Neoliberal İktisat Düzeninin Açmazları ve Karz-ı Hasen Modeli / Dr. Mustafa Sancar

0
134

Röportaj: Ahmet Sayar

Günümüzde neoliberal iktisat düzeninin açmazları nelerdir? Cari sistemde yoksulluğun kısırdöngüsü nedir? Mevcut iktisadi sistemler bu probleme nasıl yaklaşmaktadırlar?

Bildiğiniz üzere neoliberal iktisat; kapitalizmin günümüzdeki son versiyonudur. Kapitalizmin temel önermeleri arasında bize vaat ettiği birkaç tane ana unsur var. Bunlardan başta geleni rekabet ile üretimin, yani zenginliğin maksimizasyonudur. Oluşan bu zenginlik ve tüketimin de toplumda mutluluğu maksimize etmesi öngörülmektedir. Bu doğrultuda işsizliğin de minimize olması beklenmektedir. Birkaç asır önce ortaya konan bu öngörülerin performansına baktığımızda üretimin maksimizasyonu hedefinde başarılı bir performans ortaya konduğu görülmektedir. Yani dünya tarihinde hiç olmadığı kadar yüksek bir üretim var ve sistem bu konuda başarılı. Ancak, refah oluşturmada yani oluşan üretim ve gelirin tüm kesimlere ulaşmasında ise çok ciddi bir başarısızlığı var ve bu giderek de artıyor.

2010 yılında dünyadaki en zengin 300 küsur birey dünyanın ikinci yarısı olan yüzde 50’lik, yani yaklaşık 4 milyar diyebileceğimiz bir insan nüfusunun toplam zenginliği kadar zenginliği elinde tutuyorken; pandemi öncesinde bu sayı 27 kişiye düşmüş durumda. Muhtemelen pandemi sonrasında bu gelir dağılımı daha da bozuldu ve bu sayı daha da düştü… Yaşanan gelir dağılımı bozukluğu giderek kontrol edilemez bir noktaya gitmekte ve sosyal çatışmaların da ortaya çıkacağı bir duruma doğru bizi sürüklüyor. Bunun en basit örneğini biz de yaşıyoruz: Göç. Tabii ki savaşlar da var bir yandan; ama onun dışında da, insanlar artık kendi yaşadıkları bölgelerde, ölümü göze alarak oradan göç edecek derecede bir yoksullukla karşı karşıya kalıyorlar. Gelir dağılımı bozukluğu derinleştikçe bu daha da artacak.

Gelir dağılımı bozukluğu sadece ülkeler arasında yaşanmıyor. Aynı zamanda ülkelerin kendi içinde de ciddi bir sorun haline geliyor. Mesela Fransa’da Sarı Yelekliler protestolarını haberlerden sıklıkla duyuyoruz. Protestoların sebepleri kısmen değişebiliyor, ancak hakikaten sistemden rahatsız olan ciddi bir topluluk var. Çünkü ülkeler içerisinde de gelir dağılımı ciddi ölçüde bozulmaya başladı. Amerika’da “Wall Street’i İşgal Et” eylemleri oldu, tırcıların Kanada ve Amerika’da son dönemde birtakım yol kapatma eylemleri oldu. Yani içerideki gelir dağılımı bozukluğu arttıkça giderek yayılan bir protesto dalgası ve sosyal çatışmaya doğru götüren bir yapı görüyoruz.

Neoliberal iktisadın bir diğer açmazı da kaynak kullanımı. “Her birey kendi çıkarlarını maksimize etmeyi amaçlar” ve bu da rekabet oluşturarak verimliliği arttırır şeklindeki kabul, sistemin “çatışmacı ve yarışmacı” diye özetleyebileceğimiz bir paradigmayı benimsemesine sebebiyet vermektedir. Bu çatışma hali de ekonomide ciddi bir verimsizlik oluşturuyor. Sadece ekonomik olarak değil, sosyal olarak da. Mesela günümüzdeki önemli sosyal problemlerden biri olan bireyin yalnızlaşması da bu çatışmacı paradigmanın bir yansıması esasında… Egoyu baz alan bu yapı sürekli çatışarak güçlü olmaya çalıştığı için, sonu gelmez çatışmalara yol açıyor. Hem bireysel bazda, hem ekonomik olarak, şirketler arasında, hem de çevremizde bunu görüyoruz. Sürekli genişlemeyi baz alan, sürekli büyümeye dayanan ve bunu dayatan, ama bunu yaparken de inanılmaz bir tüketim ve verimsizlik oluşturan bir yapı var. 

Üçüncü bir sorun da; gelecek kuşakların kaynaklarını yerine konamaz bir şekilde tüketmemiz. Döngüsel ekonomi diye bir kavram var. Kâinatta yaratılış itibariyle sürekli bir dönüşüm var esasında ve o fıtratı bozmazsanız, o sürekli döngü içerisinde herkes hem yaşamını idame ettiriyor hem de kaynaklar tekrardan yerine konuluyor. Örneğin biz bir şeyleri yiyoruz, ölüyoruz, bizi kurtlar yiyor ve sonra onlarda ölüp toprağa gübre oluyorlar, gıdalar bu besinleri tüketerek yeni nesillere gıda oluyorlar gibi… Ama günümüzdeki aşırı tüketim nedeniyle tekrardan yerine konabilecek kaynakları biz temmuz ayı civarında bitiriyoruz. Maalesef kalan 5 ayda tükettiğimiz kaynaklar yerine konulamayacak olan kaynaklar…

İşte bu üç temel ayakta neoliberal iktisat başarısız oldu, ama üretim tarafında çok başarılı oldu.

Yoksulluk niye kısırdöngüye dönüşüyor? Çünkü fakirliğin olduğu bölgelerde üretim faktörlerinden olan emek mevcut; ancak üretim yapabilmek için gerekli finansman, teknoloji, know-how tarafları yok. Diğer faktörler olmadan ihtiyaç duyulan üretim yapılamıyor. Bu faktörler için gerekli kaynaklar da gelir dağılımı bozukluğundan dolayı zengin ülke ve bireylerde toplanmış durumda. “O servet belli ellerde dolaşan bir güce dönüşmesin.” (Haşr, 59/7) ayetine tam da mugayir olarak. Dolayısıyla, buradaki kısırdöngünün kırılabilmesi için gerekli kaynaklar ilgili topluluklara transfer edilmediği için, maalesef, o yoksulluk kısırdöngüsünden çıkılamıyor. Bu yüzden bu kadar zenginliğin olduğu bir noktada dünya nüfusunun yaklaşık yarısı fakir. Küresel olarak üretim tarafında fazla var, eksik yok. Mesela dünyada her yıl 12 milyar insana yetecek kadar gıda üretiliyor; ama dünyada 860 küsur milyon insan düzenli açlık çekiyor ve her sene çoğu çocuk 15 milyon insan da açlıktan ölüyor. Yani esasında üretimde yaklaşık %50 fazlamız var; ama bu gelir dağılımı bozukluğundan dolayı, israftan dolayı, maalesef, bu kaynaklar çok kötü kullanılıyor ve burada oluşan zenginlik refaha dönüşmüyor, sadece belli ellerde temerküz ediyor. Bu da çok ciddi bir insan acısı ve zulüm üretiyor. Bu kısırdöngüyü kırabilmek için o kaynakların tabana doğru yayılması gerekiyor. İslami açıdan da bakarsak, esasında ideal bir Müslüman’ın zekât verebilir ve kendi ayakları üzerinde durabilir konumda olması lazım. Fakirliğin insanın onuruyla yaşayabilmesinin önünde de ciddi bir engel oluşturduğunu görüyoruz.

Yaptığınız çalışmaların ana unsuru olan karz-ı hasen’e dayalı finans, mikrofinans modeli deyince ne anlamalıyız? Mikrokredi yönetimine dayalı modellerde kavramsal ve pratik anlamda neler var? Bu modelde faiz yükü söz konusu mudur?

Karz-ı hasen güzel borç manasına geliyor. Karz, borç demek. Eğer borcu siz faizle verirseniz, o da karz, ama faizli bir karz oluyor. Karz-ı hasende, ticarette işleterek kazanabileceğiniz kârdan feragat ederek borç kullandırıyorsunuz. Birçok ayet-i kerimede Allah-u Teâla karz-ı hasenin kendisine verilmiş bir borç gibi olduğunu belirtiyor ve kat kat fazlası ile ödüllendirileceğini belirtiyor. İslami ekonomik rasyonel birey açısından sosyal ve manevi çıktıları gözetildiğinde, karz-ı hasen oldukça verimli bir yatırım. Tabii ki bir karşılık beklemeden sadece Allah rızası için yapılması olayın daha da öte bir boyutu… Ancak iktisadi rasyonelite açısından baktığımız zaman, bir Müslüman birey açısından oldukça rasyonel bir fiil olarak karşımıza çıkıyor.

Geçmişe nazaran günümüzde maalesef toplumda karz-ı hasen kullanımı çok azalmış durumda. Günümüzde hibe-sadaka tarzı hayırlar daha yaygın ancak karz-ı hasen ayrı bir ihtiyaç. Mesela, engelli, yaşlı, çocuk gibi çalışıp, para kazanamayanlara sadaka ve zekât verilmesi gerekir. Ama iş yapabilir konumda olan bir insana karz-ı hasen verilerek kendi onuruyla dilenmeden ekonomik olarak ayakta durabilmesini sağlamak, hem manevi hem maddi olarak çok daha bereketli. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.),

“Miraç gecesi cennetin kapısının üzerinde, ‘sadaka on misli ile karşılanır, borç ise on sekiz misli sevap ile karşılanır’ yazılı olduğunu gördüm. Cebrail’e ödünç vermenin sadakadan üstün olmasının sebebi nedir diye sordum. Cebrail, ‘çünkü dilenci yanında olduğu halde dilenir. Hâlbuki borç isteyen kimse, ancak muhtaç olduğu için borçlanır’ diye cevap verdi.” (İbn Mace, “Sadakât”, 19) demektedir. Sadaka alan kişi geri ödemeyeceği için ihtiyacı olmadığı sadaka isteyebilir. Ancak karz-ı hasen alan kimse sadece ihtiyaç duyduğu için borç alıyor; çünkü onu ödemekle yükümlü. Hele bu resmi kayıt altına alınarak yapılırsa kötü kullanımların önü büyük oranda alınmış olacaktır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.