Sorumluluktan Kaçış: Ahlakî Olmayanın Aklîleştirilmesi / Saadet Eren

0
54

Röportaj : Ali YAVUZ

Ahlak dışı davranışların aklîleştirilmesi ana eksenli bir değerlendirmede, ahlaki olan ve ahlaki olmayanın insan zihninde netliği öncelikle önem kazanıyor. Ahlak felsefesi ve İslam’da ahlak açısından ahlakî olan ve olmayan nedir?

İnsan eylemleri ahlakın konusu olduğu için hem ahlaki karar öncesinde hem de ahlaki değerlendirmelerinde yanlışa düşme ihtimaline karşı hafızaya atacağı bilgiyi geçerli ve güvenilir olanlardan seçmelidir. Kendisi ya da bir başkasının ahlakiliğini değerlendirme, ahlaki olan ve ahlaki olmayan davranışların bilinmesini gerektirir. Ahlaki ölçütün bilinmesi hem tercihlerini belirlemede hem de başkalarının eylemlerini değerlendirmede esas olacaktır. Ahlakiliğin gayesi iyiye ulaşmak olsa da kötünün bilinmesi de gayeye ulaşmadaki engelleri tanımaya yarar. Bir de “kötü”nün yalnız onu yapanı değil zamanla kendi dışındakileri de etkileyeceği düşünüldüğünde, davranışın ahlaki olmayanlarını bilmek, en az ahlaki olanı bilmek kadar kıymetlidir. Bir de kötülüğe bulaşmakla yaşanılacak sonuçlar göz önüne getirildiğinde, kuralların bilinmesi kadar uyulması ve korunması da gerekecektir. Ne yapılmaması gerektiğini bilmek, ne yapılması gerektiğini göstermesi açısından da rehber niteliği taşımaktadır.

Öncelikle insanın sahip olduğu akıl ve irade ile diğer varlıklardan ayrıldığını görmemiz gerekir. Özgür ve bilinçli olarak ahlaki olana yönelmesi ve çeldiricilere rağmen kararını eyleme dönüştürme çabası ile değerli olur. Düşünce tarihi boyunca ahlakiliğin nedeni üzerinde tartışmalar mizaç ve eğitim kavramları üzerinden devam ederken, felsefe ve dinlerin ahlaka açtıkları alanın oldukça geniş olduğu görülür. Herkes için ve her zaman kabul edilebilir evrensel ahlaki ilkeler var mıdır? Ahlakın kaynağı ve değeri nedir? Benzer sorulara felsefi disiplinler kadar ahlak merkezli olma niteliği ile İslam dininden de bilgi derlemek mümkündür. Kur’an sorumluluğun yerine getirilmesinde, aklı doğru ve etkin kullanmanın önemini ısrarla vurgular. Buna göre aklı, mantık kurallarına uygun ve aktif olarak kullanan insanın, hakiki mutluluğa erişebileceğini ifade eder. İnsanın hem kendi hem de kendi dışındakilerin yaratılış gayesine uygun işleri “iyi” olarak tanımlanırken, uygun olmayan işleri ise “kötü” olarak nitelendirilir.

Evrensel ahlaki ilkelerin mümkün olup olmadığı üzerine tartışmalar sürerken, hem dinden bağımsız ahlaki öğretilerin hem de ahlak merkezli dinlerin, tutum ve davranışları iyi ve kötü kategorilerinde sıraladıklarını görürüz. Bu sınıflamalar insana uyması veya terk etmesi gereken davranış kalıpları olarak sunulur. Davranışlar uygulanabilirliği ve sonuçları açısından ele alınmadıkça içselleştirilmesi ve davranışa dönüşmesi beklenemez. Mizaç, fizyoloji, psikoloji, eğitim, sosyal ve fizik çevre gibi değişkenler davranışların seçiminde belirleyicidirler. Bunun yanı sıra iyi olanın gerçekleşmesi ve kötü olandan uzaklaşılması ancak gösterilecek çaba ve dirençle mümkündür. İnsanın eylemleri üzerine düşünmesi ve neden başka türlü değil de böyle davranması gerektiği ile ilgili bir açıklaması olmalıdır.

Sanırız bu işlem, ahlaki olmayan tercihlere düzmece açıklamalar bulmaktan daha erdemlidir. Eylemlerinde özgür bırakılan insan, özgürlükle beraber sorumluluğu da üstlenmiş olur. Sorumluluk davranışlarının sonuçlarına katlanmak demektir. Sorumluluk hangi otorite tarafından yüklenmiş ise sürecin de aynı muhatap tarafından değerlendirileceği kabul edilir. Yani sorumluluk beşeri bir sistemle yüzleşmeyi gerektirebileceği gibi ilahi bir yükümlülük söz konusu ise yüzleşmenin yaratıcıya kadar uzanabileceğini de kabul etmek gerekir.

İnsan kendisine ve kendi dışındaki her şeye ki buna yaratıcı da dahil olabilir, nasıl davranması gerektiğine dair bilgiyi farklı kaynaklardan edinecektir. Bilgiyi kendi subjektif değerlendirmesiyle üretebileceği gibi, sosyalleşme süreciyle toplumdan veya inancı gereği ilahi mesajlardan çıkarabilir.

Peki, kötülük iyinin bilinmemiş olmasına mı bağlıdır yoksa iradi bir sorun mudur? Kötünün sadece bilgisizlikten doğacağını kabul etmek gerçeklikle örtüşmeyecektir. Çünkü bilmesine rağmen iyiye değil de kötüye yönelen insanların varolması bu iddiayı doğrular. Ahlaki kuralların işlevinin ya da hikmetinin kavranmasıyla davranışın içselleştirilmesi kabulünü hızlandırır diye düşünebiliriz. Yine de bu, sapmanın her zaman olası olduğunu değiştirmez. İşte tam bu noktada insanın ürettiği bahanelerin ardına sığınarak sapmalarını haklı çıkarma girişimleri dikkat çekicidir. Böylesi bir girişim kuralı ve kural koyucu otoriteyi tanımak olarak yorumlanabilirse de, seçimlerinde otoriteye itaati gerçek bir kabulü gösterecektir. Sorumluluktan kurtulma adına zihnin ürettiği bahane bulma olarak tanımlayabileceğimiz “aklîleştirme” otorite ile hesaplaşmada işe yaraması ümidiyle hazırlanırlar. Sürecin öznesi olan insan ahlaki olan ve ahlaki olmayan üzerinden eylemlerine yön verirken, aklına ve iradesine rehberlik edecek yol haritasının ne olacağına karar vermek durumundadır. Böylece kendisine verilen akıl ve irade emanetinin gereğini de sağlıklı bir şekilde yapmış olacaktır.

Ahlaki olanı ahlaki olmayandan ayırmadaki ölçütüler oldukça fazladır. Adalet, haz, güç, ruh dinginliği, çalışma, otoriteye boyun eğme, çıkar, fayda, özgürlük, niyet gibi kavramlar üzerinden yapılan değerlendirme ile insanlar ahlaki buldukları davranışa yönelmektedir. Ancak bu ölçütler göreceli bir değerler dizgesine götürmekle kalmaz, iyi ve kötülerin de karmaşıklaşmasına sebep olur. Kimileri hiçbir şeye aldırış etmeden yaşamaktan yana olmuş, kimileri de haz verici şeylerin peşinde koşmak iyidir demiş. Ölçülü ve adaletli olmak iyi sayılırken güce sahip olmakla iyiye ulaşılır diyenlere de şahit olunmuş. Yorumsuz ve yargısız kalmanın iyi olduğundan bahseden de var, çalışmanın ve şükretmenin altını çizen de. Tanrıya boyun eğerek haklarını teslimi için uğraşmanın iyi olduğundan da söz edilir, kuralları reddederek iyi olunacağı ifadesi de çıkar karşımıza. Hakikati bulma yolculuğunda felsefenin salt akılla ulaştığı değerlendirmeler kıymetli olsa da acaba yeterli midir?

Ahlaki değerlerin hakkın, adaletin ve mutluluğun tesisinde katkısı ne olacaktır? Benzer sorulara cevap bulma yolculuğu elbette insana alternatif kaynakların kapısını aralayacaktır. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın isimlerinden hareketle, yaratıcıda bulunan özellikler vurgulanarak benzer davranış yansımaları insandan beklenir. Ölçüye uyanlar övgüye mazhar olurken uyumayanlar ise yaşayacakları akıbet tasvir edilerek uyarılır. Kaynağını vahiyden alan ahlakın inanç ve ibadetler kadar insan için bağlayıcı olduğu ifade edilir. Kötülüğün kendine iyi görünmesi illüzyonuna karşı uyanık olması gerektiği hatırlatılır. Bilinen büyük günahların dışında, stokçuluktan dilenmeye, ümitsizlikten gıybete, cimrilikten dünyaya bağlanmaya, böbürlenmeden iftiraya, korkaklıktan zulme, cehaletten küfre, kıskançlıktan boş konuşmaya, inatçılıktan asabiyete, gururdan aceleciliğe, riyadan gösterişe, nankörlükten azgınlığa kadar ahlaki olmayan durumları örnekler. Ahlaki olanın da aktarıldığı ifadelerle bilinir hale getirilen iyi ve kötüler belirsiz olmaktan çıkarılmış olur. Bu bilgilerle sorumluluk süreci başlatılan insan kayıplar, yoksunluklar ve cezalar olmaksızın dünya ve ahiret hayatını sürdürme şansını yakalar. Kur’an, Allah’ın adalet ve merhametinin her şeyi kuşatacağına dair vermiş olduğu mesajla, kurtuluş için ümidin her koşulda yaşatılmasını da önermektedir.

Ahlakî olmayan davranışların aklîleştirilme sebeplerinde neler dikkatimizi çekiyor?

İnsan aklı bilgiler arasında bağlantı kurup yeni bilgiler üretebilmeyi mümkün kılar. Farklı kaynaklar ve yöntemlerle edindiği bilgiyi işleyerek karşılaştığı sorunları çözme ve olumsuz durumlardan korunma fırsatı sunar. Aklını etkin ve doğru kullanmayarak sapanlar ise yoksunluk, kınanma ve ceza gibi istenmeyen durumlara maruz kalabilirler. Böylesi bir sonucu kendi seçimleri ile hak etmiş olan insan, ahlaki olmayan davranışlarını akla uygun hale getirmek isteyecektir. Sıkça başvurulan bir zihin kalkışmasına dönüşen savunmalar ya tercih ettiği davranışın aslında ahlaki olduğunu açıklamaya ya da ahlaki olmadığını kabul etse de hatasına kılıf uydurmaya dönüşecektir. Böylesi bir girişim ile yaşadığı içsel çatışmadan kurtulma ve kendini bekleyen olumsuz sonuçlardan uzaklaşmanın ümid edildiği söylenebilir. Bu nedenlidir ki ahlaki olmayan eylemlerini ilk etapta kendine karşı haklılaştıran insan, ikinci etapta ise muhataplarına karşı ikna planlarına dönüşecektir. Diğer insanlara karşı hedefini tutturma ihtimali olsa da, yaratıcının sınırsızlığı ve mükemmelliği karşısında bu aldatıcı kalkışmanın onu planladığı sonuca götürmeyecektir. Kendini aklama adına tüm girişimler doğrulama gerektireceğinden, savunmanın hem formel hem de içerik açısından geçerli olması şartı aranacaktır. Subjektif değerlendirmelerle ahlaki olmayanı ahlakiymiş gibi sunmak, insan için bir illüzyona neden olursa iyi ve kötünün zamanla yerlerinin değişeceği de görülür. Aklîleştirme sebepleri bu yönteme başvuranların sayısı adedince çoğaltılabilir. Kimi sahip olmadığı değerlerin kendisini üzmesini engellemek için bu yöntemi kullanırken, kimi de sorumluluktan muafiyet adına aklîleştirmeye gidebilir. Kimi vicdan azabından kurtuluş için, kimi de eskiden beri iyi bilinen geleneksel’i yaşatma arzusuyla ya da kaderci bir anlayışın ardına sığınarak kendini temize çıkarmak isteyecektir ki aklîleştirme ihtiyacı muhatabın yanıltılması amaçlı olabileceği gibi kendi yanılması ya da aldatılması nedeniyle de tutunacağı bir dal haline gelebilir. Bu sebeple yanlışa düşmemek için ne yapmak gerektiği de önem kazanır. Doğru düşünmenin kurallarını koyan mantık sayesinde, aklın doğru ve etkin kullanılması sağlanarak, hatadan korunma da mümkün olur.

Mantık iyi ve kötünün ayrıştırılmasını da sağlar. Ayrıca İslami açıdan şerrin bilinmesi insanın kendini koruması adına oldukça önemlidir. Olması gerekenler gösterilerek yapılması istenenin sınırları da çizilmiş olur. Ölçüyü ihlal etmenin sonucu haksızlıklara ve zarara uğrama ihtimalinin sergilenmesi, olumsuz davranışların cazibesini yitirmesini sağlayabilir. Çünkü kötü olanın tercihi ve yanlışa düşme sadece o insanı değil diğerlerini de etkileyeceğinden, bu konuda farkındalık sağlamak oldukça kıymetlidir. Yaratıcıya ve diğer insanlara karşı hazırlanan aklîleştirmeler bazen aldatma niyeti taşımaz ama bozuk, tutarsız ve yanlış bilgiye dayanıyor olabilirler. İnsan yanlışa düştüğünün ve ahlaki davranmadığının farkında bile olmaz. Bilgiden yoksun olma, kibir, dikkatsizlik, önyargı, ihtiras gibi nedenlerle tercih ettiği olumsuz davranışları ısrarla savunabilir. Bilmeme nedeniyle ölçü dışında hareket eden insan sapmasını akla uygun hale getirmeyi çözüm olarak görecektir. Sağlam bir değerlendirme yapamadığı için bu duruma düşmüş olanlar, “ön yargı”, “daha fazlasını kazanma hırsı” “prestij sağlama”, “ün peşinde koşma” ya da “duygusallık” sebebiyle asıl bilinmesi gerekenleri kör noktada bırakıp, iyi ve kötünün ayrımını yapmada zorlanacaklardır.

Bir durumdan sorumlu tutuluyor ve sonuçlarına katlanmamız isteniyorsa, doğru yaptığımız şeyleri aşırı vurgulayarak hatamızın üzerinde durulmasını engelleyebiliriz. Bir ihmal veya kasıt bulunan durumlardan kendisini kurtarmak için bu yönteme başvurulabilmektedir. Sapma davranışlarında uydurma gerekçelerle hazırlanan aklîleştirmeler vasıtasıyla yaptığını doğrulatarak masumiyetini ilan etmeye çalışabilirler. Kendine ait iyi eylemler yetersiz sayıda ise ve aynı türde değil ise yaptığı kötülüğü örtbas edemeyecektir. Ayrıca çok kişinin iyi demesi ile kötü sonuçlar doğuran bir yanlış doğruya dönüşmeyeceği gibi kötülük de iyiliğe evrilmeyecektir.

Genelleme yapılarak oluşturulan aklîleştirmeler de geçerli olmazlar. İstediğini yeme içme özgürlüğünün kısıtlandığı bahanesiyle, tüm ahlaki kuralların kısıtlayıcı ve engelleyici olduğu genellemesine ulaşılması delilin tam olmadığını gösteren bir örnektir. Çünkü ulaşılan bilginin geçerli olması için çok sayıda örnekle doğrulanması ve örneklerin konuyla uyumlu olması şartı aranır. Bir sonraki aşamada bu genellemeler önyargıya dönüşür ki artık fikir ve eylem hataları ard arda gelir.

Kendini kurtarmaya çalışan insan hadiseyi basitleştirerek gerçeği örtbas etme niyetini taşır. Kısaltılmış ifadeler ve belirsiz cümleler kullanarak yapılacak bir savunma tatmin ediciliği açısından tartışılır hale gelecektir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.