Dijital Çağda Bilim Sahtekarlığı: “EVRİM TEORİSİ” / Fatih Buğra SARPER

0
96

Röportaj:  Dr. Alper Yücel Zorlu – Ali YAVUZ

Makro evrim ya da evolüsyon olarak ifade edilen “Evrim Teorisi” nedir? Nelerle temellendirilmektedir? Neyi esas alır?

Evrim teorisi (makro evrim veya evolüsyon) türlerin değişimi ve yeni türlerin oluşumunu canlı organizmalarda değişimlere neden olan birtakım faktörler ve tabii mekanizmalar ile açıklamaya çalışan teoridir. Yeterli zamanın verilmesi durumunda basit yapılı organizmaların çok daha karmaşık yapılı organizmalara dönüşebileceğini, canlıların soyağacında silsile hâlinde bir sonraki varlığın, önceki atalarından meydana geldiğini ve nihayetinde yeryüzündeki bütün canlı organizmaların ortak bir ataya dayandığını iddia eder. “Ortak ata teorisi” olarak da tanımlanan bu süreç soyağaçları oluşturularak açıklanmaya çalışılır.

Evrim teorisinin öne çıkan temel iki mekanizması vardır. Bunlardan biri rastgele mutasyonlar (genlerde meydana gelen hatalar, değişimler), diğeri ise doğal seleksiyondur. Evrim teorisine göre genlerde meydana gelen rastgele mutasyonlar organizmalarda değişime sebep olur. Bu farklı organizmalar (canlılar) hayatta kalma mücadelesi verirler. Diğer rakip canlılar arasında hayatta kalmayı başarabilen veya bulunduğu tabiata uyum sağlayabilen ve üreyebilen canlılar evrimleşir. Buna doğal seleksiyon denir. Doğal seleksiyon mekanizmasının en önemli unsuru ve aynı zamanda evrimin tetikleyicisi canlılar arasındaki amansız mücadele ve hayatta kalabilme savaşıdır. Bu süreçte kural yoktur.

Evrimcilerin iddia ettiği canlıların evrimsel silsilesinin genel kabul görmüş şekli şöyledir:

Dünya’nın oluşumu, ilkel çorba, RNA dünyası, DNA ve proteinin oluşması, ilk hücre, bakteri, ilkel hayvanlar, balık, hem suda hem karada yaşayan canlılar (amphibians), sürüngenler (bazılarının kuşlara dönüştüğü iddia edilir), memeliler, primatlar, maymunlar, maymunumsular, insansı maymunlar ve insanlar. Burada ilkel çorba (primordial soup) dediğimiz şey, çeşitli kimyasal maddelerin ve unsurların etkileşimi ile içinde canlılığın oluştuğu varsayılan karışımın adıdır. 

Evrim teorisine göre bir türden diğer türe geçiş sürecinde bazı canlılar meydana gelir. Bu canlılar “ara geçiş türleri, formları” olarak adlandırılır. Misal, balığın sürüngenlere evrimleşmesinden önce hem karada hem denizde yaşama yeteneği kazandığı varsayılan canlılar veyahut tam olarak uçma yeteneği kazanamamış (kuşa evrilmemiş) sürüngenler gibi.

Evrim teorisinin hangi esaslarda işlediğine gelecek olursak; Brown Üniversitesi biyologlarından teistik evrimci Kenneth Miller, evrimin tabii yani yönlendirilmeyen bir süreç olduğunu belirtir. Yine aralarında Harvardlı evrimci biyolog Richard Lewontin’in de bulunduğu 100’den fazla evrim yanlısının ABD’de bulunan Ulusal Biyoloji Öğretmenleri Ortaklığına (National Association of Biology Teachers) yazdıkları açık mektupta, “evrimin denetimsiz ve yönlendirilmeyen bir süreç” olduğu açıkça ifade edilmiştir. Zaten Darwin de canlıların türleşmesi ve doğal seleksiyon sürecinde, esen bir rüzgârın yönü kadar dahi bilinçli bir tasarımın, ilahî bir yönlendirmenin söz konusu olmadığını belirtir. Yani evrim teorisi rastgelelik, tesadüf ve gayesizliği esas alır.

Zaman içinde maddede meydana gelen değişimleri ifade eden “mikro değişim”, “tekâmül”, “tahavvül” gibi nitelemelerin evrim teorisinde kastedilen değişimle bir ilgisi var mıdır? Bu kavramların İslam, insan ve hayata dair karşılıklarını nasıl ifade edebiliriz?

“Evrim” denildiği zaman ilk olarak akla yukarıda da bahsettiğimiz “canlıların aşama aşama birbirlerinden evrimleşmeleri” manası gelir. Fakat günümüzde “değişim” ifade eden her kavram için “evrim” kelimesinin kullanıldığına şahit oluyoruz. Bu şekilde kullanımlarla tabiatta müşahede ettiğimiz bazı değişim ve dönüşümlerin görüntüleri arkasına iliştirilerek paket haline getirilen evrim teorisi bir hakikatmiş gibi topluma sunuluyor. “Mikro değişim”, “tekâmül” ve “tahavvül” de bu manada en çok istismar edilen kavramların başında geliyor. Bunların hiçbirisinin evrim teorisinin ihtiva ettiği manayla bir ilgisi yoktur.

“Mikro değişim” ile başlayacak olursak, evrimciler bunun için “mikro evrim” tabirini kullanmayı tercih etmektedirler. Mikro evrim, popülasyon içerisindeki küçük genetik değişmelerle varyasyonların ve ırkların meydana gelmesi hadisesidir. Canlılarda meydana gelen bu küçük değişimler biyolojik hakikatlere uygun olan ve tabiatta müşahede ettiğimiz türden hadiselerdir. Böceklerin tarım ilaçlarına karşı direnç kazanması, organizmaların antibiyotik direnç kazanması, koyu renkli güvelerin Sanayi İnkılâbı sırasındaki artan sayıları, ispinoz kuşlarının gagalarının değişen iklim şartlarında gösterdikleri küçük çaplı değişimler mikro evrime verilen örneklerdir. Burada bahsi geçen hiçbir değişim yeni bir türün oluşumunu izah etmiyor. Bunlar sadece türlerin tabiatta maruz kaldıkları durumlar karşısında kendi genetik kapasiteleri içerisinde kalarak geçirdikleri sınırlı değişimlerdir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Evrim teorisi tabiatta gözlemlenebilen tür içi değişimleri (mikro evrim/değişim) gerekçe göstererek, uzun zaman verilmesi hâlinde bu değişimlerin bir türden başka bir türe geçişe yani makro evrime sebep olacağını iddia etmektedir. Darwin ve takipçileri gözlemlenebilen bir olgudan (mikro evrim/değişim) gözlemlenemeyene (makro evrim) sıçrama yapmak ve böylelikle hakikatte vaki olanla hayalî/farazî olan arasında benzetim yapma gibi büyük bir mantık hatasına düşmüşlerdir. Makro evrim tamamen varsayımdır. Deney ve gözlemlere dayanmaz.

Tekâmül kelimesi de evrimin manasını karşılamaz. Tekâmül, bir varlığın özelliğini yitirmeden, kendi yapısı içerisinde gelişmesi ve olgunlaşması; bir canlının embriyodan olgun hale gelinceye kadar geçirdiği safhalar ve değişimlerdir. Tohumun fidana, fidanın ağaca dönüşmesi gibi. Yine zigotun zaman içerisinde belirli safhalardan geçerek gelişmesi ve nihayet olgunlaşarak insana dönüşmesi de tekâmüle bir örnektir. Bunun zaten biyoloji biliminde bir karşılığı var: “Ontojeni”. Dolayısıyla tekâmül “evrim”in değil, “ontojeni” kavramının bir karşılığıdır. Diğer taraftan biyolojide canlıların tek bir hücreden, ortak bir atadan birbirinden evrimleşerek günümüze kadar geçirdiği varsayılan ve ilmî tahkikle açıklanmaya çalışılan ve henüz varsayım ve bir kabul olmaktan ileriye gidemeyen safhalara da “filojeni” denir. “Evrim”i karşılayan kavram budur.

Evrim konusundaki yanlış değerlendirmelere sebep olan kelimelerden biri de “tahavvül”dür. Prof. Dr. Adem Tatlı hocamız bu meseleyi şöyle izah eder: Tahavvül, bir molekül veya bileşiğin yapısını değiştirmesi manasında kullanılır. Bilindiği üzere elementler, hava, su ve toprak gibi ortamlardan iyon veya bileşikler şeklinde alınarak varlıkların meydana gelmesine sebep olurlar. Bu olay bir kanun şeklinde cereyan eder. Mesela insan bünyesinde yer alan bir demir atomu, değişik bileşikler hâlinde birtakım farklı yolları takip ederek insan vücuduna ulaşır. Sürecin başlangıcından itibaren ifade edilirse demir atomu başlangıçta bir kayacın yapısında bulunur. Bu kayacın toprak şeklinde ayrışmasıyla toprağa geçer. Daha sonra bu atomlar bitki tarafından iyon ya da küçük bileşikler hâlinde alınır. Bir hayvanın o bitkiyi yemesi hâlinde hayvanın vücudunda bileşikler teşkil eder ve o hayvanın insan tarafından yenmesiyle de demir atomu insana geçmiş olur. İşte atomların yapısında ve hareketindeki bu değişikliğin adı “evrim” değil, “tahavvülat-ı zerrât”tır. Yani zerrelerin hâl değiştirmesidir. 

İşte bu kavramların manaları yerine oturtulmadığında evrimcilerin yanıltıcı söylemleri insanların kafalarını karıştırabiliyor. Bu kavram karmaşasında evrimcilerin en çok istismar ettikleri mesele de “bazı eski İslam âlimlerinin/düşünürlerinin eserlerinde evrimden bahsettikleri” iddiaları oluyor.

Evrimcilerin bazı eski İslam âlimleri veya felsefecilerini evrim teorisini savunuyormuş gibi göstermelerinin ne gibi bir gayesi var? Eserlerinde bahsettikleri gerçekten evrim teorisi mi?

Burada evrimcilerin yapmak istediği şey şudur: Bilim ve felsefî delillerin yetersiz olması sebebiyle ikna edemedikleri insanları, “Evrim teorisi Darwin ile ilgili bir husus değil. Darwin’den önce gelen İslam âlimlerinde veya felsefecilerinde bile bu düşünce hâsıl olmuş!” söylemiyle ikna etmek ve kendi teorilerine İslam’dan da destek aramaktır.

Öncelikle şunu belirtelim: İslam âlemindeki her âlimin şahsi görüş ve düşüncelerini, yorum ve içtihatlarını İslam adına kabul etmek doğru değildir. İslam âlimleri ekseriyetle İslamî ilimlerle meşgul olurken İslamî kaynakların tefsirini yaparlar. Diğer yandan İslam âlimlerini felsefecilerle karıştırmamak gerekiyor. Tarihte birçok Müslüman düşünürümüz olmuştur fakat bunların bir kısmının başka kaynakların etkisinde kalmış olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan dönemde İslam coğrafyasında Antik Yunan dönemi filozoflarının eserlerinin etkileri görülmüştür. Bir kısım Müslüman felsefeciler Antik Yunan’ın tabiat felsefesini, onların varlık ve metafizik anlayışını benimseyerek İslam itikadına muhalif düşüncelerin ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır. Dolayısıyla İslam âlimleri ile felsefeciler arasındaki ayrımı iyi yapmak gerekiyor.

Meseleye kısaca değinecek olursak; İbrahim Hakkı Hazretleri gibi bazı İslam âlimlerinin eserlerinde bahsettikleri hadiseler evrim değildir. Onlar, Allah’ın tabiatta işlettiği tekâmül ve tahavvülat-ı zerrât kanunlarının mevcudattaki tecellisini tasavvufî bir dille ifade etmişlerdir. Benzer şekilde bazı eski Müslüman felsefeciler de eserlerinde mikro değişim, tekâmül, tahavvül, taksonomi (canlıların sınıflandırılması) ve mahiyetini Teistik Evrim Düşüncesinin Eleştirisi isimli kitabımızda izah ettiğimiz seleksiyon, adaptasyon gibi tabiatta gözlemlenen fenomenlere değinmişlerdir. Özetle, eserlerde bahsedilen meselelerin hiçbirisinin Darwin’in öne sürdüğü evrim teorisi ile bir ilgisi yoktur. İslam âlimlerinin ve düşünürlerinin hiçbirinin bugünkü anlamda bir “biyolojik evrim teorisi”ni savunduğu söylenemez.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.