canlılık kaybı eşlik eder. Daha sonra her şeyin bitmesi gibi bu dönem de biter.”

Yaşlılığın ortaya konmasından sonra kime yaşlı diyeceğiz sorusunun da cevabı belirmeye başlıyor. Çünkü yaşlı, bu dönemi yaşayan kimse olup fukahâya göre yaşlı; gençliği biten, yaşı ilerlemiş olan ve bu sebeple şeri hükümleri yerine getirme konusunda zayıf olup bu acziyetinin kuvvete geri döndürülmesinden de ümidi olmayan kimse olarak tarif edilmektedir. Özetle kime yaşlı diyeceğiz sorusuna şu şekilde cevap verilebilir: Yaş sebebiyle düşkün olan kimseye yaşlı denir. Yani bakıma olan ihtiyacı yaştan dolayı olan kimsedir. Yaşlılık kişiye, topluma, zamana göre değişim gösteren bir olgu olduğundan bunu bir yaşla sınırlamak doğru olmamakla birlikte emeklilik, sigorta gibi sistemlerin işleyişini kolaylaştırmak ve karışıklığa meydan vermemek adına çoğu ülke bir yaş sınırını kendine esas almıştır. Nitekim ülkemizde de hâlihazırda bu yaş, altmış beş olarak kabul edilmiştir. Ancak zamanla bu yaş sınırının daha yukarı çekilmesi de söz konusu olabilecektir.

Yaşlı bakımını nasıl bir çerçevede ele almalıyız?

İnsan ömrünün hızla uzadığı ve nüfusun büyük bir bölümünü yaşlıların oluşturduğu günümüzde bakım konusu hassasiyetle ele alınması ve incelenmesi gereken bir meseledir. Tarih boyunca yaşlılara bulundukları toplumun şartları çerçevesinde bakılmış, bakım meselesi bugünkü boyutta bir probleme dönüşmemiştir. Ancak günümüzde yaşlı nüfusun hızlı bir şekilde artışı, yaşam koşullarının değişmesi gibi faktörler dünya genelinde bir problem haline gelen bakım meselesinin yeniden ele alınmasını ve yaşlı bakımı ile alakalı sorumlulukları bilmeyi icap ettirmiştir. İslam’da yaşlı bakımının dinî ve hukukî bir çerçevede ele alındığı görülmektedir. Ancak yaşlı bakımının dinî ve hukukî bir yükümlülük olmasının dışında her şeyden önce insanî ve ahlâkî bir sorumluluk olduğu; ancak ne din ne de hukukun bu mükellefiyeti insanların vicdanına terk etmeyerek gerekli düzenlemeleri gerçekleştirdiği ve bireyleri dinî-hukukî olarak bu sorumluluğun yerine getirilmesi noktasında zorladığı da görülmektedir. İslam hukukunda bakım yaşlının maddî manevî tüm ihtiyaçlarını gidermeyi içerir. Bu da kişinin fiziksel ihtiyaçlarının giderilmesi, sağlık, psikolojik, aklî, toplumsal ihtiyacının gözetilerek dinî mükellefiyetlerinin yerine getirilmesine yardımcı ve destek olunmasıdır.

Yaşlıların bakım hakkına dayanak teşkil eden hangi esaslardan söz edilebilir?

İslam’da yaşlıların bakım hakkını ortaya koyan ve bu hakka dayanak teşkil eden birçok esas söz konusudur. Bu ilkeler; dinî esaslar, geleneksel ve kültürel yapı ile yasal düzenlemeler çerçevesinde gözlemlenebilir. İnsanın değerli ve saygın bir varlık olduğu, bu değer ve saygınlığının korunması gerektiği, yardıma muhtaç insanlara yardım etme, merhamet, ebeveyne itaat ve hürmet edilmesi, yaşlandıklarında himaye edilerek ihtiyaçlarının karşılanması, iyiliğin karşılığının iyilik olduğu şeklindeki emir ve tavsiyeler, yaşlı bakımına dayanak teşkil eden ve yaşlıların bakılma hakları olduğunu ortaya koyan dinî esaslar arasında sayılabilir. Aynı şekilde tarih boyunca tüm zamanlarda ve toplumlarda hatta dinlerde yaşlılara saygı, merhamet, onlara bakım ve gözetim temel değerler arasında yer almıştır. Toplumların geleneksel ve kültürel yapılarının ortaya çıkmasında etkili bir unsur olan dinlerde Allah Teâla’nın insanlara, yaşlılara itaat edilmesini ve hürmet gösterilmesini emrettiği görülür. Kadın, çocuk, yaşlı, köle gibi toplumun zayıf kesimini oluşturan insanların diğer kişilere nazaran bakıma daha çok ihtiyaç duydukları ve onlara hassasiyetle eğilmek gerektiğini toplumların sahip olduğu din öğretilerinde, geleneksel ve kültürel yapılarında görmek mümkündür. Mesela bu algının bir yansıması olarak bazı Osmanlı padişahlarının toplumun dezavantajlı kesimine gösterdikleri hassasiyet, bakım ve ilginin bir gereği olarak “zahrü’l-fukarâ ve’l-mesâkîn, hâmî’z-zu‘afâ ve’l-mazlûmîn” şeklinde lakaplarla anılmaları yaşlıların bakım hakkına dayanak teşkil eden geleneksel ve kültürel yapıya örnek gösterilebilir. Aynı şekilde Osmanlı topraklarını ziyaret eden ve gözlemlerde bulunan seyyahların, objektif bakış açısı ile dile getirdikleri sözleri, Osmanlı toplumuna yerleşmiş olan geleneksel ve kültürel yapıya yani yaşlıların bakım hakkına dayanak teşkil ilkelere işaret etmektedir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.