Hz. Musa (a.s.) ve Hızır / Dr. Muzaffer Ertuğrul

0
55

Röportaj:  Hasan Özcan

Hızır’ın mitolojik ve okült pek çok düşüncenin üzerinde bir gerçekliğe sahip olması gerekir… Hızır’ın kimliği ve sıfatları bu konuda ufuk açıcı olacaktır. Biraz anlatır mısınız?

Öncelikle kitabımızın konusu olan Hızır ile alakalı bir röportaj fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim. İslam tarihinin en gizemli şahsiyetlerinden biri Hızır’dır. Kur’an-ı Kerim’de Hızır ismi geçmez fakat Kehf suresinde Hz. Musa ile yolculuğu anlatılan zatın Hızır olduğu kabul edilir. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu zatı Hızır sıfatı ile nitelendirmiştir. Aslında Hızır o zatın ismi değil sıfatıdır. Dolayısıyla isminin ne olduğunu hâlâ bilmemekteyiz. Allah Resûlü (s.a.v.) onun Hızır olduğunu ifade ettiği için biz kesinlikle onu Hızır olarak kabul etmekteyiz. Çünkü hadis-i şerif sahih kaynaklarda yer almaktadır.

Hızır’ın kimliğini ve sıfatlarını ortaya koyarken Kur’an âyetlerini temel aldık.

Hızır’ın kimliği konusunda iki görüş ortaya atılmaktadır: Âlimlerin bir kısmına göre o bir insandır, bir kısmına göre de melektir. Bize göre Hızır’ın insan olduğunu savunanların görüşü daha isabetlidir. Bununla ilgili karineleri detaylı bir şekilde kitabın birinci bölümünde izah etmeye çalıştık. Hızır’ın insan olduğunu kabul edenler de onun nebi mi yoksa veli mi olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bu konuda kesin bir şey söylemek mümkün olmasa da Hızır’ın işlerine bakarak onun tebliğe memur bir nebi değil de tedbire yani arzdaki işlerin çekip çevrilmesine memur bir veli olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü Hz. Musa ile yolculuk yaparken Hızır’ın, rastladıkları insanlara veya kavimlere herhangi bir tebliğde bulunduğu görülmemektedir. Hızır nebî olsa bile, ortada tebliğ olmayınca onun nebîliğinin en azından pratikte bir hükmü kalmamaktadır. Fakat o gemiyi delerek, gulamı öldürerek ve duvarı tamir ederek gelecekte yaşanacak bazı menfî durumların ortadan kaldırılmasıyla alakalı gerekli tedbirleri almıştır.

Hızır’ın Hz. Musa’ya gösterdiği üç olay üzerinden onun sıfatları ile alakalı bazı çıkarımlar yapmak mümkündür. Meselâ; âyette onun rahmet ve ilm-i ledün sahibi bir kul olduğundan bahsedilir. Buna ilaveten Hızır’ın eşya üzerinde tasarruf sahibi olduğu, zaman algısının mâzî, hâl ve istikbal şeklinde parça parça değil de hepsine birden nazar edebilecek şekilde bütüncül olduğu, Allah ile iletişiminin seri ve güvenilir olduğu, Allah’a karşı ince bir edep sahibi olduğu, Allah’ın emrini yerine getirirken kınayanın kınamasından korkmadığı ve celalli bir karaktere sahip olduğu söylenebilir.

“Hızır’ın Şeriati” deyince ne anlamalıyız? Hızır’ın durduğu yeri anlamak bakımından bu kavram bize neler söyler? Hz. Musa’nın da bir şeriatı olduğuna göre, bu konu ilgili kıssa çerçevesinde nasıl değerlendirilmelidir? Hızır’ın ve Hz. Musa’nın ilimleri farklılık mı arz etmektedir?

