Mabedlerin Tarihi, İnsanlık Tarihi Kadar Eski / Dr. Zübeyir Aslan

0
94

Röportaj: Alper Yücel ZORLU

Mâbedlerin tarihi, insanlık tarihi kadar eski… İslam’da “mescid” kavramı nasıl başlamış ve “cami” kavramına nasıl geçilmiştir?

Tarihte mâbedler; temel fonkisyonu olan içinde ibadet etmek için inşa edilmişlerdir. Bununla birlikte, toplumu idare etme ve canlandırma gibi roller de üstlenmişlerdir. Nitekim yakın tarihte mâbedler bu şekilde değerlendirilmiştir. Bu sebeple mâbedler insanlarla birlikte hep var olmuşlardır diyoruz. İlahi menşeli dinlerden Yahudilik ve Hıristiyanlıkta mâbedsiz dönemler bulunmakla beraber İslâm’da mâbedsiz (mescidsiz) dönem yoktur.

Mescid-i Harâm ve Mescid-i Aksa önceki peygamberler tarafından, Mescid-i Nebevî ise Hz. Peygamber (s.a.v.) öncülüğünde inşa edilmiştir. Bu itibarla, mescidin bilinen şekli ve işleviyle İslâmî literatüre girmesi ilk olarak Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında başlamıştır. Günümüzde ülkemiz gibi bazı bölgelerde daha çok kullanılan ve “cemaati toplayan” anlamındaki “cami” kavramı, “mescid”le eş anlamlıdır. “Mescid”, “yapılışında Allah’a ibadet etme amacı güdülüp, dünya ve ahiret saadeti amacıyla içinde özel olarak beş vakit farz namazlar, Cuma namazı ile nafile namazların kılındığı, içinde veya müştemilatında itikâf yapıldığı yer parçası” olarak tanımlanmıştır. Fiziksel anlamdaki cami ise; geleneksel olarak üst tarafı kubbe olan dört duvarla birlikte, mihrap, minber, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü, minare, şadırvan ve avlu gibi, Müslümanların cemaat halinde ibadet etmelerine yarayan unsurlarla inşa edilmektedir.

Mescidlerde dinen neler yapılabilir? Günümüzün sadece namazlara yönelik durumunu daha fonksiyonel mescid beklentileriyle karşılaştırabilir miyiz?

Mescidler, içinde ibadet etmek olan asıl gayesiyle birlikte, sosyal ve kültürel amaçla değerlendirilerek çeşitli yönlerle Müslümanların hayatında merkezi bir konum almıştır. Nitekim Hz. Peygamber, Mescid-i Nebevî’yi, zamanın yabancı kabile reislerinin ağırlandıkları bir merkez haline dönüştürmüş ve şûra meclisi olarak stratejik askerî kararların alındığı bir güvenlik merkezi olarak kullanmıştır. Burada aynı zamanda savaş gazileri tedavi edilmiş, karşı cephenin esirleri hapsedilmiş, elde edilen ganimetler sahiplerine dağıtılmıştır. Keza Suffe’ye ev sahipliği yapmıştır. Hulâsa ilk dönem mescidler Müslümanların birçok ihtiyacına ev sahipliği yapmıştır. Mescidler, günümüzde bu hususlara benzer uygulamalarla Müslümanların hizmetinde olmaya devam etmektedir.

İslâm hukuk tarihinde gelinen noktada mescidlerin statüleri şer’î hükümler çerçevesinde nasıl belirlenmiştir?

Müslümanlar nezdinde mescid denince de akla ilk gelen şey namaz ibadeti ve bu ibadetin mescid içinde eda edilmesidir. Cuma namazı, vakit ve kaza namazları, cenaze namazı ile teravih, tahiyyetü’l-mescid, yağmur duası, küsûf/güneş tutulması, husûf/ay tutulması gibi namazlar hem ferdi olarak hem de toplu olarak mescidin içinde, dışında kılınabiliyorken, Cuma namazı sadece cemaat halinde kılınabilmektedir. Cuma namazının bilinen şekliyle mescidlerde kılınması şart olmamakla birlikte, şehir içinde yer alan mescid veya herhangi bir mekân ve açık hava gibi mescid hükmündeki yerlerde kılınması teamül haline gelmiştir.

Mescide has olan ibadetlerden bir tanesi itikâftır. İtikâf, “Allah’a ibadet amacıyla, nefsi rutin dünya işlerinden uzaklaştırıp mescid veya mescid hükmündeki yerlerde inzivaya çekilmek” demektir. İtikâfın meşruiyeti âyet ve hadîslere dayanmaktadır.

Mescid, yer yer içinde ilim tahsili gibi eğitim-öğretim faaliyetlerinin icra edildiği yer olarak değerlendirilmiştir. Nitekim Mescid-i Nebevî’ye bitişik olarak inşa edilen ve eğitim-öğretim için ayrılan bölümde, Muhacir ve Ensar’dan oluşan sahâbe eğitim görmüştür. Mescidi-i Nebevî, haftanın belli bir günü kadınlara da tahsis edilmişti. Günümüzde eğitimdeki işlevi çeşitli okul ve üniversiteler tarafından üstlenen mescid, yaygın din eğitimi altında hizmet vermeye devam etmektedir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.