Feyz’ in Misyonu ve Yayım İlkeleri

0
58

Şenel İlhan Beyefendi’nin kurucusu ve başyazarı olduğu Feyz Dergisi fikir, kültür ve aktüalite dergisi olarak dergicilik ve yayıncılık hayatını 1991 yılından bu yana devam ettirmektedir. İlim, fikir ve gönül insanı Şenel İlhan Beyefendi’nin orijinal görüş ve düşünceleri ışığında bireysel, toplumsal ve dünya perspektifli bakış açısı ile okuyucusuna beşeri ve dini eğitimler sunmakta, manevi ve kültürel değerlerimizle dünyadaki gelişmeleri derin bir süzgeçten geçirerek yorumlayıp okuyucuya yol göstermektedir.

Feyz Dergisi her sayfasında sizi zenginleştirecek, iyiliğe davet edecek, insanın dünyevi ve uhrevi hayatı için önemli konularda değerli yazılar bulacağınız bir dergidir. Günlük koşuşturmalar içinde bilgi kirliliğine maruz kalan günümüz insanının gerçek gündemini belirlemekte, daralan gönüllere nefes olmaktadır. Kuruluşundan itibaren ilkelerinden taviz vermeden bir yayın politikası izleyen, toplumun ihtiyaçlarını ön planda tutan Feyz,  son derece seçici davranarak dergicilik ve yayıncılık alanında önemli izler bırakmaktadır.

Feyz Dergisi’nin taviz vermediği yayım ilkeleri arasında yer alan en önemli konularında biri de Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) bizlere emaneti olan Ehl-i Beyttir. İslam kültüründe Ehlibeytin kıymeti maalesef yeteri değeri ve önemi görmemektedir. Feyz hizmetinde Ehlibeyti anlatmak, bu zamanda yaşadığını, onlara duyulması gereken sevginin saygının imani bakımdan ne kadar önemli olduğunu tebliğ etmeye ilk günden bugüne kadar devam etmiştir.

Çok hızlı bir şekilde değişen ve gelişen dünyamızda , her geçen gün insanın maruz kaldığı ahlaki yozlaşmaya seyirci kalmadan , insana dair  unutturulmaya çalışılan dürüstlük hoşgörü adalet  gibi önemli değerleri  hatırlatarak  yolumuza devam  ediyoruz. Temelinde sevgi ve merhamet olan tüm bu değerleri sevgiyi unutmuş,  çocuk yaştan itibaren  sevgisizliği öğrenmiş insanlığa öncelikle Şenel İlhan Beyefendi’nin  söylediği gibi “sevmeyi sevmek lazım” düsturunu hatırlatıyoruz. Özellikle “Sizi sizinle tanıştırır” sloganıyla her yeni sayıyı, bireyin kendisini tanımasına imkan sağlayan, okudukça insanların iç dünyasına ışık tutan,  Şenel ilhan beyefendinin Allah’a,  insanlara dünyaya akla ve mantığa bakan kapsayıcı sohbetleri, bilgilendirici ve eğitici başyazılarını  sizlere ulaştırıyoruz. Bu manada dergi hizmetinin önemini her geçen gün daha çok hissediyoruz.

Feyz Dergisi  İlk sayısından itibaren İslami, kültürel, toplumsal ve kişisel değerler konusunda son derece seçici ve titizlilikle sunduğu yazıları, röportajları ve araştırmalarıyla 32 yıldır toplum hafızasına kazınacak önemli gelişmeleri değerlendiren önemli bir arşiv niteliği taşımaktadır.

Kendinizi keşfetmeniz ve kadim kültürünüzle buluşmanız için1991 yılından bu güne kadar okurlarının karşısında olan Feyz Dergisi ile kendinizi tanımaya, iç dünyanıza ait çatışmalarınızla barışmaya, toplumsal olayları takip etmeye, iyi bir ailenin kriterlerine, tarihi olaylara ve maneviyat sultanlarının hayatlarına kadar daha bir çok yazı dizisinden istifade etmeniz için sizleri, Feyz okumaya davet ediyoruz….