“Ben bunları kendi görüşüme göre yapmadım!” âyeti Hızır’ın şeriati fikrinin temel çıkış noktasıdır. Hızır’ın şeriati deyince onun Hz. Musa’ya gösterdiği üç olayı veya bize anlatılmayan diğer işlerini Allah’ın emriyle yaptığını anlamalıyız. Hızır’ın şeriatiyle bunu kastediyoruz. Yani o, Allah’ın emriyle iş yapmaktadır, Allah’ın emri de şeriattir. “Hızır’ın şeriati” kavramı biraz yadırganabilir. Fakat onun da bir şeriate tâbî olduğunu kabul etmek gerekir. Hızır’ın tâbî olduğu şeriat Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın veya Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şeriatı gibi genele şâmil ve yazılı bir şeriat değildir. Belki sadece Hızır’ı ilgilendiren sözlü ve özel bir şeriattir. Yani Hızır’a, yapması emredilen işler yazılı olarak değil de sözlü olarak iletilmektedir. Hem de seri bir şekilde iletilmektedir. Meselâ; Hızır gulamı görür görmez öldürmüştür ve bu öldürme emrini de Allah’tan almıştır. İşin ilginç tarafı bu emrin sahihliği konusunda hiç de tereddüt etmemiştir.

Hz. Musa ile Hızır’ın kimliği arasındaki farkı ortaya koymak için Hz. Musa’nın tebliğe memur bir nebi, Hızır’ın ise tedbire memur bir veli olduğunu söylemek daha doğru olur. Evet, ikisinin de şeriati vardır ve ikisi de kendi şeriatlerine uymakla mükelleftir. Meselâ; Hızır Tevrat’ın şeriatine tâbî değildir. Bu bakımdan çocuğu öldürmesi ve gemiyi delmesi onun için günah sayılmaz. Eğer çocuğu öldürmeseydi ve gemiyi delmeseydi günah işlemiş olurdu. Çünkü bu durumda Allah’ın emrini dinlememiş sayılırdı. Fakat Hz. Musa açısından bakarsak onun çocuğu öldürmesi ve gemiyi delmesi asla mümkün değildir! Çünkü bu işleri yapmak için Allah tarafından kendisine verilmiş herhangi bir görev ve izin bulunmamaktadır. Zaten Hızır da bu işleri yapması için Hz. Musa’yı zorlamamış ve kendisi bu işleri icrâ etmiştir. Dolayısıyla bu kıssada aslında Hz. Musa’nın ve Hızır’ın kendi şeriatleri dairesinde hareket ettiklerini görmekteyiz. Yani Hızır gemiyi delerken ve çocuğu öldürürken kendi şeriatini uygulamıştır. Hz. Musa da Hızır’ın gemiyi delmesine ve çocuğu öldürmesine itiraz ederken kendi şeriatinin gereğini yapmıştır.

Neticede, Hz. Musa ve Hızır’ın şeriatleri ve arzdaki görevleri farklı olduğu için kendilerine verilen ilimlerin de farklı olduğunu söylemek mümkündür. Meselâ; Hızır’ın Hz. Musa’ya söylediği “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin?” sözü ikisinin ilimlerinin farklı olduğuna işaret etmektedir. Demek ki Hızır’ın bildiği bazı şeyleri Hz. Musa bilmemektedir. Bu durumda, kısaca, ikisinin ilimlerinin farklı olması ile alakalı şunu söylemek mümkündür: Birincisi; Hz. Musa’nın ilminin bâtınî bir yönü bulunsa da zâhirî yani şeriat yönü ön plandadır. Hızır’ın ilmi ise bâtınî bir ilimdir. İkincisi; Hz. Musa’nın ilmi tebliğ ile alakalı olduğu için gaybî bilgi gerektirmemektedir. Hızır’ın ilmi ise tedbir ile alakalı olduğu için gaybî bilgi gerektirmektedir. Meselâ; Hz. Musa Firavun’un iman etmeyeceğini önceden bilseydi ona tebliğ yaparken gevşek davranabilirdi. Ama Hızır’a Allah geminin gelecekteki halini, gulamın gelecekteki halini ve duvar yıkıldığı zaman iki yetimin başına gelecekleri bildirmiştir. Çünkü Hızır’ın, olaylardaki menfîye gidişi engelleyebilmesi için tedbir alması gerekiyordu. Tedbir için de gaybî bilgiye ihtiyaç vardır. Burada gaybî bilgiden kasıt sadece gelecekle ilgili bilgi değildir. Geçmişle ilgili bilgiyi de kastediyoruz. Çünkü Hızır duvarın altına yetimleri için hazine bırakan zatın salih olduğunu bildirmiştir ki bu zat yıllar önce vefat etmişti.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.