İslam Düşüncesinde Niyet ve Gazzalî Örneği / Dr. Muhammed Muhdi GÜNDÜZ

0
210

Röportaj : Dr. Alper Yücel Zorlu

İslami ilimlerde niyet kavramına genel olarak nasıl bakılıyor?

Bilindiği gibi İslami ilimler genel olarak Kur’an ve Hadis etrafında teşekkül etmişlerdir. Diğer konularda olduğu gibi niyetin anlaşılması konusunda Kur’an ve hadis merkezi bir yer işgal etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de her ne kadar niyet kelimesinin kendisi geçmese de niyet ile ilişkili olarak “şâkile” (İsrâ 17/84), “muhlisîne” (Beyyine 98/5; Zümer 39/2-3; Â’râf 7/29), “irade, İbadetleri sadece Allah rızası için yapmak” (Kehf 18/110) gibi kelimelerle niyete göndermede bulunmaktadır. Hadis külliyatına bakıldığında niyet kelimesinin anlaşılmasına zemin hazırlayan birçok hadis vardır. Özellikle ‘Niyet Hadisi’ olarak meşhur olan hadisi burada zikretmek gerekmektedir. İslam düşünürleri hem hadis şerh kitaplarında hem de niyet veya niyete ilişkin konularda sürekli olarak bu hadise göndermede bulunmuşlardır. Hadis her ne kadar Mekke’den Medine’ye kadın için hicret eden bir sahabe için söylenmişse de bütün bilinçli eylemlerle ilişkilendirilerek anlamlandırılmıştır.

İslami ilimler niyetin sahip olduğu anlam zenginliklerinden yola çıkarak kendi disiplinlerine uygun olan manalardan birini ön plana çıkarmıştır. Ancak bu diğer anlamların göz ardı edildiği anlamına gelmemektedir. Örneğin fıkıh niyetin temyiz yani ayırt edici anlamını ön plana çıkarırken, gaye anlamına da dikkat etmişlerdir. Mezkûr disipline göre niyet, ibadetleri günlük davranışlardan ayırt etmenin yanı sıra ibadetleri de kendi içerisinde yani farzı sünnetten, öğle namazını ikindiden ayırt etme işlevi görmektedir. Tasavvuf ehli ise niyetin gaye anlamını ön plana çıkartmışır. Onlara göre bizi eyleme sevk eden her ne ise o kişinin niyeti olmaktadır. Bununla ilişkili olarak tasavvuf ilminde eyleme sevk eden saiklerin tek olması anlamında ihlasa özel bir önem verilmektedir. Ancak şunu eklemek gerekir iki disipline göre de niyet bilinçli eyleme ilişkin olmakta ve günlük davranışları ibadetlere dönüştüren bir aralık olarak nitelendirilmiştir. Konuyla ilişkili olarak kelam alimleri ise bilindiği gibi her şeyin yaratıcısının Allah olduğunu ve adaleti gereği kimseye zulmetmeyeceğini ifade etmişlerdir. İnsanın eylemlerinden sorumlu olabilmesi için eylemde bir tasarrufunun olması gerektiğini vurgulamışlardır. İşte niyet, kişinin Allah tarafından yaratılan eylem sürecine aktif katılarak eylemlerin sorumluluğunu üstlenme işlevini görmektedir. Aslında burada Cebriyye ekolünü diğerlerinden ayırt etmek gerekir. Bilindiği gibi Cebriyye ekolüne göre insan iradesi söz konusu olmadığı için insanın eylemler üzerindeki tasarrufundan bahsedilemez. Dolayısıyla niyet de diğer eylemler gibi insana mecaz yoluyla isnat edilmektedir. Mu’tezile’ye göre niyet, eylem öncesi veya eylem sürecinde kişinin sahip olduğu çoklu imkânı teke indirme süreci olmaktadır. Eş’ariyye ve Maturudiyye ekollerinde niyet, geliştirdikleri kesb teorisinde anlam bulmaktadır. İlkine göre niyet, kişinin Allah tarafından yaratılmış olanı kendisine mal etme süreci olurken, diğerine göre ise niyet, kişinin bilinçli olarak var olan seçeneklerden birini tercih ederek kararlı bir şekilde eyleme yönelimini ifade etmektedir. İslam felsefesinde ise bir özne olarak kişinin neden ahlaki olarak eylemlerinden sorumlu olması gerektiği sorusunda anlam kazanmıştır. İslam felsefecilerine göre kişi tümel iradesini niyet ile tikel hale getirerek eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmiş olmaktadır.