Kuruculuğunu Şenel İlhan Beyin şekillendirdiği, Feyz’in kendine has orijinal olan misyonunun temel referansları özetle şöyle sıralanabilir:

1-Kur’an’a, sahih sünnete ve cemaate bağlılıktan ayrılmamak:

Bununla kastımız, kendilerine “ehl-i sünnet vel-cemaat” ismi verilen zümrenin yolunu benimsemek ve o yolu takip etmektir. O yol kısaca; Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetine ve ashâbının (ra) yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenleri ifade eder. Hz. Peygamber (s.a.v)’in sünnetine tâbi olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte “ehl-i sünnet ve’l-cemaat” denilmiştir.

İslâm toplumunun fikrî ve amelî oluşumunu sağlayan, Allah’ın Kitabı ve Hz. Peygamberin sünnetidir. Bunun için Allah Teâlâ, Kur’an ile birlikte Peygambere tabi olup bağlanmanın ve ona itaat etmenin gerekli olduğunu belirtmiştir.

Kur’an;farzı, vacibi tayin etme, helâli, haramı belirleme açısından Allah’ın hükmü ile Resulünün hükmünü, iki temel esas kabul etmiştir. “Allah ve Resûlünün yoluna aralarında hüküm vermesi için davet olunduklarında, inananlar; “dinledik ve itaat ettik” diye cevaplar. İşte ancak bunlardır kurtulanlar” (en-Nur, 24/5).

Hz. Peygamber (s.a.v), “size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin” buyurmuştur (Müslim, 412, İbni Mâce, Mukaddime, 1).

Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur’an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid’at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu durumun ileride ortaya çıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır: “Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size “Kur’an yeterlidir; Kur’an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin” diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur’an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir” (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131).

Hz. Peygamber (s.a.v) sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurur. Ashaba uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetir. “İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidayete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sakının. Çünkü her uydurma, bid’at; her bid’at sapıklıktır” (Ebû Dâvûd, Sünne,5).

2-Hazreti Peygamberin bıraktığı Ehl-i Beyt emanetine sahip çıkmak:

Günümüzde Ehl-i Beyti önemsemeyen ve onların sevilmesi gerektiğini bilmeyen müslüman yok gibidir. Ama bu bilgide kalır ve icraata dökülemez. Bu sebepten günümüz Müslümanlarının Ehl-i Beyt sevgilerini yeniden sorgulamaları ve onlara karşı tutum ve davranışlarını yeniden gözden geçirmeleri zaruridir. Zira sözde değil, özde sevgi lazımdır. Müslümanların Ehl- i Beyte karşı tutumları, bugünkü haliyle onları Allah Resulü’nün önünde çok mahcup edebilir.

Mesela, bu günkü Müslümanlarda, Ehl- i Beyte karşı Osmanlının hassasiyetini göremeyiz. İşte bu konuda en azından Osmanlı zamanındaki hassasiyetin kazandırılması da Feyz’in önemli misyonu arasındadır.

Aşağıda zikredilen Hadis-i Şerif, Ehl- i Beyte verilmesi gereken önemi açıkça göstermektedir;“Mekke ile Medine arasında Hûm denilen bir su başında bulunurken Râsûlullah hutbe irâd etmek üzere ayağa kalktı; Allah’a hamd ve sena etti, vaaz ve hatırlatmalarda bulundu; sonra, ‘Haberiniz olsun ki ey insanlar, ben ancak bir insanım; Rabbimin elçisinin gelmesi ve benim ona icâbet etmem yaklaşıyor. Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Bunların birincisi, Allah’ın kitabıdır; onda mutlak hidayet ve nur vardır. Bundan dolayı sizler Allah’ın kitabına tutununuz ve ona sımsıkı sarılınız’ buyurdu. Böylece Allah’ın kitabına teşvik edip gönülleri ona rağbet ettirdi; sonra da şöyle dedi: ‘Diğeri de Ehl-i Beyt’imdir. Ben, Ehl-i Beyt’im hakkında sizlere Allah’ı hatırlatıyorum” (Râsûlullah bu son cümleyi üç kere tekrarlamıştır). (Müslim, Fedâilü’s-Sahabe, 36; Ayrıca bk. Sahîh-i Müslim ve Tercümesi,2

3-İslam’ı, günümüzdeki cemaatlerin İslam anlayışlarıyla değil de, Kur’an ve Sünnet referanslı olarak anlamak ve aynı zamanda tüm boyutlarıyla yaşamaya çalışmak:

Bugün dünyanın geldiği nokta kargaşa ve karmaşadır. Beşeri söylemlerin iflasının açıkça görüldüğü ve insanların kurtuluş için yeni reçeteler aradığı garip bir zamandır. Yani ahir zamandır ! Bu noktadan tek çıkış yolu, dünya insanlığı için İslam’dır. Ama hangi İslam? Kuran ve sünnetin anlattığı gerçek İslam…

İşte o İslamı yeniden anlamak, tanımlamak, insanlığın kurtuluşu için ortaya koymak bugün için en önemli bir meseledir. Feyz’in Misyonu açıkça bu düşüncenin fiiliyata dönüşmesidir, diyebiliriz.

Onun için biz bütün cemaatleri seviyoruz. Hizmet eden herkesi her mümin ve müslümanı seviyoruz. Herkese diyoruz ki; İslamın evrenselliğine zarar vermeden, ümmeti davet makamında olan kâfirlere ve ümmeti icabet makamında olduğu halde islamı yaşayamayan veya ondan habersiz yaşayan müslümanlara şefkat ve merhamet ederek, İslamı, ama gerçek İslamı anlatalım. İnsanlığın kurtuluşu için birbirimize yardımcı olalım. Gerçek İslamın anlatılması ile İslam hızla yayılacaktır. Zira insanlığın buna ihtiyacı vardır. Son yüzyılda müslümanların yaşamak zorunda olduğu birçok menfi olay nedeniyle haksız olarak İslam terörle anılır oldu. İslam’dan bu terör kanının temizlenmesi lazım…

Kimi insana İslam deyince aklına İran ve orada ki uygulamalar geliyor.Kimi insana intihar olayları, adam öldürme, toplu katliamlar geliyor.Kimi insana, Arap halkının yöresel kılık ve kıyafetlerinin evrenselleşeceği fobisi geliyor.Kimi insana sanki cinselliğe paydos geliyor.Kimi insanlara kadınları evlere kapatmak ve her türlü sosyal faaliyetleri ellerinden alarak köleleştirmek geliyor.Kimine İslam deyince dünyadan elini eteğini çekmek ve yaşarken ölmek geliyor.Kimine bilime, teknolojiye, yeniliklere karşı çıkmak, tarih öncesinde yaşamak v.b.geliyor.

Bütün bu iftiraların sorumluları arasında düşmanın yanında dostun da payı vardır..! Onlarda orta yolu kaybetmiş Müslümanlardır. İşte her şeyi yerli yerine koymak, İslamın dünya ve ahiret görüşünü ve yukarıdaki ifade edilen sorunları dile getirmek ve bunların doğrularını ortaya koyarak İslamı evrensel anlamda temsil etmek ve anlatmak, Feyz’in Misyonudur.

4-Her türlü, mezhep, meşrep, cemaat taassubuna düşmeden yukarıda ifade ettiğimiz referanslar çerçevesinde bir araya gelerek, İslam kardeşliğinin tesisine çalışmak:

Bütün cemaatlerin birbirlerine karşı olan tavırlarını yeniden gözden geçirmeleri gerekir. Bir cemaatten bir cemaate adam kapmak ve bunu sanki bir gayri müslümü müslüman yapıyormuş havasında yapmak hoş değildir. Zaman birleşme zamanıdır. Bütün cemaatlerin taassup halleri, takım tutar gibi cemaat tutmaları ve en doğru yolun illaki kendilerinde olduğunu ifade eden tavır ve davranışları yanlıştır.. Ve Müslümanların cemaatlerini değil, ama cemaat taassuplarını bırakarak Kur’an, sünnet ve Ehl-i Beyt sevgisi ortak noktasında birlik olmalarının, cemaat kardeşliğini değil, evrensel anlamda İslam kardeşliğini tesise çalışmalarının gerektiğini düşünmektedir.

İslam bir insana benzetilirse, cemaatler o insanın uzuvları olabilir. İnsan denilince akla ne göz, ne kulak, ne el, ne ayak gelir. Ama bu azaların bütünü insanı temsil eder. Yine aynı şekilde, ne beyin, ne kalp, ne kulak, ne göz tek başına ben insanım diye bir iddiada bulunamaz. Gördüğümüz kadarıyla ülkemizdeki bütün cemaatler hizmetleriyle, anlayışlarıyla ancak İslam vücudunun böyle bir uzvu olabilirler. Hepsinin iyi yönleri vardır ama eksikleri de vardır. Böyle olunca bizler birbirimizi severek ve bütünleşerek ancak bir vücut olabilir ve bir anlam ifade edebiliriz.

İslamı tekeline alan ve kurtuluşu yalnız kendinde gören bütün grup, ekol ve cemaatler kesinlikle ifrata düşmüş, orta yolu kaybetmişlerdir diye düşünüyoruz. Ve elimizden geldiğince dilimizin döndüğünce bu yanlışlık ve aşırılıklardan dönülmesi için ciddi gayret sarfediyoruz. Bizleri yakinen tanıyanlar bu yapımızı bilir ve takdir de ederler.

5-İçinde bulunduğumuz zamanın şartlarına göre insanların sorun ve ihtiyaçlarını gözeterek, ilmi ve fikri anlamda donanımlı olmak:

Bugün insanları inkâra veya günaha iten nedenler iyi tespit edilmeli ve ilaçlar ona göre hazırlanmalı reçeteler ona göre yazılmalıdır. Tarihe bakanlar görecektir ki, her peygamberin devrinde farklı bir günah ve şirk çeşidi yayılmıştır. Ve her ümmet ayrı bir günahtan azaba uğramıştır. Gönderilen kitaplarda da özellikle o günahlara karşı uyarı ve ikazlar vardır. Bu zamanda ise o günahların her çeşidinden bulmak ve görmek mümkündür.

Kendinde tebliğ sorumluluğu olduğunu düşünen bir âlim veya bir mümin kimse bu şartları gözetmeden tebliğ yaparsa ne kadar başarılı olabilir? Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerim;“insanlarla en güzel şekilde mücadele edin” derken bu gerçeğe işaret etmektedir. Bu ayetin neyi anlatmak istediğini anlamayanın önce kendinin yetişmeye ihtiyacı varken, başkalarını irşada çıkması asla uygun değildir. O zaman içinde bulunduğumuz şartlarda tebliğ bu şartlar gözetilerek yapılmalı, tebliğ edende bu şartlara göre tebliğ edebilecek bilgi, beceri ve ahlaki donanıma sahip olmalıdır.

Tebliğ önderleri, kendi ülkesiyle beraber bütün dünya müslümanlarının sorunlarıyla da ilgili ve alakalı olmalıdır. Hizmet mantalitelerini 21. yüzyıla uyarlamalı,21. yüzyıl insanının sorularına göre çare geliştirmeli ve fıkıh, hadis ilimleri yanında mantık, kelam, psikoloji, sosyoloji, siyaset v.b. konularda da kendilerini yetiştirmelidır. Yani bir anlamda, yöntem olarak zamana göre kendilerini güncellemelidirler.

6-Hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğu açık olan bu zamanda, ona uygun bilgi ve bilince sahip olmak:

Bu zaman, hadislerde ifade edildiği şekliyle ahir zaman olduğundan kimsenin kuşku duymadığı bir zamandır. Ahir zamanın kendine has önemli olayları vardır. Bunlar şüphesiz bir gün gerçekleşecektir. Bizler sahte mehdilerin peşine takılıp gidelim demiyoruz. Ama gün gelir bu yazılmış kader, kazaya dönüşürse; kendimizi, eşimizi ve dostumuzu sahte Mesih ve mehdilerden koruyabilecek bilgi ve şuura sahip olmanın gerekliliği üzerinde önemle duruyoruz.
7-Bu referanslar çerçevesinde insanlara her boyutta iyilik yaparak ihsan üzere yaşamak:

Ana hatlarıyla izaha çalıştığımız bu çizgide kalmak ve bu çizgide hizmet etmeye çalışmak Feyz’in Misyonudur. Feyz’in Misyonu üzerinde biraz düşünenler görecektir ki, bu misyon, zamanımıza en uygun hizmet mantalitesini ifade etmektedir.