Kadim Zamanlardan Günümüze Aile / Dr. Fatma ÇETİN

0
245

Röportaj: Sevim Kartol

Kadim zamanlarda ailenin yapılanması nasıldı? Aile hususunda insanlık ne tür aşamalardan geçti? Sadece çok dikkat çekici ve ilginç olan, düşündürücü aile yapılarını sizden dinleyebilir miyiz?

İlk olarak kelime tanımıyla başlayalım. Arapça olan “aile” kelimesi, “   ” kelimesinden türetilmiştir. “Âil” kelimesi sözlükte; maddi olsun manevi olsun kişiye yük ya da ağırlık veren her türlü şey anlamına gelir. Bu kökten kullanılagelen “aile” kelimesi, Tanzimattan sonraki yıllarda, putperest Roma döneminden bu yana ailenin kutsallığını ifade eden familya kelimesinin yerine ikame edilmeye başlanmıştır. Ancak anlam olarak kelimenin kökeninin ifade ettiği şekliyle yani “bir erkeğin geçimini sağlama ve bakmakla yükümlü olduğu hane halkı ve diğer kan bağıyla bağlı olduğu akrabaları” anlamına kavramlaşmıştır. Dolayısıyla “aile” kavramı böyle bir meşakkati içinde barındırmaktadır. Bu yönüyle Batı’nın “familya” anlayışından farklılık arzetmektedir.

Kadim zamanlarda “aile” yapılanması nasıldı sorusuna, ilk insan olan Âdem’in (a.s.) nasıl aile sahibi olduğuna bakarak cevap verelim. Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de varlık âleminde yarattığı ilk insanın Âdem (a.s.) olduğunu haber verir. Ardından onun bir parçasından eşini yarattığını öğreniriz. Âdem (a.s.) kocadır, Havva da onun eşidir. Demek ki “aile” insanlıkla beraber var olmuştur ve ailenin oluşumunda önce erkek vardır. Burada şu soru akla gelebilir: Bu fizikî manada sıralı yaratılış, Âdem (a.s.) ve eşi Havva validemizin Allah katındaki değerlerini etkilemiş midir? Bir anlamda Allah (c.c.) bütün insanların temsilcisi olan bu iki insana farklı muamelede bulunmuş mudur? İslam böyle bir ayrıma izin vermez. Çünkü Allah katında üstünlük, kişinin Allah’ın emir ve yasaklarına karşı tutumu ile mümkün olur, bu konu kulların değerlendirmelerine açık değildir.

Kur’an-ı Kerim’de hanımlarıyla beraber zikredilen başka peygamberler de bulunmaktadır. Bu peygamberlerin aileleriyle beraber yaşadıkları bazı tecrübelerden örnekler verilir. Son peygamber olan bizim peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın da (s.a.v.) aile hayatına işaret eden ayetler vardır. Yine Kur’an’da İmrân ailesinden, firavun ailesinden söz edilir. İmrân’ın eşinin Allah’a olan teslimiyet ve tevekkülünden örnek verilirken, Nuh ve Lut peygamberlerin eşlerinin nasıl helak oldukları anlatılır. Sorunuz kadim zamanlardaki aileler olduğu için bunun en iyi cevabını Kur’an-ı Kerim’de buluruz.

İnsanlık tarihi boyunca aile yapısında birtakım değişiklikler yapılmış olsa bile, meşru olan evliliğin hep üstün tutulduğu, zinanın ise kötü görüldüğü anlaşılır.

Aile üzerinden Allah’ın indirdiği din üzerinde büyük bir tahrif yapıldığı görülmektedir. Şöyle ki; geçmiş atalara kutsallık atfedilmiş ve bu ataların inşa ettikleri evler kutsal kabul edilmiştir. Böylece “ataerki” adı verilen bir güç ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde bilgisizce İslam aile yapısına atfedilen “ataerkil” aile yapıları, ilk önce Yahudilikte görülmüştür. Buna göre Yahudiler aileyi insanî bir ihtiyaç olarak görmekten çok, onu dinî bir topluluk haline çevirmişler, “atalar dini” adı verdikleri yeni bir ibadet türü ortaya çıkarmışlardır. Bunu evde uygulamak, olduğu gibi muhafaza etmek ve onu yeni nesillere aktarmak görevini baba üstlendiği için de babaya ruhanî bir hüviyet verilmiş ve bu sayede kendisinin aile bireyleri üzerinde sınırsız otoritesi olmuştur. Evlenmeyenler bu aile dinini devam ettiremeyecekleri için Yahudilikte bekâr kalmak büyük günah sayılmıştır.

Yahudi aile yapısındaki bu özeliklerin pek çoğu putperest Roma aile yapısına da aktarılmıştır. Roma ailesinde koca, geçmiş ataları takdis ederek ailede onların dinlerini yaşatmakla görevlidir. Bu yüzden maddi-manevi bütün hâkimiyet ondadır. Evlenmemek büyük günahtır. Yahudilikten farklı olarak putperest Roma ailesinde tek evlilik esastır. Kadının kısır olması, boşanma nedenidir. Çünkü koca, kendinden sonra yerine bırakabileceği bir erkek çocuğa sahip olmalıdır.

Hıristiyan aile yapısı Yahudi ailesine göre bazı ufak farklılıklar gösterse de temel olarak aynıdır ve aynı “ataerki” adı verilen özellikleri taşır. Putperest Roma dininde olduğu gibi Hıristiyanlıkta da ailenin yaşadığı ev bir kilise olarak kabul edilir. İsa Mesîh kilisenin başı olduğu gibi koca da ailenin başıdır. Onun üzerinde hiç kimse hâkimiyet oluşturamaz. Evlilik bağı kutsal kabul edilir. Bu yüzden boşanmak yasaktır. Ancak Hristiyanlıktaki ruhbanlık anlayışına göre evlenmemek de bir ibadet sayılır. Dolayısıyla aile böyle bir ikilemin arasında kalmıştır.

Yukarıda ifade ettiğimiz üzere tahrif edilmiş dinlerin hepsinde aile “dinî” bir kurum olarak kabul edilir. Bu yüzden “ataerkil” adı verilmiştir. Çünkü ataların kurduğu dini/erki (iktidarı) devam ettirme kaygısı vardır. Bu yüzden “evlenmek” İslam’da olduğu gibi kişinin doğrudan şahsıyla ilgili hukukî haller anlamına gelen “ahval-i şahsiyye” özelliği taşımaz. Aile, yaşatılan dinin en küçük kurumsal yapısıdır. Bu, üzerinde durulması ve açıklığa kavuşturulması gereken önemli bir konudur. Bir aile yapısına “ataerkil” demek için bu hususu gözden kaçırmamak gerekir. Aile kurum olarak görüldüğü için bu kurumun başı kocadır ve iktidarını devam ettirmek için kayıtsız-şartsız yetki ile donatılmıştır. 

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.