Varlıkların Tesbihi Nasıl Olur? / Abdulkadir Yılmaz

0
168

“Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tesbih ederler. Her şey O’nu hamd ile tesbih eder. Ancak, siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.” (İsra, 17/44)

“Görmez misin ki, göklerde olanlar ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah’a secde ediyor…” (Hac, 22/18)

“Kendisiyle birlikte tesbih etsinler diye biz, dağları ve toplanıp gelen kuşları Dâvûd’un emrine verdik. Onların her biri Allah’a yönelmişlerdi.” (Sad, 38/18-19)

“Göklerde ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan) kuşların Allah’ı tesbih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah, onların yapmakta olduğu şeyleri hakkıyla bilendir.” (Nur, 24/41)

Bu ve benzeri ayet-i kerimelerde ifade edildiği gibi Yüce Rabbimiz, göklerde ve yeryüzünde olan canlı cansız bütün varlıkların tesbihinden söz eder. Yani onların kendi lisanlarıyla Allah’ı tesbih ettiklerinden, zikrettiklerinden haber verir. Bu ayeti nasıl anlamalıyız, cansız ve şuursuz varlıklar bir insanın “Allah, Allah” “lâ ilâhe illallah” demesi gibi mi zikrederler? İnsan gibi namaz kılar, Kur’an okurlar mı ki Allah bu ayette bize böyle bir bilgi verir?

İnsanların derdini anlatması iki türlüdür, birisi konuşarak diğeri de vücut dili ile… Birine lisan-i kal, diğerine de lisan-i hal denir. Mesela birine kızdığımızda bağırarak, azarlayarak ifade edebiliriz ki buna konuşma (kal) denir, kaşlarımızı çatarak da kızgınlığımızı ifade edebiliriz ki buna hal lisanı denir.

Yine bir insanın hangi dinden veya milletten olduğunu kılık kıyafetinden ve eylemlerinden anlayabilir, şu adam Müslim, bu Yahudi, bu Budist, bu Hintli, bu Arap diyebiliriz. Veya namaz kılan birisini görsek Müslüman, istavroz çıkaranı görsek Hristiyan deriz.

Rabbimizin, kâinatta hiçbir şey yok ki demesi canlı cansız bütün varlıkların tesbihini kasteder. Bize göre şuursuz veya cansız kabilinden saydığımız dağlar, taşlar ve bunları oluşturan zerreler hep zikir halindedir ki bunların zikri hal iledir. Cami yapan bir usta, bir işçi bunu Allah rızası için yapıyorsa bu çalışması tesbihtir, zikirdir, duadır. Allah’ın rızası için O’nun yapmasını istediği bir eylemi gerçekleştirmektedir. Burada insan için bir irade söz konusu olduğundan bu eylemin ayrıca ecri vardır. Dolayısıyla evrendeki işleyişe katkı için, bir vazife ile yaratılmış canlı-cansız her mahlûk, iradesiz olan eylemlerinde Rabbinin buyruğuna teslim olarak hareket ettikleri için onların bu yaptıkları, “cami yapan usta” örneğindeki gibi tesbih ve dua hükmündedir.

Arapçada zikretmenin çok geniş anlamları vardır. Mesela dil ile söylemek bir zikir olduğu gibi gönülden geçirmek de bir zikirdir, hatırlamak da hatırlatmak da…

“Allah’ın veli kulları kimlerdir?” diye sorulduğunda Peygamberimiz (a.s.m.) şu cevabı vermişlerdir: “Onlar öyle kimselerdir ki görüldükleri zaman Allah Celle Celaluhu Hazretleri hatıra gelir.” (Taberi, 4/2731)

Demek ki bir Allah dostunu görmek Allah’ı hatırlamaya ve aynı zamanda Allah’ı zikretmeye vesiledir.

Yani, Selimiye Camii muhteşem mimarisi ve işçiliği ile nasıl Mimar Sinan’ı hatırlamamıza ve ondan övgüyle bahsetmemize vesile ise yine Meşhur Musa heykeli Michelangelo’yu hatıra getiriyor ve şaşkınlık oluşturuyorsa evrende gördüğümüz her bir bilinçli tasarıma örnek olan canlılar da akl-ı selim insanlara, onu tasarlayan ve planlayanı ve bu muhteşem eserleri ortaya koyanı hatırlatır. O yüce Yaratıcı ve eşsiz Sanatkârı minnet ve şükran hisleriyle anmamıza vesile olur. İşte Rabbimiz bu ve benzeri birçok ayette öncelikle bu manayı kastetmiştir.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz