Zeki Adam, Akıllı Adam Mıdır? / Abdulkadir Yılmaz

0
192

Halk arasında, zeki adamlara, ne akıllı adamlar diyerek, zekâ ile akla aynı anlamın yüklendiği görülür… Lâkin İslam’a göre zeki insanla akıllı insan aynı değildir. Akıllı kişi, zekâsını kullanarak iman eden ve inancın gereklerini yerine getiren kişidir… Nitekim kâfirlerin içerisinde nice zeki adamlar vardır ki İslam’ı bulamamış veya iman edememişlerdir.

Rabbimiz Kur’an’da birçok ayette inanmayan insanları “onlar akletmezler” hitabı ile azarlarken, “her şeyin bir yaratıcısı olduğunu görmezler, hak ve hakikati idrak edip anlamazlar” diyerek akla, insanları hak ve hakikate ulaştıran ruhi bir kuvvet ve aynı zamanda ömür içerisinde gelişebilen bir yetenek anlamı yükler.

Zekâ bir elektrik santralinde üretilen elektrik enerjisine benzer. Santralin kapasitesi ne kadar büyük ise bir insan da o kadar zekidir. Ama ampul icat edilmemiş olsaydı barajda birikmiş o büyük enerji karanlıkları aydınlatmada hiçbir işe yaramazdı.

Barajlarda birikmiş potansiyel enerji, insanoğluna doğuştan bahşedilmiş olan zekâyı temsil eder, ampul ise sonradan geliştirilen aklı… Bu örnekte olduğu gibi ampul, sanki akıldır, karanlıklar onunla aydınlanır ve ne kadar akıllı ise bir kişi o kadar hem kendini hem çevresini aydınlatır. Yani açıkçası cehaletin karanlıkları zekâ ile değil, akıl ile aydınlanır.

Bu nazarla bakınca görülüyor ki İslam’a göre en akıllı insanlar peygamberlerdir. Sonra da İslam’ı en iyi anlayan ve hayatına tatbik eden salih kişiler, özellikle de Allah dostu âlimler, arifler, veliler gelir…

Bu tespitlerin ortaya koyduğu bir gerçek, insanoğlunun akıllanmak için ilahi yardıma muhtaçlığıdır. Yani Cenab-ı Hak fıtraten insanları, iyiyi kötüden ayırmalarına yarayacak güzel duygularla, akıl, vicdan gibi yeteneklerle donatmış olsa da; bilinmesi, anlaşılması ve inanılıp uygulanması ancak bir peygamberin açıklamasına bağlı olan, konularda ilahi yardım olmadan insanı yanlıştan kurtaracak ve hakikati bulmasına imkan sağlayacak selim bir akıl ortaya çıkmaz. Rabbimiz işte bu nedenle resuller, nebiler gönderir. Adalet ve merhametinin bir sonucu olarak da “Biz bir resul göndermedikçe azap da etmeyiz.” (İsra, 17/15)der. Böylece aslında insanların bazı sorumlulukları bir elçi gelmeden bilemeyeceklerini ve kaldıramayacaklarını beyan etmiş olur… Yani kanunsuz bir suçun ve cezanın olamayacağını, on dört asır önceden bildirir.

Bu ayetin bir diğer anlamı, hiçbir kulun yalnız entelektüel çabayla veya felsefeyle yaratılışının gayesi ile ilgili doğruları bulamayacağı gerçeğidir. Zira gaybe ait bilgilerin ağırlıkta olduğu iman konusu, daha çok subjektif bir alanı içerir. Subjektif alan ise objektif argümanlarla düşünen aklın, giremeyeceği alanlardır. Bu nedenle bu konuda bilgi kaynağı olarak vahiyden yardım alınması kaçınılmazdır.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz