Sosyal medyada din, ahlak ve zihniyet algısı / Dr. Lokman Cerrah

0
38

Röportaj : Özcan Keskİn

Canlı bir zeminde sosyal medya bileşenleriyle iç içe yaşıyoruz. Adeta bir organ, bir arkadaş gibi… Kimlik, kültür, siyaset, aile, eğitim eksenli tüm ilişkilerimiz orada dillendiriliyor. Sosyal medyanın bu dinamik yapısına dair değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Aslında bütün mesele kitle iletişim araçlarının geçirdiği değişim ve gerçekleştirildiği büyük boyutlu gelişimdir. Çünkü bahsettiğimiz sosyal medya bir kitle iletişim aracı olarak bu değişim ve gelişim sürecinin bir aşaması olarak değerlendirilebilir. Bu açıdan zaten aşılan her basamak, toplum hayatında ve buna paralel olarak birey hayatında önemli değişikliklere yol açmıştır. Yani mesela televizyonun öncesi ve sonrasını karşılaştırdığımızda aslında bugün yaşadığımız sürecin bir benzerinin yaşandığını görüyoruz. Bu süreçler için en önemli basamak ise internetin ortaya çıkmasıdır. Çünkü sosyal medya, internet tabanlı bir kitle iletişim aracıdır.

Geleneksel medyadan sosyal medyaya geçiş sürecinde yapısal, işlevsel ve içerik olarak önemli değişimler yaşanmıştır. Aslında bu geçiş Bauman’ın ifade ettiği katı moderniteden akışkan moderniteye geçiş gibidir. Yani medyada da katı, sınırları ve gücü belli bir medya yerine akışkan, tanımı zor ve sınırları belirsiz bir medya ortaya çıkmıştır. Çünkü sahipli, sınırlı, tek yönlü etkileşime izin veren, kontrolü ve denetimi kolay bir medya kurumundan herkesin içerik üreticisi olabildiği, denetimi ve kontrolü çok zor hatta neredeyse imkânsız, çok yönlü etkileşime imkân veren ve içerdiği bilginin, haberin yani taşıdığı mesajın doğruluğu büyük ölçüde teyide muhtaç olan yeni bir tür medyaya geçilmiştir.

Bu yeni medya, din, dil, ırk, ekonomik durum, yaşanılan yer vb. hiçbir engel olmaksızın herkesin bir şekilde az veya çok içerisinde bulunduğu, gerek içerik üretici ve gerekse izleyici yani tüketici olduğu bir ortamdır. Ama bu yeni ortam insanları aynı zamanda diğer insanlarla bir yarışa sokmuş durumda. Çünkü herkes kendini o günün akımına göre, diğer insanlara göre daha fazla beğeni, tık veya retweet alacak paylaşımları yapmak mecburiyetinde hisseder bir hale gelmiş. Bu paylaşımın içeriğinin ne olduğu, nereden geldiği ve nasıl paylaşıldığının önemi yoktur. İnsanlar, iyi-kötü, güzel-çirkin, helal-haram, ayıp-günah gibi hiçbir değer yargısını muhatap dahi almadan paylaşım yapmaktadırlar. Hatta özellikle genç insanların yaptığı bu paylaşımların birçoğu onların yetişkin oldukları zaman dilimlerinde karşılarına büyük bir problem olarak bile çıkacaktır.

Sosyal medya sadece bireysel paylaşımların yapıldığı yani birey egolarının yarıştığı bir alan değildir. Aynı zamanda büyük toplumsal, siyasi ve sosyal olayların da en önemli dayanak noktaları arasında yer almıştır. Amerika başkanlık seçimlerinde mesela sosyal medya üzerinden toplanan bağışların geleneksel yolla toplanan bağışları geçtiği görülmektedir. Yine Arap baharı diye meşhur olan Arap ülkelerindeki halk hareketlerinin örgütlendiği, taraftar topladığı ve dış dünyaya duyurulduğu bir alan da olmuştur. Bu noktada özellikle genç kesimin sosyal medyayı daha çok kullandığı da dikkate alınmalıdır. Türkiye’de de Gezi olayları hatırlanırsa olayların büyümesi, taraftar toplaması ve hatta olaylara karışanların örgütlenmesi hep sosyal medya üzerinden olmuştu.

Sosyal medyada din algısında, dinin teorik ifadelerine yönelik algılar kendimizi ifade biçimimizin bir parçası. Dinin teorik ifadelerine yönelik algılarımız, sosyal medyadaki din algımızın da büyük fotoğrafını çekiyor aslında. Hangi başlıklar altında bu algılar tarafınızdan incelendi? En çok dikkat çeken başlıklar nelerdi?

Din, temel olarak çok boyutlu bir olgu ve kavramdır. Bu boyutlardan biri ve en temeli ise hiç şüphesiz onun teorik boyutudur. Yani inanç boyutudur. İslam özelinde kısaca Amentü olarak formüle edilen inanç sistemi bizim çalışmamızda da önemli bir başlık olarak yer aldı. Teorik boyut için ele aldığımız kavramlar vahiy, iman, peygamber, melek, Allah (C.C) ve İslam kavramlarıdır. Bu kavramların terim anlamları dışında hiç şüphesiz bir de toplumun anladığı anlamları vardır. Yani bu kavramlar halk tarafından nasıl algılanmaktadır. Çalışmamız bu kavramları işte bu bağlamda ele almıştır. Söz konusu kavramların sosyal medya kullanıcıları tarafından algılanışı veriler açısından değerlendirildiğinde, ortaya çıkan algının genel olarak bu esasların temel kaynaklarda geçen özellikleri ile paralel olduğu söylenebilir. Özellikle Zati ve Subuti sıfatlara sahip Allah algısı, Peygamberlerin ve meleklerin dinî terminolojide geçen özelliklerini taşıyan peygamber ve melek algıları bu uygunluğu ortaya koymaktadır. Yine vahiyle ilgili olarak, vahyin sadece peygamberlere gelebileceği ve Hz. Muhammed (s.a.v.) ile bu sürecin son bulduğu inancı da bunun diğer bir örneğidir.

Daha detaylı olarak baktığımızda ise, sosyal medya kullanıcılarının dine ve dinî değerlere büyük önem verdiği görülmektedir. Bunların başında ise Allah kavramı ve Hz. Peygamber gelmektedir. Türk kültürüne de yerleşmiş olan bu olgu kendini özellikle dil ve edebiyatta daha açık olarak göstermektedir. Mesela iletilerde de görüldüğü gibi insan hayatının her alanına ait temel ifade ve deyimlerde Allah kavramı çoğunlukla geçmektedir. Yine Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hem ismi hem de uygulamaları büyük değer görmekte ve örnek kabul edilerek takip edilmeye çalışılmaktadır. Melek kavramı ise olumlu anlamda bireysel nitelemelerde kullanılacak kadar yaygınlaşmış ve kabul görmüştür.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz