Şeytan Olmasa Ne Olurdu ? / Abdulkadir Yılmaz

0
151

İnsanları inkâra ve her türlü kötülüğe teşvik eden şeytan niçin var? Bizim iyi olmamızı isteyen Tanrı, yine bizim yoldan çıkmamıza ve kötü işler yapmamıza en büyük vesile olan şeytan ve avanesini niye yarattı? Sonra da “Buna sakın uymayın.” diye ayetlerde niçin uyarıyor? Böyle uyaracağına şeytan ve taifesine bu imkânı vermeseydi daha iyi olmaz mıydı? Yine çok merhametli ve iyiliksever Tanrı, yeryüzünde kötülüklere ve kötülere neden izin veriyor, onları niye yaratıyor? İnsanlar arasında adaleti niye göremiyoruz? Eminim ki işte bu tür sorular her inanan insanın aklına gelmiştir, gelebilir de… Sonuçta insan zekâsının bir çalışma yöntemi olması hasebiyle bu tür sorular ve vesveseler hayatımızın da kaçınılmaz gerçeğidirler. Ama işin olumsuz tarafı bu tür sorular yüzünden inançlarını yitiren bir hayli insanın varlığıdır.

Ayrıca şu da bir hakikat ki bu tür sorulara herkesi tatmin edici bir cevabın verilmesi, insana iki dünyalı bir varlık olduğunu (dünya-ahiret) kabul ettirmeden mümkün değildir. Yani bir ülkede, hukuk kuralları en kusursuz ve uygulayıcıları en mükemmel insanlar da olsalar, mutlak bir adaletin bu dünya şartlarında sağlanabileceğini söylemek imkânsızdır. Mesela üç kişiyi öldüren bir kişiye hangi cezayı verseniz üç canın karşılığı olabilir? Onun bir canını almak, üç kişinin adil karşılığı olacak mıdır? Yaratılıştan kusurlu, özürlü, engelli olanlar sağlam insanlardan haklarını nasıl alabilirler? Sağlam bir kişinin gözünü kavgada çıkarsanız, hangi dünyevi ceza bu gözün bire bir karşılığı olabilir?.. Bunları çoğaltmak mümkündür. Bu dünya şartlarını böyle değerlendirmek kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Adaletin burada yarım kalması ise ilâhî adaletin gerekliliğinin en büyük kanıtıdır.

Özellikle ateistler ölümden sonraki hayata inanmadıkları için onlara; ahiret hayatından, mutlak adaletin orada tecelli edeceğinden, insanın iki dünyalı bir varlık olduğundan ve denge kavramının iki dünya birden düşünüldüğünde gerçekleşeceğinden bahsetmenin bir anlamı yoktur. Nitekim kötümserliği temele alan ateistler; “Beş duyu organıyla kavradıklarımız dışında başka dünya yoktur.” tarzında düşündükleri için ahireti inkâr etmişler ve dünyadaki kötülükler yüzünden umutsuzluğa düşmüşlerdir. Kısaca özetlersek; kötülük problemini iyi niyetle aşamayanlar, Allah, din, iman ve ahiret inançları olmadığı için kendi kaoslarının anaforunda boğulmuşlardır.

Bu mevzu uzun ve tartışmalı bir mevzudur. Bu makalede kısaca “şeytanın” varlığının nedeninden ve hikmetinden bahsetmeye çalışacağım. Nasip olursa başka bir yazımda da “nefs ve kötülük” üzerine bir şeyler söylemek isterim.

Allah’a ve O’nun gönderdiği dinlere inananlar açısından konuyu ele alacak olursak diyebiliriz ki; Allah (c.c.) mutlak hayır, sonsuz iyilik ve sonsuz güzelliktir. Şeytan, Allah tarafından yaratılmış şer bir programdır… (şeri yaratmak şer değildir). Allah, hem cin kökenli bu şer varlığı hem de Adem’i yarattı. Meleklere ve İblis adındaki bu şer varlığa, Adem’e saygı ve hürmet göstermelerini emretti. Melekler tamamen iyilik oldukları için hemen itaat ettiler. Ancak şerre göre dizayn edilmiş olan İblis, yaratılışı gereği isyan etti. “Ben ondan daha hayırlıyım.” diyerek Allah ile Adem üzerinden hammadde üstünlüğünü merkeze alan ırkçı bir diyalektiğe girişti. Bunun sonunda İblis, melekût âleminden uzaklaştırıldı.

İblis, Adem’in yaratılmasına paralel olarak iblis oldu. Kıyamete kadar da insanlarla iletişim ve etkileşim halinde bulunmasına izin verildi. İblis, şerrin ana programı; bu ana programın her insana yansıyan kopyalarına ise şeytan deniyor. Adem’in İblis’i vardı. Her insanın da bir şeytanı var.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.