Eşler Arası İletişim ve Maneviyat / Dr. Halil İbrahim Özasma

0
105

Röportaj:  Ali Yavuz

Araştırmanıza göre evlilikte uyumu etkileyen temel nedenler nelerdir? Araştırmanın amacı nedir bağlamında böyle bir çalışmaya neden ihtiyaç duydunuz?

Araştırmanın amacı evli bireylerin Yaradan algıları, çatışma çözüm yöntemleri ve psikolojik sağlıkları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Neden böyle bir araştırmaya ihtiyaç duyduğumuz sorusuna şu şekilde cevap verebilirim: Ülkemizde medyada çıkan haberlerdeki aile içi şiddet vakaları, çevremizde şahit olduğumuz özellikle eşler arasındaki şiddet vakaları, boşanmaların her geçen sene artmasıdır. Bu olaylar uzun süre evlilik yaşayan kişilerin bunu nasıl başardıkları, evlilik öncesi süreçten başlayarak (nişan, düğün) hiç sorun yaşamadan mı evlilik sürdükleri, sorunlar olduysa eşlerin aralarındaki sorunları nasıl çözdükleri gibi soruları gündemimize getirdi ve bu şekilde danışmanımla yaptığım görüşmeler sonucunda evlilik üzerine bir doktora çalışması yapmaya karar verdik. Bahsettiğimiz amaca yönelik bilgi elde etmek amacıyla alanda kullanılan ölçeklerden ve kendi hazırladığımız görüşme sorularından faydalandık. Bu bağlamda özellikle yaptığım görüşmelerden elde ettiğim sonuca göre eşler arasında uyumu olumlu manada etkileyen en önemli faktörlerin eşlerin ahlaki noktadaki düşünce, davranış konusundaki denklik ve benzerlikleri olduğunu söyleyebilirim. Sorun yaşanılan konuda eşlerin çözüm noktasında aynı kanaatte olmaları, sorunu çözmeye yönelik çaba içerisine girmeleri, iletişim noktasında birbirlerine iletişim kanallarını sürekli açık tutarak karşılık vermeleri eşler arasındaki uyuma olumlu manada katkı sağlamaktadır.

Kaç yıllık evliler üzerinde araştırma yaptınız?

Çalışmamızda en az beş yıl evli olma şartını koştuk. Boşanmaların yüzde 40’a yakın bir civarda evliliğin ilk beş yılı gerçekleşmesinden dolayı. Bu bağlamda hem ölçeklerimizi dolduran kişiler arasında hem de görüşmeler yaptığımız kişiler arasında en az beş yıl olmak üzere en fazla 45 yıl evli olan kişiler yer almıştır.

İnsanlardaki Tanrı algısı, kişinin Tanrı’yı duygusal olarak deneyimlemesi olarak ifade ediliyor. Çocukluktan itibaren bu duyumsamayı besleyen unsurlara dair neler söylenebilir? Kişinin benlik algısı ve Tanrı algısı arasındaki ilişkiye dair neler söylenebilir?

Çocuğun Yaradan’a dair algısının şekillenmesinde en önemli faktör şüphesiz ki aile ortamıdır. Anne ve babanın çocuğa yaklaşımları, onu yetiştirme tarzları çocuğun ileriki yaşlarda nasıl bir Yaradan algısına sahip olacağını belirlemede büyük bir etkiye sahiptir. Psikoloji alanında yapılan araştırmalar bu görüşü doğrulamaktadır. Nitekim Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar, sonra anne babası onu Yahudi-Hristiyan veya Mecusi yapar.” hadis-i şerifi de bu noktaya dikkat çekmektedir. Çocuğun anne ve babasının Yaradan’la olan ilişkilerine dair gözlemleri onun zihninde oluşacak olan Yaradan algısını şekillendirmektedir. Anne babasından gördüğü ibadetler, dini davranışlar 2 yaşından itibaren çocuğun dikkatini çekmeye başlar. Ebeveyninin namaz kılmasını, dua etmesini gören, ebeveyniyle birlikte camiye giden çocuk yapılan dini davranışları taklit etmeye başlar. Dini yaşayış noktasındaki her unsur çocuğun zihin dünyasına yerleşmeye başlar. 2-6 yaş arası taklit evresi olarak kabul edilir. Dolayısıyla bu dönemde çocuğa Yaradan’la kurulan ilişkiye yönelik yapılan her türlü olumlu veya olumsuz örneklik, çocuğun Yaradan algısının şekillenmesine, olumlu manada gelişmesine veya olumsuz manada şekillenmesine sebep olabilmektedir. Benlik algısı ve Yaradan algısı arasındaki ilişkiye baktığımızda ise benim çalışmamdan korku yönelimli Yaradan algısı ile olumsuz benlik arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki çıkmıştır. Bu ne demektir. Kişinin korku yönelimli algısı ne kadar yüksekse kendine yönelik benlik algısı da o kadar olumsuz demektir. Çalışmamda sevgi yönelimli Yaradan algısı ile olumsuz benlik arasında ise negatif yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu da sevgi yönelimli algının artmasıyla kişinin benliğine dair olumsuz algının azaldığını ifade etmektedir. Bu sonuç göstermektedir ki kişinin Yaradan’a yönelik sevgi yüklü duygulanıma sahip olması onun kendine yönelik algısını olumlu manada etkilemektedir. Benlik algısının olumlu olmasıyla kendine güven, stres, anksiyete, depresyon vb. durumlar arasındaki bağlantı düşünüldüğünde sevgi yönelimli algının kişinin psikolojik sağlığına katkısı da göz ardı edilemez.

Manevi bir etkiyle büyüyen çocuklar büyüdüklerinde ebeveyn olduklarına göre “eşler arası iletişim ve maneviyat” konusu eşlerin uyumunda nasıl bir değer ifade etmektedir?

Eşler arası iletişim ve maneviyat dendiğinde buradaki maneviyat ifadesi eşler arasındaki uyuma dair maneviyatın kişiler tarafından nasıl tanımlandığına bağlı olarak evliliğe katkı sağlayıp sağlamaması bakımından bir değer ifade etmektedir. Örneğin benim çalışmamda evli bireylere maneviyatı nasıl tanımladıklarını sorduğumda ortaya çıkan tanımlamalarda Maneviyat “Din, Değer, Din ve Değer” olarak ifade edilmiştir. Bu tanımlamalara bağlı olarak bireyler eğer maneviyat olarak ifade ettikleri dini evliliklerine yansıtıyorlarsa, manevi yaşantıyı hayatlarında belli bir mihenk taşı haline getirmişlerse burada maneviyatın eşler arasındaki ilişkiye katkısına bağlı olarak bir değer ifade ettiğini söyleyebiliriz. Ancak maneviyat olarak ifade edilen yaşantı şekli bireylerin hayatına, evlilik ilişkisine yansımıyorsa burada maneviyatın kişiler için bir değer ifade ettiğini söylemek güç olacaktır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.