Duyguların Kontrolünde Otomatik Yaşam / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

0
90

Derleyen: Nail Başeski

İnsanlar olarak irademizin elimizden alınmasından veya onun üzerine baskı uygulanması veya kısıtlama getirilmesinden son derece rahatsız oluruz. Bu anlamda özgür ve bağımsız olabilmeyi çok önemseriz, ama kahir ekseriyet olarak asla bu duygulara sahip olamadığımızın farkına bile varamadan bir yaşam süreriz…

İnsanların bedenleri özgür olsa da, akıl ve duygu dünyalarında bildikleri doğruları uygulamalarına engel birçok zaafları, eksiklikleri veya nefsani marazları vardır. Açıkçası iradelerimizin üzerinde o kadar çok baskı vardır ki çoğunu fark bile edemeyiz. İşte asıl özgürlük, akıl, vicdan ve objektif bilgiler doğrultusunda, içimizden (nefsimizden), dışımızdan (sosyal çevremizden) gelebilecek hiçbir baskının tesirinde kalmadan, aldanmadan ve aldatmadan hakkı ve adaleti yerine getirmede irademizi doğru kullanabilmek ve hayatımızı bu çizgide devam ettirebilmektir.

Konunun kolay anlaşılması adına şu örnekleri verebiliriz:

Mesela, madde bağımlısı bir genç özgür müdür? Aynı şekilde alkolik bir kişi özgür müdür? Hayır, birisi uyuşturucu maddenin diğeri de alkolün kölesidir. Peki, makam, mansıp hastalığı olan birisi özgür müdür? Hayır, İmam-ı Azam Hazretleri “Sultanın sofrasına oturan âlimin fetvasına itibar edilmez.” diyerek böyle kişiler makam veya servetin kölesidirler, özgür değillerdir, demek istemiştir. Dolayısıyla bu tür kişiler koltuğunu korumak adına bildiği doğrulardan taviz verebilen, hakkı ve adaleti korumak için menfaatlerinden bağımsız hareket edemeyen zavallılardır. Dolayısıyla bedensel kölelikler olduğu gibi sosyolojik ve psikolojik kölelikler de vardır. Aklı, vicdanı ve bilimsel gerçekleri bir kenara bırakarak veya görmezden gelerek bir ideolojinin, bir felsefî fikrin, bir inanışın veya gelenek ve göreneklerin tartışmasız savunucusu veya fanatiği olmak da bir kölelik şeklidir. Bu şekil dogmatik ve fanatik saplantılı haller, özgür düşünceyi prangalamanın, bağımsız düşünebilmekten kopmanın, çoğunlukla farkında olmadan düştüğümüz tuzaklarıdır. Bu anlamda görülüyor ki, her zaman ve şartta hakîkatlerden, doğrulardan yana tavır ve duruş ortaya koyabilen insanların sayısı yeryüzünde neredeyse yok denecek kadar azdır. İşte ancak bu kahramanlığı başarabilen bir kişi için gerçekten doğruyu, hakikati tespitte tarafsızdır, objektiftir, bağımsızdır demek yerinde bir yaklaşım olur.

Bir insanın düşünce özgürlüğü üzerinde ne kadar çok baskının olabileceğine şöyle bir bakalım, o zaman ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.