Gazzâlî’nin İslam düşüncesinde önemli bir yeri olduğu bilinir. Gazzâlî’nin niyet kavramına bakışına dair neler söyleyebiliriz? Özellikle insanın irade-eylem ilişkisine Gazzâlî nasıl bakmaktadır?

Bilebildiğim kadar niyet konusunu müstakil bir risale olarak yazan ilk kişilerden biri Gazzâlî’dir. Gazzâlî her ne kadar niyet risalesine ayet ve hadislerle başlasa da konuya çok yönlü yaklaşarak konuyu işlemektedir. Bir yandan fıkhi anlamda niyet-eylem ilişkisini konu edinirken diğer yandan da tasavvufun ön plana çıkardığı gaye anlamı üzerinde durmaktadır. Bunların yanında niyet ve eylemin manevi gelişimi üzerinde tahlillerde bulunmaktadır. Ona göre bir istendik olması için sahih bir niyetin yanı sıra eylemin kendisinin de doğru olması gerekmektedir. Bunun için sadece sahih bir niyetin yanlış bir davranışı doğru yapamayacağını vurgulamaktadır. Nitekim bir ibadetin kabul olabilmesi için Allah rızasının yanı sıra ritüelin kendisinin de sünnete (Allah Resulü’nün bildirdiği şekline) uygun olması gerekir. Bunun için ibadetlerin sıhhati ve sevapların niyet ile değişebildiğini ancak masiyetlerin (günahların) durumunun yalnız niyet ile değişemeyeceğine dikkat çekmektedir. Ayrıca bilinçli bir eylemin bir veya birden fazla gaye ile yapılacağını belirtmektedir. Ona göre her ne kadar bütün eylemler sadece Allah rızası için (ihlâs) yapılması gerekirse de bunun yüzde yüz imkânsız olduğuna dikkat çekmektedir. Çünkü sadece ihlasla ibadet edebilmek için yüzde yüz temiz bir yaratılışa ve doğru eğitime gereksinim duyulmaktadır. Hâlbuki peygamberler ve veliler dışındakiler bu iki konudan birinde mutlaka bir eksikliğe sahiptir. O halde ibadetlerin yarısından çoğu ihlaslı olduğunda yeterli olabileceğini belirtmektedir. Ancak bu oran değiştikçe ibadetlerden alınan sevap da değişiklik göstermektedir. Nitekim niyete bağlı olarak aynı davranışları sergileyen bir peygamberin kazandığı sevap ile sıradan bir adamın mükâfatı farklı olacaktır. Son olarak ‘Müminin niyeti amelinden hayırlıdır’ hadisini tahlil ederken niyetin davranışlarla kıyaslandığında kişinin manevi gelişimi (kalp) üzerinde daha etkili olduğuna dikkat çekmektedir. Bu da kendisinin düşüncesinde niyetin önemine işaret etmektedir. Nihayetinden Gazzâlî’nin düşüncesinde niyet gaye ve eylemlere yönelmek anlamlarının belirginleştiği söylenebilir. Nitekim kendisi, kişinin eylemlere bir gaye ile yönelerek eylemlerin sorumluluğunu üstlendiğini vurgulamaktadır.

İrade eylem ilişkisine bakıldığında ise Gazzâlî orijinal ve çağdaş felsefî antropolojinin kabul ettiği şekilde insanın yaratılış itibari ile özgür irade sahibi olduğunu belirtmektedir. İnsanın özgür iradesi gaye tayin etme ve gayelerine ulaşmak için eylemlere yönelme olmak üzere iki yönlüdür. İnsanın bilinçli eylemlerinin en azından bir gayeye ulaşmak için yapıldığını vurgulamaktadır. Gayeleri de kendi içerisinde tek bir gaye ile yapılan ve birden fazla gaye ile yapılanlar olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bunlardan ilkini ihlas olarak nitelendirirken diğerlerini ise mutabakat, müşareke ve muavenet olarak isimlendirmiştir. Mutabakat, her biri tek başına yeterli olan amaçların bir araya gelmesi sonucunda gerçekleşen eylemlerdir. Müşareke ise tek başına yeterli olmayan gayelerin bir araya gelmesi sonucu oluşan bilinçli eylemlerdir. Son olarak muavenet, tek bir amacın eylemin gerçekleşmesi için yeterli olmasına rağmen, diğer gaye/gayelerin de eylemin gerçekleşmesi için kolaylaştırıcı olarak katkıda bulunduğu eylemlerdir. Ona göre kişi amaçlarına ulaşmak için var olan seçenekler arasında bir eylemi tercih ederek, eylemin sorumluluğunu üstlenmektedir. Ancak tercihin kendisi bir anda olmamakta belirli bir zihinsel süreç takip edilmektedir. Bu süreç kalbe bir şeyin doğması anlamında havâtır, ikinci aşamada kalbe doğan şeye karşı bir eğilimin oluştuğu meyl-i tabiî aşamadır. Üçüncü aşama olan hüküm aşamasında ise kişi öncelikle zihinsel tasavvur ettiği sonrasında doğası gereği ona karşı ilgi ve arzularının sonucunda eylemin gerçekleşmesine karar vermektedir. Bu aşamada eyleme kesin karar verilmediğinden dolayı i’tikâd olarak isimlendirilmektedir. Eylemin gerçekleşmesi için kesin karara ihtiyaç duyulmaktadır. İşte niyet ile kişi kesin karar vererek eyleme yönelmektedir. İlk iki aşama ihtiyar dahilinde olmadığından dolayı insanlar sorumlu olmazlar. Üçüncü aşamada ise insan eylemi düşünme taşınma sonucunda verdiyse eyleminden sorumluyken, gelişi güzel verdiyse sorumlu değildir. Son aşamada ise niyet ile kararlı bir şekilde eylemlere yöneldiğinden dolayı eylemlerinden sorumlu olmaktadır.

Gazzâlî’nin niyet ile gaye, sorumluluk, ibadet ve ihlas ilişkisine dair düşüncelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gazzâlî, az önce ifade ettiğim gibi bilinçli eylemlerin en azından bir gayeye ulaşmak için yapıldığını ifade etmektedir. Burada gaye, eylemin değerini doğrudan tayin etmektedir. Allah rızası için yapılmayan eylemlerin Allah katında değeri olmadığını sürekli vurgulamaktadır. Bunun için kişinin gayesinin bu olduğunu söyler. Allah rızası esas olmakla beraber eylemlerini gerçekleştirirken kişi niyetini çeşitlendirerek bir eylemden birden çok sevap kazanabilir. Örneğin camiye; itikaf, kötülüklerden korunmak, namaz kılmak, Allah’ı zikretmek vb. niyetlerle gidilerek tek bir eylemden birden fazla eylemin sevabı kazanılabilir.

Gazzâlî’ye göre insan akıllı bir varlık olduğundan dolayı Allah tarafından ‘muhatap’ alınmış ve kendisine bahşedilen özgür iradeyle de ‘mükellef’ bir varlık haline gelmiştir. İnsanın başta yaratıcısı olmak üzere, kendisi ve çevresine karşı sorumlu bir varlıktır. Onun gerek yaratıcı karşısında gerekse yaşadığı topluma karşı sorumlu kılan eylem sürecinde aktif olarak rol oynamasına imkân sağlayan niyetidir. Az önce belirttiğimiz gibi insan kendisine amaç belirleme ve söz konusu amaçlarına ulaşmak için eylemlere yönelme imkânına sahip olduğundan dolayı eylemlerin sorumluluğunu üstlenmektedir. Bunun için Gazzâlî insanın niyetine göre ahirette ödüllendirileceği veya cezalandırılacağını vurgulamaktadır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz