Kur’an’da Üstünlük Olgusu / Dr. Cumhur Demirel

0
197

Röportaj: Dr. Metin Serimer

Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hadislerinde “üstünlük” kavramına vurgu yapıldığı biliniyor. Üstünlük konusuna yüklenen anlam nedir? Hangi konularda üstünlük söz konusu edilmiştir?

“Üstünlük konusuna yüklenen anlam nedir?” sualinizle ilgili kısaca şunları söyleyebilirim:

“Üstünlük”, iki şeyden birinin herhangi bir vasıfta diğerine ziyadeliğini ifade eden bir kavramdır. Bu kavramın Kur’an’daki karşılığı “fadl”dır. Meşhur dilci Râgıb el-İsfahânî’nin yaptığı, daha sonraki bazı kaynaklarda da tekrar edilen “fadl” tasnifine göre bir şey başka bir şey karşısında üç yönden üstün olabilir. İlki cins bakımından “fadl”dır. Buna hayvan cinsinin bitki cinsinden üstünlüğü örnek verilebilir. İkincisi ise tür bakımından “fadl”dır. Bunun örneği de insanın diğer hayat sahiplerinden üstünlüğüdür. İsfahânî, insanın diğer birçok yaratıktan üstün kılındığını bildiren ayette (el-İsrâ, 17/70) tür bakımından “fadl”a işaret edildiğini belirtmiştir. Üçüncü kısım zat bakımından “fadl”dır. Burada ise bir şahsın başka bir şahsa üstünlüğü söz konusudur. “Allah rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kılmıştır.” mealindeki ayet (en-Nahl, 16/71) zat bakımından fadla delâlet eder. İlk iki kısımda üstünlüğün tarafının değişmesi söz konusu olamaz. Üçüncü nevi fadl ise arızi olup yitirilmesi ya da sonradan kazanılması mümkündür.

Gelelim “Hangi konularda üstünlük söz konusu edilmiştir?” sualinize.

Kur’an’ın tüm yaratılmışlar arasında oluşturduğu hiyerarşide en üst mertebeye insanı koyduğunu, insanlığın zirvesine peygamberleri, hassaten onların sonuncusu olan Hz. Muhammed’i (s.a.s.) yerleştirdiğini görmekteyiz. Peygamberler (a.s.) dışındaki insanlar arasına da üstünlük kriteri olarak “iman”, “takvâ” ve “ilim” olgularını koyuyor Kur’an. Ayrıca o, soy, millet, renk, dil vs. olguların birer üstünlük sebebi olmadığını, bunların insanın menfaatine olan farklı amaçlara hizmet ettiğini beyan ederek bu konudaki yanlış algıyı da tashih ediyor. İnsanlar arasındaki üstünlük meselesine kavimler bağlamında da yaklaştığını görüyoruz Kur’an’ın. Hatta “üstünlük” mefhumunun en yoğun işlendiği konular arasındadır bu bağlam. Bir zümre olarak, üstün kılınmış olmalarına en fazla atıfta bulunulan kavim İsrâiloğulları’dır. Bu kavim yaptıkları çeşitli taşkınlıklardan dolayı bu hasletlerini zaman içerisinde kaybetmişlerdir.

Kur’an’ın kulların işlediği ameller hususunda da üstünlük vurgusu yaptığına şahit oluyoruz. Örneğin, gizlice verilen sadakanın açıktan verilenden daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir Kur’ân. Bu beyan İslam dininin karakter eğitimine verdiği önemi de gözler önüne sermektedir. Kişinin iyi amelleri gizlice işlemesinin, onun karakterinin şekillenmesine yardımcı olacağı aşikârdır.

Kur’an takvayı en hayırlı azık, en hayırlı elbise olarak nitelemiştir. Allah katında en değerli olabilmenin yolunun takva sahibi bir kul olmaktan geçtiğini ifade buyurarak da söz konusu elbiseyi kuşananların üstünlüğüne işarette bulunmuştur. Ayrıca o, infak konusuna da değinmiş, zor şartlarda yapılan mali fedakârlıkların sıkıntılar bertaraf olduktan sonra yapılanlarla eşit olamayacağını bildirmiştir.

İnsanoğluna tahsis edilen nimetler dünyevî-uhrevî olarak iki gruba ayrıldığında akla bunlardan hangisinin daha üstün olduğu sorusu gelmektedir. Kur’an’ın bildirdiği ahiret nimetlerini, daha önce dünya hayatında benzeri görülmüş nimetler-ilk kez cennette görülecek nimetler olarak ikiye ayırmak mümkündür. Bu durum ahiret nimetlerinin kemiyet itibarı ile dünya nimetlerinden üstün olduğunu göstermektedir. Kur’an’da anlatılan dünya nimetlerinin çeşitliliğine ve meşruluğuna rağmen onu okuyanlar, ahireti gaye gösteren ve dünya hayatını ona nispetle süflî gören bir söylem fark ederler. Bu, Kur’an’ın insanı ahiret hayatına hazırlayıcı bir yol izlediğini göstermektedir. Çünkü eksiksiz bir huzur ve nimet ortamı yalnızca ahirettedir. Bununla beraber İslam insanın dünya nimetlerinden tamamen sarf-ı nazar etmesini ve ziynetlerini terk etmesini istemez. Onun tek istediği, ahiretin dünyaya tercih edilmesi, onun üstün tutulmasıdır. Çünkü dünya fani, ahiret ebedîdir. Ayetlerde, ahiret nimetlerinin keyfiyet itibarı ile de dünyevî nimetlerden daha üstün olduğu ifade edilmekte ve bu üstünlüğün mahiyetine dair işaretler verilmektedir. Buna uhrevî nimetlerin hesapsız oluşu, süreklilik arz etmesi örnek verilebilir. Cennette, yorgunluk adı verilen beşerî özellik de olmayacaktır. İnsana cennette sunulacak nimetlerin en üstünü ise onun kendisini yoktan var eden Yüce Yaratıcısının cemali ile müşerref olacak olmasıdır. Kur’an ayetlerine kula verilen nimetler penceresinden nazar edildiğinde, büyük üstünlükler elde etmek isteyenlerin bunların Allah’tan başkasının sınırlarını bilemediği ahirette olduğunu bilmesi ve yaşantısını buna göre tanzim etmesi gerektiği açıkça anlaşılacaktır.

Kur’an’ın mabetlere yönelik beyanları bu mukaddes mekânlar arasında da üstünlük bakımından bir hiyerarşi bulunduğunu göstermektedir. Bu mekânlar arasında ilk sıra Kabe’yi çevreleyen Mescid-i Haram’a aittir. Kabe’yi, dolayısıyla da Mescid-i Haram’ı bünyesinde barındıran Mekke şehri ise “Ümmü’l-Kurâ” olması yönüyle diğer şehirlerden öne çıkmaktadır. Kur’an’ın bazı zaman dilimlerini de üstün addettiğini görmekteyiz. Nitekim o, nüzulüne zarf olan geceye ve aya özel bir kıymet atfetmektedir. Bunun sebebi gayet açıktır. Zira varlık âleminde cereyan eden hâdiseler arasında Kur’an’ın nüzulünden daha büyüğü, daha önemlisi olmadığı gibi, kulların hayatlarında da Allah’ın (c.c.) planlamasını ve iradesini bundan daha iyi gösteren bir başka olay yoktur.

Kur’an’ın, sunduğu kıssalardan biri hakkında, “kıssaların en güzeli” manasına gelen, “Ahsenü’l-Kasas” tabirini kullandığını görmekteyiz. Sözü edilen kıssa Yusuf suresinde geçmektedir. Bu kıssa birçok itikadi, fıkhi, ahlaki, iktisadi, siyasi hakikatleri ve hikmetleri ihtiva ediyor olması hasebiyle her asırda insanların kendisinden alacağı ibret ve dersler bulunan bir kıssadır.

Kur’an’ın, söz ettiği karakterlerden bazılarının üstünlüğe dair yanlış algılarına da sıkça değindiğini görmekteyiz. Nitekim o, peygamberlerin gönderildikleri toplumlar içerisinde putlara, gök cisimlerine meleklere ve cinlere tapanlar; peygamberini ve din adamlarını rab edinenler bulunduğunu haber vermektedir. İnsanın bazen de üstünlüğe bizzat kendisinin lâyık olduğu vehmine kapılabildiğine dair örnekler sunmuştur Kur’an. Bu vehmi ise “kibir” olarak nitelemiştir. Kur’an’a göre “kibir” Allah (c.c.) hakkında övücü, insanlar hakkında yerici bir vasıftır. İnsanlara yönelik ciheti itibarı ile kibrin çeşitli merhaleleri olup başlangıç aşaması “ucub” yani kendini beğenmedir. Kur’an kibir konusunda önümüze, yanlış bir akıl yürütme neticesinde özelde Hz. Âdem’e, genelde ise insan türünün tüm fertlerine üstünlük iddia eden şeytan örneğini koymuştur. Cahiliye döneminde bazı kabilelerin mezarlıklardaki ölülerin adedi üzerinden birbirlerine üstünlük iddia etmeleri de kitlesel bir kibir örneği olup Kur’an bundan da bahsetmektedir. Kur’an’ın nehyettiği bir diğer kibir çeşidi daha vardır ki o da bu kalbî hastalığın en son mertebesidir. Kur’an’ın, “Allah’ın ayetlerine karşı büyüklenmek” olarak ifade ettiği bu zihniyet vebal olarak ilk iki merhaleden daha ağır olup neticesi daha vahimdir. Nitekim Kur’an, dünyevî güçlerine güvenerek Allah’a (c.c.) karşı üstünlük taslayan, kendilerini değerli ve önemli bilip halklarına da bunu kabul ettiren bazı kimselerin ahirette görecekleri ağır cezalardan bahsetmektedir. Onlardan biri halkını istihfaf ederek üstünlük iddiasında bulunan Firavun’dur. Kavminin, “Sizin en yüce rabbiniz benim” diyen Firavun’a itaat etmelerinin sebebini Kur’an, “Çünkü onlar fâsık bir kavim idi.” sözüyle açıklamıştır. Firavun’unkine benzer bir iddia da Nemrut tarafından ortaya atılmış olup Kur’an bu hadiseyi onun ismini belirtmeksizin kıssa etmiştir.

Kur’an’ın hedeflerinden biri de insanların amel algılarını tashih etmektir. Bu kabilden bir tashih faaliyetine, bazı insanların değerini takdir edemedikleri cihadın, ne denli üstün bir amel olduğunun beyan edildiği şu ayette şahit olmaktayız: “Hacca gelenlere su vermeyi, Mescidi Haram’ı onarmayı, Allah’a ve ahiret gününe inananla, Allah yolunda cihâd edenle bir mi tuttunuz? Allah katında bir olmazlar.” (et-Tevbe, 9/19)

Kur’an’da kadın-erkek hakkındaki hükümlerin farklı olması bazı Müslümanların dahi İslam’ın erkeğe, kadına nispetle daha fazla kıymet atfettiğini düşünmesine sebep olmuştur. Oysa bu durumun sebebi erkeğin Allah (c.c.) katında kadından daha değerli olması değil, bu iki cins arasındaki fiziksel ve ruhsal farklılıklardır. Biyolojik farklılık insaniyet bakımından artı veya eksi bir değer ifade etmemektedir. Bu farklılığın amacı insanın varlık âleminde devamlılığını sağlamaya yöneliktir. İslam’a göre Allah’tan başka her şey çift olup tek başına kâmil ve kendine yeterli olan yalnızca Allah’tır. O’nun dışında her şey kendi türünden olan bir karşı cinse muhtaçtır. Örneğin pozitif elektrik negatife, proton nötrona ihtiyaç duyar. Erkek-kadın açısından da durum böyledir. Onlar “insan” adı verilen soyutun fizikleri ve ruhları birbirinden farklı olan iki parçasıdırlar. “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.” (er-Rûm, 30/21) kavl-i ilâhîsi bu gerçeği vurgulamaktadır. İki cins arasında tam bir eşitlik değil, bir yetenek ve görev dağılımı söz konusudur. Bu dağılım aile için bir rahmettir. Zira bu onların birbirlerinin eksiğini tamamlamalarına imkân verir. Meseleye bu zaviyeden bakıldığında “Erkek mi, kadın mı üstün?” tartışmasının lüzumsuzluğu daha iyi anlaşılacaktır.

Kur’an-ı Kerim’in erkek-kadın arasındaki münasebetleri düzenlerken kullandığı ifadeler arasında en belirleyici olanı “kavvâmûn” lafzıdır. Bu kelime “Kavvâmü’l-mer’eti” şeklinde kullanıldığında “bir kadının işine bakan ve korunmasına önem veren ve işlerini idare eden kişi anlamına gelir. Medenî bir toplumda saadeti temin için âdil bir hukuk sistemi ve bu hukuku icra edecek bir otorite bulunma zorunluluğu vardır. Bu otorite ister devlette ister toplumun en küçük grubu olan ailede olsun her hâlükârda, sorumluluk altındadır. Erkeğin ailedeki sorumluluğu ona birtakım mükellefiyetler yüklemektedir. “Kavvâmü’l-mer’eti” deyimi, erkeğin kadına hâkimiyetini, fakat rastgele değil, erkeğin hizmetçilikle karışık hâkimiyetini ifade etmektedir. Bir taraftan erkeğin, diğer taraftan da kadının değer ve üstünlüğünü bildirmektedir.

Kur’an’da ayetler arası üstünlüğe dair açık bir nas bulunmamaktadır. Buna rağmen çoğu âlim böyle bir durumun mevcut olduğu kanaatindedirler. Böyle düşünenler üstünlüğün ekseriyetle mana ile alakalı olduğunu ileri sürmüşler, Allah’ı (c.c.) tanıtan, O’nun zât ve sıfatından bahseden ayetlerin anlam bakımından diğerlerinden üstün olduğunu iddia etmişlerdir.

Kur’an’da üstünlük ifade eden kavramlar, hangi üsluplarla, nasıl ifade edilmiştir?

Kur’ân, üstünlüğü ifade ederken genellikle, bu anlamı taşıyan kelimeler ve bu maksada mebnî kalıplar kullanmakla birlikte bazen de bu ikisi dışında farklı üsluplar kullanmıştır. Muhtelif ayetlerde yapılan karşılaştırmalar ve anlatılan meseller incelendiğinde, tüm bunların içerikleri bakımından çeşitli olguların üstünlüğüne delâlet ettikleri görülmektedir. Bazı ayetlerde hayırlı amellerin ilk faillerinin öne çıkarılmış olması, bu durumun da bir üstünlük sebebi olduğunu düşündürmektedir. Benzer amellere sahip zümrelerden birine, diğerine nispetle daha çok yer ve sıralamada öncelik verilmiş olması gibi durumlar da daha fazla zikredilen ve öncelik verilen grubun daha faziletli olduğu yönünde bir algı oluşturmaktadır. Genel geçer bir kural olmamakla birlikte umumiden sonra, hususinin zikredilmesiyle de üstünlüğün ifade edildiği vakidir.

Bir önceki sorunun cevabında da ifade edildiği üzere Kur’an’ın kendileriyle üstünlüğü ifade ettiği lafızların başında, “fadl” lafzı gelmektedir. “Fadl” kökünden türemiş bir fiil olan “faddale” lafzı “noksanlık ve eksikliğin zıddı” anlamına gelir. Kur’an’da, insanoğlunun diğer mahlûkata üstünlüğünden, insanların rızık bakımından birbirine üstünlüğüne varıncaya kadar birçok hususta üstünlük bu fiil ile ifade edilmiştir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.