Maneviyat Gelişimi ve Karakterin İnşası / Dr. Faruk Kanger

0
57

Röportaj: Ali Yavuz

Her şeyden önce, temel karakter eğitiminde hedeflenen erdemler nelerdir? Hiç olmazsa bilişsel olarak bu eğitimin neresindeyiz?

Öncelikle ‘eğitim’ kavramından biz bugün ne anlıyoruz, bunu bir ortaya koymamız gerekir. Bugün kullandığımız ‘eğitim’ ve ‘öğretim’ kavramları öğrenmek ve öğretmek adına içine her türlü iyiyi, güzeli koyduğumuz bir sepet gibi çok genel kavramlar. Kavramlar uzun zaman içinde içerik ve anlam çerçeveleri çizilmiş sözcüklerdir. İslami açıdan baktığımız zaman ‘eğitim’ talim, terbiye, tedris, tedip, tebşir, inzar, tavsiye, irşad, tasfiye, tezkiye, tergib, terhib, tehzib, tenbih, telkin vb. daha birçok kavramı kapsam ve içerikleriyle içine alması gerekir ki bunlar Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sahabeleri tedip ve terbiyesinin (eğitiminin) çok önemli boyutlarını ifade etmektedir. Hâlbuki bunları duymamış öğretmen bile vardır bugün.

İslami gelenekte eğitimin en güzel karşılığı ‘edeb’ kavramıdır. Zira Hz. Peygamber’in şu hadisinde bizatihi ‘edeb’ kelimesi geçer ve şöyle tercüme edilebilir: “Rabbim beni tedip(terbiye) etti ve terbiyemi ne güzel yaptı.” (Suyuti, Camiu-s Sağir, c.1, s.12.) Ümmeti için üsve-i hasene olarak tayin edilen Allah Rasülü’nün (s.a.v.), Rabbi ile arasındaki eğitim münasebetini bu şekilde açıklaması üzerinde kapsamlı ve derin düşünmemiz gerekir. Zira İslam düşünürleri ‘edeb’ kavramına aklın, nefsin ve ruhun terbiye edilmesi, iyi hasletler kazanmak; doğrunun yanlışa, hakkın batıla karşı savunulması gibi anlamlar yüklerler.

Bugün ise dünyada Batı kaynaklı ve Batı kültürü ve değerlerine yaslanan bir eğitim anlayışı hâkim. Batıda Aydınlanma devriyle başlayan, sanayileşme devriyle şekillenen ve 19. ve 20. yüzyıl modernleşmesiyle zirveye çıkan bu akımın temel karakteristiği, seküler (dinî ve manevi olandan uzak) pozitivist (rasyonel bilimci), parçalı (insanın zihinsel ve davranışsal gelişimine odaklı) olması ve sadece iyi dünya vatandaşı (çok üreten, çabuk tüketen) yetiştirmeye odaklanmasıdır. Hâlbuki bu, İslam’ın yetiştirmek istediği insan tipiyle taban tabana zıttır. İslamî tedip (terbiye); (i) Allah’a güzel kul yetiştirmek için, (ii) insanın zihinsel ve bedensel gelişiminin yanında manevi gelişimini, (iii) davranış eğitimi yanında ahlâk (karakter) eğitimini, (iv) İlahî Cemalî sıfatların bir tecellisi şuuruyla insanlığın faydası için üreten ve paylaşarak ölçülü tüketen, (v) dünyevi kariyer basamakları kadar ebedî uhrevi varoluşsal mertebeleri kateden bir insan yetişmesini arzu eder.

Bu noktadan baktığımızda, hayatı bu dünyadan ibaret kabul eden seküler modern eğitime göre; varlığı ruhlar âleminden başlatıp mahşerden cennete kadar uzanan bir sonsuz hayat tasavvuruna sahip İslami eğitimin (talim, terbiye ve tedip) erdemleri bilişsel, duyuşsal ve davranışsal amaçların daha derininde ve ötesindedir. Şu birkaç âyet-i celile ve hadis-i şerif bu hakikati idrakimize sunar durur:

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlât sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı yağmur gibidir ki onun bitirdikleri ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah’ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.” (Hadîd, 57/20) “… Bu dünya hayatı, aldanma metâından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 3/185) “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır.” (Teğâbûn, 64/15) “Ey insanlar! Allah’ın vaadi haktır, dünya hayatı sizi aldatmasın.” (Fâtır, 35/5)

“Kimin kaygısı âhiret olursa Allah onun zenginliğini kalbine yerleştirir, iki yakasını bir araya getirir ve dünya zelil bir şekilde ona gelir. Kimin kaygısı da dünya olursa Allah onun fakirliğini iki gözü arasına koyar ve onun iki yakasını bir araya getirmez; kendisine de ancak onun için takdir edilen dünyalık ne ise o gelir.” (Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 30)

“Kaygısı en büyük insan, dünya ve âhiret işlerine önem veren mümin kimsedir.” (İbn Mâce, Ticâret, 2)

İslam dünya görüşü dünyayı ahiret lehine kullanmayı, dünya ve ahiret dengesini kurarak ebedi cennete ulaşmayı hedefler. Bugün dünya ve ahiret dengesinin dünya lehine bozulduğunu görüyoruz. Uhrevi ve manevi olanın yok sayılması anlamına gelen sekülerleşme aslında insandaki dünyevi cazibelere kapılan nefs ile uhrevi güzelliklere râm olan ruh arasındaki tezadının nefs lehine bozulmasıdır. İnsanın tarihiyle eş zamanlı var olan bu mücadele hep vardır ve devam edecektir. Dünya tarih boyunca kurulan medeniyetlerin ürettikleri ve yaşattıkları değerler de onların toplumsal bilincindeki dünyevi ve uhrevi kodların güçlü olmasına bağlı olarak şekillenmiştir.

Bugün din eğitimi veren modern çağdaş eğitim kurumlarının seküler anlayışı, eğitimi diploma ve sertifika amaçlı ve sayısal ifadelerle tanımlanan akademik başarıdan ibaret hale getirdi. Kariyer, statü, konfor, kazanç, tanınırlık, bilinirlik gibi olgular hayatın merkezine yerleşti. İnsanın karakter ve manevi gelişiminde, insana ve insanlığa kaliteli hizmet gibi nihai amaçlara ulaşmada belki birer geçici ve izafi araç olabilecek bu olgular genç nesillerin, ebeveynlerin hatta öğretmenlerin birincil öncelikleri haline geldi. Filhakika, pratik ateizmin sinsi bir boyutu olarak sekülerlik amaçlarına ulaşırken uhrevi ve manevi olanı yok saymaktadır. Din eğitimi de bundan nasibini almıştır.

Bugün insanın ontolojik gerçeğiyle uyum sağlayabilmesinde, en çok ihtiyaç duyduğu şey maneviyat gelişimi ve karakterin inşası. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise bu konuda en güzel örnek… Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bilindiği gibi İslam fıtrat dinidir. İslam eğitimi de fıtrata uygun, yani insanın yaratılışına tabiri caizse fabrika ayarlarına uygun olmalıdır. Yani eğitimin kaynaklandığı ihtiyaç, hedefleri, içeriği, materyalleri, kazanımları hep insan fıtratına ve ferdî mizacına uygun olmalıdır. Yani insan bir obje veya makine gibi ele alınarak şekil verilecek, yoğrulacak ve bazı işleri yapabilme yeterliği kazandırılacak bir nesne gibi görülemez. Yine insanlara bir sürü muamelesi yapılarak, onlarca insan bir mekâna doldurularak bireysel farklılıkları yani mizaçları ve eğilimleri dikkate alınmadan seri üretim tezgâhlarından geçirir gibi eğitimden geçiremeyiz. İnsanı gerçek sosyal bağlarından koparıp sosyal medya ağında tekâmül ettiremeyiz. Aile bağlarını, parçalanmış/bölünmüş ebeveynlerle aynı çatı altında aynı dairede farklı odalarda bir araya getirerek tesis edemez ve aile eğitimini gerçekleştiremeyiz.

Bugün eğitimi yeniden ve derinden düşünüp; köklerimize bağlı yeni İslami/Nebevi paradigmalarla inşa etmenin yollarını aramalıyız. Köklerden gövdeye; dallardan yapraklara ulaşarak meyve verecek tomurcuklar elde etmemiz gerekiyor. Bunu yapabilmek için de elimizdeki en önemli sermaye Allah’ın bize gönderdiği son “üsve-i hasene” olan Rahmet Peygamberi’nin (s.a.v.) yaşayışı ve sözleri hâlâ capcanlı önümüzde duruyor. O’nun üsve-i hasene olmasını sadece ibadetlere, muamelata ve itikadî konulara hasretmek O’nu anlamamak ve kıymetini idrak edememek olur. Çünkü o bir terbiye üstadı, bir öğretmen veya bir manevi rehber olarak da üsve-i hasenedir ve kıyamete kadar da öyle olacaktır. Bunun aksini düşünmek O’nun ahir zaman peygamberi olarak kıyamete kadar insanlığa yol gösterici olduğunu anlayamamak olacaktır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.