Hz. Peygamber’e (s.a.v.) Verilen Hikmet Ve Öğretilen Sünnet / Prof. Dr. Muhammed Fatih Kesler

0
89

“Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Peygamber’e Verilen Hikmet ve Öğretilen Sünnet” adlı çalışmanızdan yola çıkarak düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Cahiliye Arap toplumundan başlayarak bütün insanları ilahi bildirimler doğrultusunda eğitmek ve kendilerine rehberlik yapmakla görevlendirilen ve hiçbir beşerden dini bir eğitim almadığı bilinen Hz. Peygamber’in (s.a.v.), aşkın bir güç tarafından eğitilmiş olması gerekir. Bu bağlamda Kur’ân-ı Kerim (en-Nisâ, 4/113), ona vahyin yanı sıra bu kutsal metinleri tahkim eden bir başka nimetin, “hikmet” olarak bahşedildiğini belirtmektedir.

Hikmet kelimesi, araştırmamız esnasında da görüleceği üzere kullanıldığı ayetlerdeki bağlama göre değişik anlamlar ifade etmektedir. Ancak biz, bunların arasından, konumuza uygun olduğunu düşündüğümüz; “gem vurmak yani olumsuz durumlardan engellemek” ve “özel ilahi bilgiyle eğitmek” gibi anlamları temel alarak Hz. Peygamber’in (s.a.v.) edindiği rabbani eğitimi ve kendisine öğretilen sünnetin neşet ettiği kaynağı inceleyeceğiz. Onun eğitiminin, peygamberlik öncesi yaşantısını oluşturan kırk yıllık süreç ve peygamberlik sonrasını oluşturan yirmi üç yıllık süreç olmak üzere iki dönemden oluştuğu bilinmektedir. Bu süreçlerin birincisinde kendisinin, müşrik bir toplumda yaşamasına rağmen, etrafında cereyan eden birtakım yanlış inanç ve eylemlere uymaktan ilahi bir gözetimle engellendiği birçok rivayetle sabittir. İkinci devrede ise onun, Kur’ân ayetlerinde tafsilatlı olarak açıklanmayan ancak nebevî uygulamalara yansıyan ibadetlerin ifa şekilleri ve bazı ayetlerde işaret edilen ancak muhtevası belirtilmeyen birçok hususta ilahi yönlendirme ve müdahalelere muhatap olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla bu devrelerden birincisini; nübüvvete hazırlık devresi olarak kabul edersek, ikincisinde, Hz. Peygamber’e (s.a.v.), Kur’ân vahyinden ayrı olarak bahşedilen manevi bir eğitim ve iletişim yoluyla sünnetin şekillendiğini söyleyebiliriz.

İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem’den beri gönderilen peygamberleri diğer insanlardan ayıran ilk ve en önemli fark onların seçilmiş olmalarıdır. Bu gerçek Kur’ân’a şöyle yansımıştır: “İyi bilinsin ki, Allah, Adem’i, Nuh’u… âlemlere (peygamber olarak) seçti.” (Âl-i İmrân, 3/33) Bu ayette dile getirilen “seçti” kelimesi kanaatimizce çok derin anlamlar ifade etmektedir. Şöyle ki; peygamber olarak seçilen bir insan sıradan birisi olamaz. Öyleyse onun hayatının peygamberlik öncesi döneminin de bu seçilmişliğe uygun olması, yani bu dönemde kınanacağı ve pişmanlık duyacağı eylemlerden uzak durması gerekir. Dolayısıyla ilahi seçimin, böyle bir hayatın (risâlet öncesi ve sonrası) tamamına farklı şekillerde ve mutlaka müdahil olması gerekmektedir. Bu durum, bir beşerin ileride gerçekleştireceği nebevî örnekliği için elzemdir. Zaten hiçbir beşer, Yüce Allah’ın müdahalesi ve koruması olmaksızın günah işlemekten korunmuş değildir. Bu gerçekliğin yanı sıra söz konusu seçkin insanların günah işlememeleri bir tarafa, bunun bir adım daha ötesine giderek, onların her birisinin, toplumda icra edilen ve hatta sıradanlaşan yanlışlara bulaşmayan, aksine, erdemli davranışlar sergileyen ve ahlâkî yozlaşmaya karşı güzel ahlakın birer temsilcisi olmalarına payanda teşkil eden birtakım aşkın ve manevi dayanaklara sahip oldukları da malumdur.

Cahiliye Arap toplumunda mevcut az sayıdaki meziyete karşın, özellikle güçlülerin ve hâkim sultanın uyguladığı zulüm ortamının ve ayrıca insanlık onuruyla bağdaşmayan diğer yanlış fiillerin baskın olduğu bilinmektedir. Zaten “cahiliye toplumu” isimlendirmesinin temel sebeplerinden birisi de bu tür olumsuzlukların normal ve sıradan kabul edilmesidir. İşte Hz. Peygamber (s.a.v.), nübüvvetle vazifelendirilmezden önce yaşadığı böyle bir ortamda, kötünün ve kötülerin aksine yeni ve erdemli birtakım meziyetlerin hem habercisi hem de uygulayıcısı olmuştur. Her insana yaratılışında verildiği ifade edilen; “iyiye ve kötüye yönelme özelliği” bağlamında Hz. Peygamber’in baskın karakterinin son tahlilde her zaman iyiye yönelme olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla burada onun adına ilahi bir seçimin gerçekleştiği açıktır.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz