Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hayatında Hastalara Manevi Destek / Dr. Garip Aydın

0
21

Röportaj: Ali Yavuz

Hastalığı; hasta psikolojisi ve manevi destek ihtiyacı açısından değerlendirir misiniz? Bu bağlamda manevi desteğin insan hayatındaki önemi nedir?

Öncelikle “Manevi Destek” konusunu gündeme almanızdan ve bu konuya göstermiş olduğunuz ilgiden dolayı size ve Feyz Dergisi yönetimine teşekkür ediyorum.

Sorunuza gelince, Hz. Peygamber (s.a.v.), asırlar evvelinden insanların çoğunun iki hususta yanıldıklarını haber vermiştir. Bunların birisi malumunuz sağlık, diğeri ise vakittir. İnsanoğlunun en büyük yanılgılarından birisi gençliğinin ve sağlığının devam edeceğini ve bunların hiç tükenmeyeceğini zannetmesidir. Hasta olunca hastaların verdiği ilk tepkilerden birinin “inkâr” olmasının sebebi budur. Alman araştırmacı Elisabeth Kübler Ross, dünya genelinde hastalar üzerinde yaptığı araştırmalarda ciddi hastalıkla karşılaşan insanların vermiş olduğu tepkilerden ilkinin inkâr (Hayır, ben değilim, doğru olamaz bu!) olduğunu saptamıştır.

Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) sağlık tanımına bakıldığında orada sadece fiziksel iyileşme yoktur, ruhsal ve sosyal iyileşme de sağlık tanımına eklenmiştir. Ciddi hastalıklarla karşılaşan insanların ruh dünyasını maddi şeyler tedavi edemez. Fiziksel bir hastalık sebebiyle hastaneye girip psikiyatrik ilaçlarla çıkan hastaların sayısının azımsanmayacak kadar çok olmasının sebeplerinden biri budur. İşte bu noktada manevi destek çok önemlidir. Tolstoy’un ifadesiyle, ölümle son bulmayacak bir anlam arayışı aslında herkesin arayışıdır. Manevi destekle bu anlam arayışına yardımcı olma, rehberlik etme vardır. Tam bir iyileşme olması için manevi destek bu noktada çok önemlidir. Lokman Suresi’nde, “Dağlar gibi dalgalar kuşattığı zaman, insanların Allah’a yöneldikleri, O’na yalvardıkları” haber verilir. Aynı şekilde manevi olarak da insan her taraftan kuşatıldığını hissettiği zaman; keder, sıkıntı, hastalık vs. üst üste geldiği zaman büyük bir boşluğa ve karamsarlığa düşebilir. Burada kişiler şeytanî ve nefsanî telkinlere kapılarak yanlış adım atmaya, yanlış kararlar vermeye müsait hale gelebilirler. İşte manevi destek burada bu kimselere manevi bir ışık yakmak ve onlara doğru bir rehberlik yapmaktır. 

İnsanın manevi yönünü ifade eden kalp, nefs, akıl ve diğer kavramların manevi destekle ilgisine dair neler söyleyebiliriz?

Manevi rehberlikte/manevi destekte en önemli adımlardan birisi insanın kendini tanımasıdır. Bu bağlamda insanın mana yönünü ifade eden kalp, nefs, akıl ve ruh dünyası ile ilgili bilgilere sahip olması gereklidir. Zira insanların yaşadığı duygularla bu kavramların yakından ilişkisi vardır. İlk dönem muhaddislerinden Abdurrezzak b. Hemmam’ın Musannef adlı eserinde bu konuyla ilgili ilginç bir hadis-i şerif vardır. Orada kalp padişaha, azalar o padişahın ordularına benzetilir. Padişah iyi olursa askerlerin de iyi olacağı söylenir. İmam Gazzalî de aklı vezire, öfke kuvvetini emniyet amirine, şehvet kuvvetini maliye müdürüne benzetir. Padişah öfke ve şehvet kuvvetini kontrol edip aklın hizmetinde kullanırsa nizam olacağını, aksi halde harap olacağını söyler. Yine başka hadis-i şerifte ifade edildiği üzere Allah (c.c.) kalplere bakmaktadır. Buna göre kişiler, kalp/gönül dünyalarını ihya ve inşa ettiği oranda bütün vücutta değişiklikler başlayacak; duygu ve düşünceler de olumlu yönde değişecektir. Bu sebeple kalp konusu, insanın yaşamış olduğu duyguların merkezi olması sebebiyle manevi destekle yakından ilgilidir. Bu duyguları yaşayan hasta kişi, kalbinin manevi özelliklerini ve her olaydan, her sözden etkilenen yapısını bildiği zaman buna göre tedbirler alabilecektir.

Nefs ile alakalı olarak ise Kur’an’da çeşitli ayetler vardır. Örneğin şehvet ve öfkeyi emreden “emmare nefisten”, yaptıklarından pişman olan “levvame nefisten” ve hayvanî isteklerin etkisinden kurtulup ubudiyet makamında ilâhî nurla tatmin olan “mutmainne nefisten” bahsedilir. Bütün insanların içinde var olan akıl, öfke ve şehvet kuvvetlerinin ifrat ve tefrit hallerinden hırs, haset, tamahkârlık, uzun emel, dünyaya aşırı düşkünlük, korku, kaygı gibi ahlaki zaaflar ortaya çıkmaktadır. Hastaların içinde var olan öfke ve şehvet kuvvesi dengeli bir hale gelmediği müddetçe ruhsal olarak bunalımlar yaşanmaya devam edecektir. Manevi destekle bu kuvvetlerin dengesi hedeflenmektedir. Hz. Peygamber’in sabah ve akşam zikredilmesini tavsiye ettiği, “Allah’ım, nefsimin ve şeytanın şerrinden sana sığınıyorum” duası bu kuvveleri fark etmeye ve bunlara karşı tedbir almaya teşvik etmektedir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz