Dini Kimlik ve Tüketim Toplumu / Dr. Zeynep Beyza Oğuzhan

0
67

Röportaj: Metin SERİMER

Kültür ve toplum bağlamında tüketim nasıl algılanıyor ya da oluşuyor?

Bir toplumun değişerek süregelen kendine özgü anlayışlarını ifade etmek üzere kullanılan kültür kavramı ile gereksinim ve isteklerin karşılanması amacıyla üretilen mal ve hizmetin insanlarca kullanımını ifade eden tüketim kavramının bir arada düşünülmesi öncelikle önemlidir. Nitekim tüketimin bir kültür halini alması ve yeryüzünde tüketim toplumlarının sayısının artmasını bu kavramları doğru anlayarak açıklayabiliriz. Toplumlar, satın aldıkları ve kullandıkları metaları ihtiyaçları ölçüsünde hayatlarına almayı değil de kendilerini eşyalar üzerinden tanımlayıp tarif etmeye başladığında ve hatta bunu bir yaşama biçimi olarak tercih ettiklerinde tüketim olgusu toplumsallaşıyor ve bir kültür halini alıyor demektir. Modernleşme ile beraber girilen endüstriyel süreç de toplumsal yapı ve kültüre, özelde ise bireysel alışkanlıklara büyük ölçüde sirayet etmiş, Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu pek çok toplumun tüketim toplumuna dönüşümünü hızlandırmıştır.

Türkiye’nin tüketim toplumu oluş sürecinde neler dikkatinizi çekti?

Türkiye’nin tüketim tarihi her ne kadar 19. yüzyıl ortalarına bilhassa Islahat Hareketleri ve Lale Devri dönemlerine dayansa da tüketim toplumu oluşu Türkiye’nin 1980’ler sonrasında (serbest piyasa ekonomisine geçiş beraberinde) farklı yönleriyle etki etmeye başlayan tüketim kültürünün pek çok kesim tarafından hızla benimsenmesiyle başlamıştır diyebiliriz. Zira alışveriş merkezlerinin açılışı, yayın ve reklam sektörlerinde tüketim argümanlarının yayılması da bu dönemlere tekabül etmektedir. Bu süreç modernizmin iç dinamiklerini toplum olarak tam anlamıyla yaşamayışımız ve Batılı ülkelerden farklı üretim ve sanayileşme süreçlerinden geçişimiz sebebiyle daha sancılı ve parçalı olmuştur. Türk kültürünün kadim geleneklerinden gelen kanaatkârlık ve israf etmeme davranışlarıyla çelişen lüks ve aşırı tüketim kalıpları toplumsal yaşantıda yer yer kafa karışıklığı ve kutuplaşmalara yol açmıştır.

Ayrıca Batı hayranı yaşam tarzları çoğunlukla Batılı ürünlerin yerli ürünlere tercihini ve bilinçsizce ihtiyaç dışı ürün alımını tetiklemiştir.

Bir diğer dikkat çeken konu ise Türkiye üzerinde çoğunluğu oluşturan Müslüman ve kendisini dindar olarak tanımlayan kesimler tarafından lüks tüketimin oldukça artmış olmasıdır. Yalnız kültürel değil dinî tercihlerinin de tam aksini yaşamak anlamına gelen bu tarz yaşamın toplum içerisinde yeni tartışma ve sorgulamalara kapı araladığı görülmektedir.

Fertlerin kimlik inşası ve dindarlık yönelimlerinde tüketim kalıplarından büyük oranda etkilendikleri, yeni kimlik ve dindarlık tiplerinin oluştuğu konusundaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Yaşamı boyunca sürekli bir değişim halinde olan insanın sosyalleşme sürecine dahil olan kimlik edinme çabası, aslında ferdin sosyal bir varlık oluşuyla da yakından ilgilidir. Oysa günümüz meta eksenli kimlik anlayışında özne ile özdeş görülmesi beklenen kimliğin, nesneler ve metaların kullanım değerleri üzerinden bir özdeşlik oluşturduğu görülmektedir. Diğer yandan kapitalist yaygınlık, ortaya koyduğu tüketim toplumlarında hem varoluş hem de bilişsel boşluklar oluşturmuş, geniş çaplı bu boşluklar dar alanda bireylerin yaşamına kimlik problemleri ve kendilerini konumlandıramama sorunlarını dahil etmiştir. Ayrıca popüler kültür sebebiyle kendi kültür ve kimlik argümanlarına yabancılaşan bireyler, kimliksizleşmekte yahut melez kimlikler edinmektedirler. Yahut bireyler kendilerini tükettikleri ürünlerle tanımlamaktadır. Mütemadiyen takip ederek son modelini (kimi zaman kısıtlı ekonomik şartlarına rağmen) satın aldığı elektronik eşyası üzerinden kendisini anlatan birey buna bir örnektir. Telefonu model gerisinde kaldığında ise bu kişi kimlik krizleri yaşamaktadır. Kendisini kişilik olarak tanımlayıp, yerleştirebileceği bir tüketim camiası bulamadığında depresyon yaşayan kişi de bu duruma dahildir. Sırf tüketenler grubundanmış gibi gözükebilmek için alışveriş merkezlerinde istikrarlı şekilde dolaşarak indirimleri takip eden bir kısım insanlar da bir başka örnek grup olarak karşımıza çıkar. Tüm bunlar, kendisini tüketen toplum içerisinde tüketmeden yahut tüketim malları dışında bir tanımlama olmaksızın yaşayamayan bireylerin kendini gerçekleştirme adına gösterdiği çabalardır. Kendisine ve ihtiyaçlarına gittikçe uzak kalan salt tüketiciler, kendilerini ve kişiliklerini, toplum içerisinde arz ederken karakterinin hakiki unsurları üzerinden değil de yapay tüketim kültürü argümanları üzerinden ifadelendirmektedirler. Sonuç olarak ise ortaya nesnel, yapay, yabancılaşmış, rastlantısal yahut sabit yeni kimlik tipleri çıkmaktadır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.