Evrime Reddiye: Kambriyen Patlaması, Fosiller, Gayesellik ve Tesadüf / Fatih Buğra Sarper

0
104

Röportaj: Dr. Alper Yücel Zorlu, Ali YAVUZ

Özellikle Kambriyen patlaması ve yeni genetik bilgilerin oluşumuna dair evrimci iddialı tezlerin çok çürük ve cılız oluşuna dair neler söylenebilir?

Yaklaşık 530 milyon yıl öncesine dayanan Kambriyen Dönemi’nde birbirinden karmaşık yapılara sahip çok sayıda canlı türünün izleri mevcuttur. Yine Kambriyen Dönemi’nden farklı olarak diğer dönemler incelendiğinde de ilk kanatlı böceklerden kuşlara, bitki türlerinden tutun memeli ve diğer hayvan gruplarına kadar önceki türlerden bağımsız birçok hayvan türüne ait fosillere rastlıyoruz.

Bilindiği üzere canlıların sahip olduğu her bir hücrede üç boyutlu yapıya sahip; adenin (A), timin (T), guanin (G), sitozin (S) isimli dört adet bazı ihtiva eden DNA molekülü bulunur. Canlı bir organizmanın yapısına ait milyarlarca farklı konudaki sayısız bilgi ve talimat bu bazların oluşturduğu dijital kodlarla DNA’da depolanmaktadır. Bu yönüyle DNA çok gelişmiş bir bilgisayar gibidir. Bir bilgisayara yeni bir fonksiyon veya yetenek kazandırmak istediğimizde yeni kodları içeren yazılım veya programlar yüklememiz icap eder. Bunun gibi canlı organizmanın yeni bir yapıya dönüşebilmesi veya yeni bir uzvun, organın oluşabilmesi için o canlının DNA’sına yeni genetik bilgilerin eklenmesi gerekir. Zira yeni bir yapıya dönüşmek, yeni hücre, yeni doku ve yeni organların oluşması demektir. Bu noktadan hareketle Kambriyen Dönemi’nde veya diğer dönemlerde ortaya çıkan birbirinden çok farklı ve son derece karmaşık yapılara sahip canlı türlerinin biyolojik patlaması, yeni genetik bilgilerin de patlaması manasına gelir. Fakat sorun şu ki rastgele mutasyon ve doğal seleksiyon mekanizmaları canlılarda faydalı ve girift yapısal değişikliklere sebep olabilecek yeni genetik bilgileri üretememektedir. Misal, proteinlerin oluşabilmesi için birçok koşulun gerçekleşmesi gerekmektedir. En küçük bir protein bile yüzlerce aminoasidin belirli bir ölçüde ve uygun bir sırada dizilimleri neticesinde oluşur. Tek bir aminoasidin fazla ya da eksik olması veyahut sağ elli diye ifade edilen aminoasitlerin zincire karışmaları durumunda protein işlevsiz hâle gelir. Yine aminoasitlerin birbirlerine peptid bağı ile bağlı olması, protein sentezlenmeden evvel bir kısım özel enzimlerin önceden var olması gibi durumlar da proteinin oluşabilmesi için gerekli olan diğer koşullardır. Tüm bu koşulları birlikte değerlendirerek basit bir işlevsel proteinin rastgele mutasyonlarla oluşma olasılığını hesaplayabiliyorsunuz. Hesapladığınızda karşınıza 10640’ta 1 gibi akıl almaz derecede düşük olasılıklar çıkıyor. Yani, rastgele mutasyonlarla elde edilebilecek tek bir işlevsel protein için gereken süre bile tüm canlıların evrimleşmesi için geçtiği iddia edilen süreden çok daha uzundur. Siz bir de Kambriyen Patlaması ve diğer biyolojik patlamalarda ortaya çıkan son derece karmaşık yapıdaki organizmaların rastgele mutasyonlarla oluşma olasılıklarını bir düşünün.

Evrim teorisi, yeni genetik bilgilerin ve yeni proteinlerin oluşumunu açıklamada aciz kaldığı gibi canlı organizmaların embriyo döneminde yeni vücut planlarının (body plan) ve bu planları oluşturmak için gerekli olan genetik bilginin nasıl oluştuğunu açıklamada da yetersiz kalmaktadır. Son yıllarda gelişim biyolojisinde meydana gelen gelişmeler, embriyo gelişim sürecinde vücut planlarının nasıl oluştuğu meselesini daha iyi anlamamıza yardımcı olmuştur. Her ne kadar evrimciler, mutasyonların yeni bir canlı oluşturabileceğini ve sayısız canlı türünü oluşturma potansiyeline sahip olduğunu iddia etseler de yapılan araştırmalar sadece erken embriyonik dönemde meydana gelen mutasyonların canlının vücut planında değişiklik yapma potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir. Diğer taraftan embriyonun sonraki gelişim safhalarında mutasyonlar meydana gelse bile çok az miktar hücreyi etkileyeceği ve vücut planının zaten önceden şeklini almış olması sebebiyle bu evredeki mutasyonlar vücut planında büyük bir değişimi netice vermeyecektir. Dolayısıyla canlının büyük bir yapısal değişime uğraması için mutasyonların erken embriyonik dönemde gerçekleşmesi gerekir. Fakat sorun şu ki, erken dönemde meydana gelen mutasyonlar ölümcüldür. Misal, canlı omurgası erken embriyonik dönemde, parmaklar ve deri ise geç dönemde oluşur. Canlı omurgasının oluşma sürecinde meydana gelecek bir mutasyon -omurganın vücudun diğer kısımları ile doğrudan ilişkili olması sebebiyle- canlının sakat doğumuna hatta ölümüne sebep olurken parmağın veya derinin oluşma sürecinde meydana gelecek bir mutasyon kısmi bir sakatlık veya arızaya neden olur. Dolayısıyla yeni vücut planı oluşturmak için gerekli olan faydalı mutasyonların gerçekleşmesi ve bunların beklenen evrimsel neticeleri vermesi pratikte mümkün görünmemektedir. Geç embriyonik dönemde meydana gelecek mutasyonlar ise kısmi değişim ve kısmi arızalara neden olduğundan yeni vücut planı oluşturacak nitelikte değildir.

Canlı bir organizmanın oluşumu sadece gen ve proteinlere dayalı değildir. Bunların yanında bütünleşik gen ve protein ağlarına da ihtiyaç vardır. Vücut planlarını düzenleyen ve gen düzenleyici diye adlandırılan bu ağlar hücrelerin gelişmesi ve farklılaşma sürecinde önemli rol oynarlar. Bilimsel araştırmalar bu ağlarda meydana gelecek mutasyonların vücutta büyük kayıplara sebebiyet verdiğini, bu ağlardaki dış tesirlerin hem çok sınırlı hem de son derece yıkıcı olduğunu gösteriyor. Evet, yeni vücut planı; yeni genleri, yeni proteinleri ve yeni gen düzenleyici ağları gerektiriyor. Fakat en küçük rastgele değişimlerin neticeleri ise ölümcül oluyor. Bu da evrim teorisinin mutasyonlara yüklediği büyük vazifelerin aslında pratikte gerçekleşmesinin mümkün olmadığını bize gösteriyor. İddia edilenin aksine mutasyonların doğal seleksiyon mekanizmasının canlıyı seçmesine yarayacak faydalı değişimleri sunamaması doğal seleksiyon mekanizmasını harekete geçiremeyeceğinden evrimsel süreç de devam etmeyecektir.

Yukarıda izah ettiğimiz noktalara bir kısım evrimciler tarafından itiraz edilmek istense de evrimcilerin yaptıkları açıklamalar, kendilerini içinde bulundukları çıkmazdan kurtarmaya yetmemiştir. Evrimciler, hayvanların vücut planı için çok fazla yeni genetik bilgilere ihtiyaç olmadığını, canlıda zaten var olan gen düzenleyici ağların değişimi ile sürecin işlediğini ve bunun olması için Kambriyen Dönemi’ndeki hayvanlara ait gen düzenleyici ağların “esnek ve değişken” yapıda olmuş olabileceğini iddia ederler. Tabi bu iddianın gözlem ve deneye dayanmayan bir varsayım olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Zira gözlem ve deneylerle gen düzenleyici ağların temel kontrol sistemlerinin rastgele değişimlere açık olmadığı, olsa bile bunun ya hiçbir değişikliği netice vermediği yahut ölümcül etkileri olduğu; meyve sinekleri (Drosophila), denizkestanesi (S. purpuratus), iplik kurdu (C. elegans), zebra balığı (Danio) ve bunun gibi diğer hayvanlarda yapılan deneylerde ispatlanmıştır.

Yukarıda verdiğimiz çok değerli bilgilerin kaynağı Stephen C. Meyer, evrimci bilim insanlarının yeni form hayvanların oluşması için gereken genetik bilgileri izah ederken önceden var olduğunu farz ettikleri fakat açıklayamadıkları en az üç noktadan bahseder:

Birincisi: Gen düzenleyici ağlarda bulunan genlerde depolanmış bilgilerdir. Evrimciler gen düzenleyici ağların yeniden bağlanması için bu ağları oluşturmaya yarayan genlerin önceden var olduğunu farz ederler. Fakat bu genlerin nasıl oluştuğunu açıklamazlar. Yine Kambriyen patlaması döneminde ortaya çıkan karmaşık yapılı canlıların izahı yapılırken Hox genlerinin bu süreçte nedensel bir rolü olduğunu iddia ederler. Fakat bu genlerin nasıl var olduğunu açıklayamazlar. Sadece önceden var olduğu varsayımı, kabulü ile hareket ederler.

İkincisi: Çeşitli vücut yapıları için gereken proteinlerin oluşmasını sağlayan, önceden var olan diğer genlerdeki genetik bilgilerdir. Evet, birçok evrimci biyolog, yeni bir hayvan vücut planının oluşması için önceden birçok genin var olmasının gerekliliğini ifade eder. Hatta Kambriyen Dönemi’ndeki hayvanların, onların meydana gelmesine sebep olan genlerin daha önceden var olmaması durumunda evrimleşemeyeceklerini, bu hayvanların evrimleşmeden evvel hayvanların oluşmasını sağlayacak genetik mekanizmanın da önceden var olması gerektiğini belirtirler. Fakat ne söz konusu genlerin ne de bu genetik mekanizmaların nereden geldiğini açıklayabilirler. 

Üçüncüsü: Evrimciler, gen düzenleyici ağların yeniden bağlanması için gerekli olan bilgilerin kaynağını da açıklayamazlar.

Sonuç olarak evrim teorisi yeni bir canlı formunun oluşmasını ve bu oluşuma sebep olacak genetik bilgilerin kaynağını açıklamada yetersizdir. Rastgele mutasyonlar, doğal seçilime yarayacak veya doğal seçilimi harekete geçirecek yapıları oluşturamazlar. Gösterilen veya olduğu iddia edilen faydalı mutasyonlar, bir sürüngenin kuşa dönüşmesini izah edecek yeterlikte değildir. Bir bakteride meydana gelen faydalı mutasyonlar yaşamı, yetenekleri, organları, üreme sistemleri tamamen farklı olan sayısız türlerin birbirinden evrimleştiği iddiasının delili de olamaz. Diğer taraftan, DNA, RNA ve proteinlerin yapısı ve ilişkileri incelendiğinde bu indirgenemez kompleks yapıların dış bir tesir yani Allah’ın müdahalesi olmadan başıboş vücuda gelmesinin de imkânsız olduğunu aklı olan herkes anlar.

Gayesellik (hikmet) ve tesadüf meseleleri üzerine düşüncelerinizi alabilir miyiz? Özellikle “indirgenemez komplekslik” konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz?

İlk çağlardan beri insanoğlunun üzerinde durup düşündüğü ve kâinatı açıklamak için kullandığı temel iki kavram vardır: “gayesellik” (hikmet) ve “tesadüf”. Birçok felsefi düşünce ve gayretler, bu manaları açıklamaya yönelik olmuştur.

Tesadüf, bir şeyin kendiliğinden olmasını veya tedbirsiz meydana gelme durumunu belirtir. Tesadüfle işleyen süreçlerde hikmetten söz edemeyiz. Gayesellikte ise bilinçli bir fail ve tasarım söz konusudur. Bu bakımdan tesadüf ve rastlantı, gayeselliğin zıddıdır. “Tesadüf” varlık ve tabiattaki oluş sırrını çözemeyen inkârcı felsefeyi, “gayesellik” de iman sahiplerinin mevcudata bakışını temsil eden mefhumlardır.

Tabiatta tesadüf ve rastlantıların hüküm sürdüğü fikri, evrimcilerin yaptıkları gözlemleri doğru yorumlayamamalarından ve Allah’ın tabiatta tecelli eden sıfatlarını tahayyül edememelerinden kaynaklanır. Bu da kişide bir kaos algısı oluşturabilir. Fakat kavrayamamaları, kâinatta cereyan eden hadiselerin rastgele gerçekleştiği anlamına gelmez.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.