Tevhidi Düşüncenin Medeniyet ve Sistem İnşası / Prof. Dr. Osman Şimşek

0
105

Tevhidî düşünce ne demektir? Tevhidî düşünce bize nasıl bir düşünce alanı açar ve günlük hayatımıza nasıl yansır?

Tevhid, Allah’ın birliğini ifade eden bir anlayıştır. Allah’ın birliğini ifade etmekle birlikte, İslâm dininin temel inanç akidesini oluşturur. Dolayısıyla tevhid, bu noktada İslâm’ın içtimai sosyal hayatının dünya üzerinde düzen kurucu bir vasfa sahiptir; fakat biz genellikle tevhidi ilahiyatın konusu içerisinde Allah’ın tekliği üzerinden ele alıp konuyu oraya hapsetmişiz. Hâlbuki tevhidin bu noktada içtimai ilimlerle, içtimai dünya anlayışıyla alâkalı ele alınış biçimi var. Biz Batılılaşma sürecinden itibaren, özellikle son 200 yıldır tevhidin sadece inanç boyutuyla ilgili bir kavramsal noktada ele alan yönüne odaklanmışız; onun hayat tarzına yön veren, İslâm’ın kâinat düzenini kuran ana kanun olma vasfını unutmuşuz. Bugün tevhid kavramını tekrar sosyal bilimlere kazandırarak, bunu yeniden harekete geçirerek, İslâm medeniyetinin kıyamete kadar bütün zamanlarda, bütün her şeye yönelik bilgi üretmenin ana unsurunun tevhid üzerinden tevhidî düşünceye dayalı bir özelliğinin var olduğunu yeniden gündeme getirmek istiyoruz. Dolayısıyla tevhid bu noktada temel kavram olarak karşımıza çıkıyor. Bu yönüyle tevhid, kâinat düzenini kuran ana kanun olma vasfından dolayı, her şeyi madde ve mana bütüncüllüğü üzerinden, görünen ve görünmeyen bütüncüllük üzerinden düzenleyen bir hakikati ifade ediyor. Dolayısıyla bu görünen ve görünmeyen üzerinden her şeyi düzenlemesi, aynı zamanda tevhidin ilmî yöntemini oluşturuyor, İslâm medeniyetinin bütün zamanlara yönelik ilmî bilgi inşa etme yöntemini ortaya koyuyor.

Bunu ayetlerle de desteklemek istersek, Zümer sûresi 62. ayetinde, “Allah her şeyin yaratıcısıdır.” buyrulur. Burada her şeyi iyi anlamak lazım; kâinat, gökler, yerler, bütün bunları anlamaya yarayan ilimler, astrofizik kanunları, astronomi ilmi, temel fen bilimlerindeki fizik, kimya, sosyal bilimlerdeki iktisadi üretim ilişkileri, cemiyet, insan, kültür, kültürlerin birbirleriyle münasebetleri, girişimcilik vesaire. Hem fen sahasında hem sosyal hem sağlık sahasında, mühendislik sahasındaki her şeyi, dolayısıyla ayete dayandırarak her şeyin yaratıcısı olduğu için, her şeyi ilim kanununa göre oluşturduğu için, tevhid ve tevhide dayalı geliştirilen tevhidî düşünce anlayışı bütün zamanlara yönelik, her şeyi içine alan evrensel bir kâinat işleyiş kanunu, bilgi üretme yöntemi olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla tevhide böyle bakmak gerekiyor. Tevhidin bizim için önemli yanlarından biri de bu noktada, ilk ayet “Oku!”. Genellikle son 200 yıldır Batı’ya karşı medya vesaire çeşitli şeylerden dolayı biraz da aşağılık duygusu içerisine girmekten, biz hep sadece “Oku!”ya odaklanıyoruz; fakat ayetin devamına baktığımızda, “Yaratan Rabbin adıyla oku!” denilince, bu okumanın nasıl yapılacağının bir yöntemi ortaya çıkıyor burada. Emir kipiyle, “Yaratan Rabbin adıyla oku!” Bu okumayı biz nasıl yapacağız; İslâm geldiği andan 800 yıl önceki Platon’a göre mi, Aristo’ya göre mi? İslâm bir yöntem veriyor bize. Bu okumayı tevhid yöntemine göre, bir olan Rabbinin ilmî yöntemine göre yapacaksın. O zaman da başka bir şey devreye giriyor tevhid üzerinden.  Düşünce yöntemi üzerinden bir bilgi üretilmesi ilişkisi ortaya çıkıyor bunun altından, bir medeniyetin düşünce yöntemi üzerinden bilgi üretilmesi meselesi ortaya çıkıyor. Nasıl okuyacağız; tevhide göre okuyacaksın. O zaman, tevhidî düşünce yöntemine göre her şeyin okunması devreye giriyor. Hira Dağı’nda ilk emir. Dolayısıyla bu ilk emre baktığımızda, daha medeniyet kurulmamış; zina, kumar, içki yasak edilmemiş. Ama o ilk ayetle beraber artık kıyamete kadarki bütün zamanlarda, bütün teknolojik evrelerde, bütün toplumsal süreçlerde tevhide göre okuyacak bir anlayış üzerinden bilginin oluşması gerekiyor. Medeniyet, sistem, ilimler, fizik ilmi, kimya ilmi, matematik ilmi, sosyal bilimler, bütün o ilimler hepsi bir yöntem üzerinden ortaya çıkıyor. Demem odur ki, İslâm ilk önce tevhid üzerinden düşünce yöntemini kullanarak dünya sisteminin nasıl olacağını ifade ediyor.

Tevhide göre bir düşünce yöntemiyle bu okumayı yapacaksın. Ne zamana kadar; kıyamete kadar. Biz bunu kaçırmışız. Biz orada “Oku”ya takılıyoruz, ama arkadan gelen düşünce yöntemi üzerinden üretilen bilgi bir medeniyet kurucu unsurdur. “Düşünce yöntemi nedir?” dediğimizde, bir medeniyetin ya da toplumun insanının dine, dünyaya, siyasete, ahlaka, kültüre, eşyaya ya da maddeye, olaylara, eğitime, paraya, servete, sermayeye, sanayiye, girişimciliğe, gençliğe, aileye, kadına, velhasıl toplum hayatındaki bütün beşeri, kültürel ve içtimai olay ve olgulara, yani tüm şeylere nasıl, nereden ve hangi temel öncüller merkezinden bakılacağının ilmî yöntemini ortaya koymak işlemidir düşünce yöntemi. Biz düşünce yöntemimizi kaçırmışız. İslâm’ın kendi içindeki dinamiklerini parça parça alıyoruz, ama bir bütün dâhilinde İslâm’ın hangi düşünce yöntemine göre bilgi ürettiğini bilmiyoruz. 200 yıldır bunu unutmuşuz. Zaten şu anda bunun büyük bir girdabını yaşıyoruz. Dolayısıyla tevhidî düşünce kavramıyla beraber önce düşünce yöntemine dikkat çekerek, tevhidî düşünce yöntemi üzerinden yeniden bir toplum inşası, yeniden bir toplum sistemi, İslami hayat tarzını, insan-toplum ilişkilerinin düzenini nasıl koyduğunu, eşyaya ilmî yaklaşımın nasıl olduğunu hep bu tevhidî düşünce yöntemi üzerinden ortaya konulan bir gerçeklik olduğunu ifade etmek istiyoruz. Burada da temel kavram, bütün bunları ilmî noktaya taşıyan düşünce yöntemi kavramıdır.

Medeniyetler alternatif akım gibi inişli çıkışlıdır. Bazen yükselirsiniz, bazen düşersiniz, bazen tekrar yükselirsiniz. Büyük medeniyetler zaman zaman bitkisel hayata girer, ama oradan tekrar çıkarlar. İslâm’ın bugün yeniden dünya yapısına bugünkü teknolojik düzey de dâhil yeniden bir hayat nizamı olarak ortaya çıkma, yeni zamana göre kendi özüne uygun yorum yaparak bilgi üretmeyi yeniden sağlayabilmesi için kurucu düşünce yöntemine ihtiyaç vardır. Bu kurucu düşünce yöntemimiz de tevhidî düşünce yöntemidir.

Tevhidî düşüncenin içtimai düzen kurucu medeniyet ve sistem inşası vasfını bizim kadim kültürümüz geçmişte nasıl ele almıştır? 

Dünyanın son 2500 yıllık döneminde iki medeniyet var. Bizim üniversitelerde okuduğumuz, özellikle sosyal bilimlerde okuduğumuz modern Batı tarihi üzerinden dünya tarihini okuyoruz ve onların kavramsallaştırması, düşünce yöntemi üzerinden okuduğumuzu bilmemiz lazım. Dünyada son 2500 yıllık zaman diliminde, yani milattan önce 6. yüzyılda, Tales’in kurmuş olduğu İyonya Okulu Batı’nın modern tarihi temellendirmesinin referans noktasıdır. Yani 2500 yıllık tarihi okuyoruz Harvard’da, Cambridge’te, Oxford’da. Ana dönem itibarıyla oradan bu tarafa doğru geliyoruz Batı’nın kendi içindeki süreç itibarıyla. İki medeniyet var. Bu 2500 yıllık zaman içerisinde eski Yunan çok kısadır, arkasından Roma gelmiştir bir 300 yıl. 395’te ikiye ayrıldı, 460’lı yıllarda Batı Roma yıkıldıktan sonra 5. yüzyıl Batı dünyası dünya siyaset sahnesinden çıktı. 13. yüzyıla kadar bir tane adam yetiştiremediler, “sıfır”. 7. yüzyılda İslâm geldi, 19. yüzyıla kadar dünyaya yön verdi. 19. yüzyıldan günümüze kadar da Batı Medeniyeti hâkim. Dolayısıyla bu 2500 yılın 1200 yılında İslâm Medeniyeti dünyaya yön vermiştir, fakat biz maalesef modern literatüre göre okuduğumuz için burayı pas geçiyoruz. Tevhide dayalı bir içtimai anlayış, başta Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi vesellem döneminde, sonra halifeler, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar hep tevhid anlayışına göre bütün sistemlerini kurmuşlardır. 7. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar hâkim bir yapıyı kurdukları için, sürekli biz tevhide göre kuruyoruz demiyorlar. Temel kabuller neler, onlar üzerinden devam ediyorlar. Dolayısıyla Gazali, İbnü’l-Arabi, El-Birûni, Ahmet Yesevî, Âhi Evran, İbn Haldun, Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin hem dergâhtan gelip hem de üniversite hocası olan Aziz Mahmut Hüdâyi Hazretleri gibi pek çok insanımız hep tevhidî düşünceye göre bilgi üretmişlerdir. 19. yüzyıla kadar böyledir, yani ortaya koydukları bütün şeylerin muhtevası tevhid anlayışına göredir. Ama sistem hakim bir yapıda olduğu için, “Biz tevhide göre bilgi üretiyoruz.” demeye dahi gerek duymuyorlar. Nasıl ki bugün biz liberal iktisat okuyoruz, lisans derslerine baktığımızda, hiçbir hoca “Ben liberal iktisat okutuyorum.” demiyor. “Durkheim böyle dedi, Keynes şunu söyledi.” Hâlbuki hep liberal iktisadı anlatıyor, çünkü hâkim sistem. Biz gözden kaçırıyoruz.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.