İhlâsın Sırrı, Allah (c.c.) Sevgisinde Saklıdır / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

0
96

Derleyen: Nail Başeski

Bir müminin öncelikle görevi, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat fırkasından olan âlimlerin bildirdiği bir şekilde, tenzih ve takdis şartlarına uygun olarak Rabbine iman etmek, sonra da Kur’an ve hadis-i şeriflerin rehberliğinde O’nun emirleri ve yasakları doğrultusunda Rabbine kulluk ve ibadet etmektir. Bu akide İslam binasının temelidir. Temeli böyle sağlam kurulmayan İslam binasının bir gün yıkılıp harap olmaktan başka şansı yoktur. Zira ancak bu akide üzerine yapılan ibadetler Allah katında bir kıymet kazanır.

İbadet etmek, içine her eylemi alabilecek geniş bir kavramdır. Şöyle ki güzel bir niyet ile dünyevi bilinen her iş ibadete dönüşebilir. Bu nedenle Kur’an’da naslarla bildirilen namaz, oruç, zekât, hac gibi bilindik ibadetlerin dışındaki her duygu ve eylem, güzel bir niyetle ibadet kapsamı içerisinde Allah katında bir değer kazanır. Yani güzel bir niyet, ibadet olarak bilinmeyen birçok eylemi, Allah katında ibadet kapsamına dâhil ederken, suiniyet de ibadet olarak bilinen birçok değeri ibadet olmaktan çıkarıp, günah bir fiil gibi, cezaya mucip, kıymetsiz bir hale getirebilir. Bu nedenledir ki, münafık kişilerin amelleri bozuk niyetlerinden ötürü geçersiz ve kıymetsizdir. Yine ibadetlerini Allah’ın rızası için değil dünyevi menfaatler karşılığı yapanların ve ibadetlerine gösteriş ve riya katanların, amelleri de aynı şekilde ahiret ölçeğinde geçersiz ve değersiz olacaktır. Bu nedenle iki cihan serveri Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur ki:

“Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.” (Mecmuu’z-Zevâid, I/61,109) veya “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, Bedü’l-Vahy, 1).

Demek ki güzel bir niyet olmadan ibadet kapsamındaki işler, sıradan amellere dönebileceği gibi, güzel bir niyetle de sıradan işler ibadet değeri kazanıp Allah katında kulun değerini pek çok yüceltebilir.

Burada bir inceliğe daha değinelim ki, ibadetlerdeki niyetlerin de karışıklıktan kurtulup saflaşmaya ihtiyacı vardır. Yani onların da ihlâs süzgecinden geçirilmesi gerekir. Mesela oruç tutan bir insan hem oruca hem de zayıflamaya niyet etse amelinin sevabı azalır. Hatta kalbindeki niyeti zayıflamak olan kişinin orucu iptal olur da haberi olmaz. Hâlbuki sırf oruca niyet eden bir insan orucun manevi derecesine kavuşurken, dolaylı olarak zayıflayabilir de. Demek ki niyetlerin de kontrolden geçirilmesi, bu konuda nefs ve şeytana paye verilmemesi gerekir.

Niyetleri halis kılmanın İslam’da karşılığı ihlas duygusudur. İhlas sözcüğü saflıktan halislikten türemiş bir sözcüktür. Mesela altın saflaştıkça değeri artar, yani içindeki karışık elementlerden, maddelerden arındıkça kıymetlenir. Amellerdeki niyetlerin de böyle saflaşması sadece Allah rızası gibi ulvi amaç taşıması önemlidir, zira ancak bu halis niyetle yapılan ibadetler makbuldür.

Sonuçta bu dinin en önemli kurallarından birisi olarak, Rabbimiz bizden ibadetlerimizde ihlas duygusunu yakalamamızı istemektedir. Bu nedenle ibadetlerinde bir ömür ihlas kontrolü yapmak bir müminin vazgeçemeyeceği kulluk görevidir…

“Hâlbuki onlara, ancak dini Allah’a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O’na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekâtı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.” (Beyyine, 98/5)

“Hayır, öyle değil! Kim “ihsan” derecesine yükselerek özünü Allah’a teslim ederse, onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Artık onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara, 2/112)

“Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34)

Yukarıda zikredilen ayet ve hadis-i şeriflerde bu konunun ciddiyeti gayet açık ifade edilmektedir.

İhlasın zıddı ise riyadır. Riya demek, Allah’a değil, kullara beğendirmek için yapılan ibadetler demektir. Bir kulun ibadet yaparken kalbindeki baskın duygusu Allah’ın değil kulların beğenmesi olursa, böyle kişilerin ne haccı ne namazı ne sadakası vs. kabule şayan değildir.

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2/264)

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.