Sonsuzluğa Hazırlık: “ÖLÜM EĞİTİMİ” / Dr. Vahdeddin ŞİMŞEK

0
443

Dünya toplumları ölüme nasıl yaklaşmaktadır? İnsan-ölüm ilişkisi açısından konuyu değerlendirir misiniz? Ölüme dair kaygılara, insan tekilinin tepkilerine dair neler söylenebilir?

Ölüm tüm insanlık için ortak bir son, acı veren bir durumdur. Ölüm, insan var olduğu sürece var olan ve bir gölge misali insanı takip eden de bir olgudur. Geçmiş toplumlarda hayatın içerisinde daha çok varlığını hissettiren ölüm, sekülerleşmenin ve teknolojik gelişmelerin etkisiyle artık insanların ondan kaçmak istediği veya onu inkâr ederek ondan kurtulmak istediği bir olaydır. Yaşanılan savaşlar, pandemik salgınlar bu durumu daha da derinleştirmiş, sonucunda bireylerin ölüm kaygısının/korkusunun da artırmasına neden olmuştur. Ölüme yönelik kaygılar, korkular bireyin sadece kendi ölümlülüğü ile ilgili değildir. Bir yakınının ölümü kişinin psikolojisini olumsuz olarak etkilemekte ve dolayısıyla hayatı boyunca ölüm, yaşanmak istenmeyen bir tecrübe hâline dönüşmektedir. Bu durum toplumsal olarak da istenmeyen bir olgu haline dönüşmüştür ki artık mezarlıklar şehrin en uzak noktalarına yapılır hale gelmiş; ölümler hastanın sıcak yatağında değil, hastanelerin soğuk odalarında gerçekleşmeye başlamıştır. Ölen kimse kurtulması gereken “kirli bir ceset” olarak nitelendirilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla oluşan korku-kaygılar, insanları “ölmemeye”, daha uzun yaşama isteğine, ölümsüz olma tepkileri vermeye itmiştir. Bugün insanları dondurup yıllar, hatta yüzyıllar sonra uyandırma ya da kan değişimi yapılarak daha uzun yaşayabilme düşüncesinin uzun zamandır gündemde olmasının nedenlerini buraya bağlamak mümkündür.

Ölümün dinî öğretime konu edilmesine dair düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Din, doğası gereği değişmez bir kavram olmasına karşın toplumsal ve tarihsel süreç içerisinde insanların dine bakışı değişmiş, dolayısıyla din ile ölüm arasındaki ilişki değişkenlik göstererek süregelmiştir. Genel olarak dinlere bakıldığında her dinin, müntesiplerini ölüm, yokluk ve hiçlik karşısında yaşanan kaygıya karşı koruduğu söylenebilir. Bu noktada ölüm ve din arasındaki ilişkide dinlerin ortaya koydukları ahiret inancı önemli bir yere sahiptir. Dinin ahiret hayatıyla ilgili açıklamaları ölümün kabullenilmesinde ve hayata uyum sağlanmasında insan için bir teselli ve tatmin kaynağı olmaktadır.

Ölüm konusu çocukların da gündemindedir. Çocuklar, ölüm konusunu daha küçük yaştan itibaren merak etmekte, sormakta ve sorgulamaktadır. Bu sorulara cevap aranan yerler başta anne-babanın olduğu ev ortamı, arkadaş çevresi, internet dünyası ve okullar olabilmektedir. Çocuklar, yetişkinler gibi din ve ölüm arasında bir ilişki kurmakta ve ölüme dair cevapları dinde ve onun öğretiminin yapıldığı derslerde aramaktadır. Bu yönüyle din derslerinde ölümün anlatılması bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla ölüme cevap veren bir kurum olarak din ve onun öğretiminde, çocukların söz konusu sorularına pedagojik bir zeminde cevap vermeye çalışılması, çocuğun ölüme dair doğru bilgilendirilmesi açısından önemlidir. Dahası din öğretimine konu edilecek ölüm, çocukların hurafe bilgiler ile yaşadığı kaygının azalmasına katkı sağlayacaktır. Bu durum da çocukların dengeli bir kişilik oluşturma süreçlerini destekleyecek, sorumluluk alma ve sorumluluklarını yerine getirme becerisini de geliştirecektir. Bazılarının eleştirdiği gibi din öğretimi içerisinde ölüm, salt korku ve kaygı oluşturan bir konu olarak sunulmaktadır. Ölüm, ahiret hayatı aşamaları kapsamında daha yumuşak bir söylemle öğretilmektedir. Bu da çocukların bilişsel, duyuşsal gelişimine katkı sağlayacağına inanıyorum.

İslam’da ölüm konusu Kur’an ve Sünnet kaynaklarına göre nasıl anlatılmaktadır?

İslam inancına göre hayat, “ruhun bedene girmesi”, ölüm ise “ruhun bedenden ayrılması” şeklinde tanımlanmaktadır. Kur’an’a göre ölüm, insanın karşısına her an çıkabilir ve insanların “ne zaman” ölecekleri daha önceden Allah tarafından belirlenmiştir. Kur’an-ı Kerim’de yer alan pek çok ayette dünyadayken yapılan her şeyin ahirette bir karşılığı olacağı açıklanmıştır. Dolayısıyla dünya üzerinde geçirilen yaşam geçicidir, asıl yaşam ölümden sonraki dünyadadır. Sadece dünya yaşamına inanan insanlar mutsuz olmaktadır. Oysaki ölümün ardındaki hayat sonsuzdur ve orada mutsuzluk yoktur. Dolayısıyla insanların ulaşmayı amaçladıkları hayat da ahiret olmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de yaşatmanın karşıtı olarak imâte (canlının hayatına son verme) ve teveffî (ruhu kabzetme) kavramları geçmektedir. Yirmi bir ayette imâte, iki ayette kazâ-i mevt (birinin ölümüne hükmedip bunu gerçekleştirmek) ve on iki ayette teveffî kökü Allah’a nisbet edilmiştir. Bunların dışında ölümü gerçekleştirme eylemi (teveffî) altı ayette çoğul sîgasıyla meleklere, iki ayette “melekler” anlamında Allah’ın elçilerine (rusül) izâfe edilmiş, bir ayette de Azrâil “melekü’l-mevt” şeklinde ifade edilmiştir. Yine Kur’an-ı Kerim’de ölümle ilişkili olarak, “Allah’ın her canlı için takdir edilen hayat süresi ve bu sürenin sonu olan ölüm vakti” anlamına gelen ecel kavramıyla birlikte ve “ruhun cesetten ayrılması, beddua, bir kimsenin başka birini öldürmesi” gibi anlamlarda kullanılan katl kavramı sıklıkla zikredilmektedir. Bu kavramların dışında Kur’an-ı Kerim’de ölümü ifade eden farklı kavramlar da kullanılmaktadır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.