Tabiatta ve İnsanda dengenin bozulması: Fesat / Doç. Dr. Duran Ali YILDIRIM

0
72

Röportaj: Ali Yavuz

Fesat nedir? Fesadın temel sebebi ve genel sebepleri nelerdir?

Öncelikle derginizde hem insanlığı hem tabiatı hem de evreni ilgilendiren önemli bir konuyu, daha doğrusu sorunu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ederim. Zira burada hem günümüz hem geleceğimiz hem aile ve toplumumuz hem de neslimiz söz konusudur. Dolayısıyla hep gündemimizde olması gereken önemli bir çevresel ve toplumsal problemdir fesat.

Fesat, en temel anlamda “bozulmak, çürümek, doğru yoldan sapmak” gibi anlamlara gelmektedir. Ayrıca fesat; haksızlık etmek, çalkantı, düzensizlik, kaos, kuraklık, kıtlık, herhangi bir şeyin itidal çizgisinden çıkması, bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı hale gelmesi, tabii ve sosyal dengesinin kaybolmasıdır. Fesat kavramında küfür, şirk, nifak ve isyan anlamları da vardır. Hikmetin gerekli kıldığı ölçünün tahrip edilmesi, değiştirilmesi de fesat olarak değerlendirilebilir. Netice olarak “fesat” kavramı Kur’an’da genel olarak, birey ve toplumun yeryüzü ve çevrenin, barış ve huzur ortamının, mal, can ve namus güvenliğinin bozulmasını ve yok olmasını, iman, ibadet, ahlâk, hak ve istikâmetten sapmayı, şirk, küfür, nifak ve isyan olan inanç, söz, fiil ve davranışları ifade eder.

“Fesat” Kur’an-ı Kerim’de hep insan davranışlarının sebep olduğu bireysel, toplumsal ve doğal çözülme ve bozulma süreçleri için kullanılır. Dolayısıyla fesadın olduğu her alanda insan unsuru birinci derecede rol oynamaktadır. Kur’an’a göre fesadın gerçekleşmesinde faal durumda olan her zaman insandır, yani insanın kendi elleriyle yapıp ettikleridir. Buna şu ayet ile işaret edilmiştir: “İnsanların kendi elleriyle işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.” (Rûm, 30/41)

İnsandaki inanç bozukluğu yani şirk, küfür ve nifak; birey ve toplum üzerinden yeryüzüne fesat olarak yayılmaktadır. İnancında problem olan insanın ahlâk ve davranışlarında da sorun bulunmaktadır. Yanı sıra insanın zaafları, kalbindeki kötülük duyguları diyebileceğimiz hırs, kibir, haset, bencillik, cimrilik, ayrıca nefis, heva, cehalet, şeytan, tağutlar, adalet ve merhamet duygularını kaybetmiş ve Kur’an’ın mütrafûn diye isimlendirdiği şımarıklar ile müstekbirler, bireysel ve toplumsal fesadın en önemli faktörleri olarak sayılabilir. Yani insandaki zaaflar onu korkulara, kaygılara, lüks ve konforlu yaşam arzusuna ve bitmek bilmeyen isteklere netice itibariyle de onu fesat işlemeye yöneltmektedir. “İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.” (Yûnus, 10/40) ayeti insanın inancının veya inançsızlığının onu ya kötülüğe ya da iyiliğe yönlendiren bir etken olduğunu hatırlatmaktadır.

İnsandaki inkârın sebebi istiğna (kendisini hiç kimseye muhtaç görmeme), istikbar (kendisinden başka büyük ve güçlü tanımama) ve taklit (gördüğünden ve bildiğinden başka bir şeye inanmama) tavır ve tutumu ile kalbin manevi fonksiyonunu kaybetmesidir. Çünkü küfür/inkâr, (iman-düşünce- eylem) çerçevesinde Allah’tan vahiy olarak gelen ilâhî mesajlara karşı gösterilen olumsuz tavırların en somut biçimidir. Yani insanı bozgunculuk yapmaya götüren basamakların nihai noktasıdır. Buna göre insanın zalim, müfsit, fâsık, müstekbir, bâğî ve tâğî (azgın ve taşkın) bir kişi haline gelmesi küfrünün yani inkâr etmesinin bir neticesidir.

İnsan ve Kur’an ilişkileri ve Peygamber tebliğini düşündüğümüzde, fesat nasıl bir süreçle bireyi ve toplumu etkilemektedir? Tabiatın doğal varlığında ve işleyişinde salah hâkimse, yolunda gitmeyen şeyler nelerdir?

Yüce Allah, insanı yaratmış ve onu başıboş bırakmamıştır. Doğruyu yanlışı ayırt edebilecek akıl gibi bir büyük nimet vermiş, aklına rehberlik etmesi için insana bir de vahyetmiş ve peygamberler vasıtasıyla rehberlik etmiştir. İlk insan olarak kabul edilen Hz. Âdem, aynı zamanda ilk peygamberdir.

Kur’an’ın muhatabı insandır ve Kur’an insanı inşa ve ıslah etmeyi amaçlamaktadır. Sürekli onu inanmaya, Allah’a karşı isyankâr olmaktan ve kötülük yapmaktan sakınmaya davet etmektedir. Peygamberlerin gönderiliş gayesi de insanı düştüğü inanç sapkınlığından kurtarmaktır. Hz. Nuh kavmine: “Gücüm yettiği kadar sizi ıslah etmekten başka bir arzum yoktur ve ben bunu ancak Allah’ın yardımıyla başarabilirim.” demiş ve bu sözüyle peygamberlerin işinin insanları inanç ve amellerinde düzeltmek olduğunu vurgulamıştır. Allahu Teâla Kur’an’da sık sık “Islahından sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın.” uyarısını tekrarlamaktadır. Zira insan “ahsen-i takvîm” yani en güzel kıvamda ve en güzel surette yaratılmış, kâinat da eksiksiz, kusursuz bir güzellikte ve mükemmel işleyen bir düzen ve nizamda yaratılmıştır. Dolayısıyla insandaki bozulma ve kâinattaki denge ve nizamın altüst olması sonradan insan eliyle ve insanın müdahalesiyle gerçekleşmiştir. Kur’an bu duruma açık ve net bir şekilde işaret etmekte ve “İnsanın kendi yaptıkları sebebiyle karada ve denizde fesat/bozulma meydana geldi.” uyarısıyla bu düzensizliğin ve kaosun sebebini insana bağlamaktadır.

Yazının devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz