Çocuğun Manevi Gelişimi ve Dua / Dr. Esra Serdaroğlu Aydınbaş

0
67

Röportaj: Özcan Keskin

Temelde okul öncesi çocuğun gelişim ögeleri nelerdir? Bilişsel gelişim her zaman çok önemli bulunur ama başka kriterler ya da gelişim unsurları da var mıdır?

Çocuğun gelişimini farklı perspektiflerden ele almanın, bilimsel bilgi üretmek açısından elbette çok faydası var. Bununla birlikte bedensel, bilişsel, psiko-sosyal, dinî gelişim; dil ve ahlâk gelişimi açısından bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşmadığımızda doğru tutumu bulmakta zorlanabiliriz. Bunu daha somut örneklerle açıklamak mümkün. Örneğin kızım dört yaşındayken birlikte yürüyoruz. Bir kuş tüyü düştü önümüze. Bir kumrunun kanadından olsa gerek. Yerden aldı, baktı, inceledi. “Çantamıza koyalım.” dedi. “Olur.” dedim. “Ne yapacağız?” diye sordum. “Biriktirelim.” dedi. “Belki bunlardan bir kuş yaparız.” “Peki.” dedim. “Yapalım ama onu canlandırabilir miyiz?” Dedi ki: “Hayır.” “Neden, canlı kuşlar nasıl oluyor o halde?” diye sordum. “Onları Allah yaratır.” dedi. Durmadım yine sordum: “Peki biz yaratamaz mıyız?” Dedi ki: “Hayır, Allah yaratır.” “Evet.” dedim ve konuyu en güzel yerde noktalamak istedim: “Çünkü en güçlü olan Allah’tır.” Dört yaşında bir çocuk olduğunu şu sözüyle hatırlattı: “Hayır tabii ki, en güçlü babamdır.” Şimdi çocuğun verdiği bu tepkinin, çocuğun yaşının tepkisi olduğunu bilmezsek, ille de “En güçlü Allah’tır.” dersek onun zihninde neyi, ne kadar değiştirebiliriz? Israr etsek ne faydası olur? Faydası mı olur, zararı mı olur? Onun en güçlü, en güven veren sığınağı olan babası yine onun Allah tasavvurunu şekillendirecek olan bir bağlanma figürüdür. Öyle ya, somuttan soyuta doğru gidiyoruz. O halde çocuk, Rabbini bulma sürecinde kendi yaşının ve gelişiminin özelliklerini ortaya koyduğunda, onu ısrarla düzeltmeye çalışmak, onunla zıtlaşmak, yargılamak, onun bu arayış sürecini sekteye uğratmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Çocuğun gelişimine farklı perspektiflerden bakmak onu anlamamızı kolaylaştırır. Çocuğun anlam dünyasında yer eden sembolleri küçümseyemeyiz. Goldman der ki: “Temel mesele, çocuğun dinî açıdan neleri öğrenmek zorunda olduğu değil, neleri öğrenebileceği meselesidir.” Çocuğun hazır olması çok önemli… Öte yandan her şey birbiriyle o kadar bağlantılı ki “en güçlü baba” örneğinden devam edecek olursak; çocuğun babasıyla olan ilişkisinin Rabbi ile olan ilişkisi arasındaki bağlantıyı görmezden gelemeyiz. Babalar bunu bilirse daha özenli davranmaz mı? Ortaya koydukları şahsiyet örneğinin hangi noktalara vardığını düşünürlerse kendilerini düzeltme noktasında bir çaba gösterebilirler elbette. Dünyaya gelmesine vesile oldukları çocuklarının hayatının tam olarak neresinde durduklarını görürlerse sorumluluk bilinçleri artabilir. Bunu söylerken karşısında baba figürü olmayan çocuklar geliyor aklıma. Eşlerinin iyi bir örneklik sergileyememesinden endişeli anneler geliyor. Vesvese ve üzüntüye kapılmanın da bir faydası yok. Herkes gücünün yettiğince çabalamakla sorumlu tutuldu. Hepimizin olduğu gibi bize emanet edilmiş olan çocuğumuzun da Rabbi olan Allah, her şeyden haberdar. Örneğin babası şahadet şerbetini içmiş bir çocuğun hayatında bir baba figürü yok, Rabbini nasıl tasavvur edecek? Elbette bu sorunun cevabı Peygamberimizin hayatında. Yetim doğdu, öksüz kaldı ama O’nu Rabbi terbiye etti. Ve ne güzel terbiye etti. Kaygı yok. Gam yok. Her şartta Rabbimiz var bizim. Yine kızım Gülce’nin bir duası geliyor aklıma: “Allah’ım Sen anne ver, baba ver, Allah’ım Sen Allah ver bize. Âmin.”

Çocukluk, insan hayatında, kendine has özellik ve güzellikleriyle, alabildiğine tertemiz bir dönem. Çocuk duygu dolu, seven ve çok sevilen; her yönüyle özel bir varlık. Çocuğun manevi eğitimi deyince ne anlamalıyız? Bu eğitimin inceliklerinde neler var?

Kâinatta her zerrenin bir yaradılış hikâyesi vardır. Herkes kendi hikâyesinin kahramanı olmak için ciddi bir oluş sürecinden geçer. Bir yusufçuk, suyun içinde kimselerin bilmediği bir larvayken yine sadece yusufçuğun bildiği bir sır makamında oluş mücadelesi vermektedir. Derken suyun yüzüne çıkıp kabuğunun içinden çıktığında o şahane kaftanını giyer ve uçmaya başlar. Yusufçuk kendi hikâyesinin kahramanı olurken bir yandan toprağın altındaki her biri farklı türde binlerce tohum, başını yeryüzüne çıkarmaya hazırlanmaktadır. Kimi zeytin ağacı olmaktadır kimi bir gülistanın nadide goncası… Kimi şifa kaynağı kantaron kimi ise çınar ağacı… Kâinatın her zerresi mucizevi bir var oluş hikâyesi yazarken yeryüzünün halifesi olan insanın boş bir levha olarak dünyaya gelmesi ve öylesine büyüyor olması beklenemez. Dünyaya gelen her çocuk, onu yaratan sanatkârın ellerinden çıkıp gelmekte ve her zerresinde yaratıcısının imzasını taşımaktadır. Doğduğu andan itibaren aynı sanatkârın dünyaya yerleştirdiği eserleriyle bir bir karşılaşmaya başlar. Annesi, babası, ailesi, duyduğu sesler, gördüğü renkler, dokunduğu yüzeyler ve her şey bu sebeple ona tanıdık gelir. Bilgisi verilen her şeyin suretiyle tanışmaktadır tek tek. O bir bütünü görmüş, bilmiş ve inanmış olarak yola çıkmıştır. Bütünü zerreleriyle tanıyıp o zerreleri yeniden tümlemek için çıktığı seyahatin adı hayattır. Hayat ona bildiklerini hatırlatmak içindir. Çocuğun kolay inanmasının sebebi bu ezeli tanışıklıktır. Bu sebeple anne-baba, yaratılıştan gelen doğal akışa gönüllerini kaptıran hakikat talebelerindense, çocukları ile bu seyahate aynı içtenlikle devam etmeleri yeterli olacaktır. Çocuğun bu seyahatte en temel ihtiyacı anne-baba şefkatidir, zira onu en çok seven ve koruyan Rabbinin yanından henüz gelmiştir. Fakat bazen çocuğun en ihtiyaç duyduğu sevgi, ilgi ve şefkat, anne-babasının ona daha nitelikli bir eğitim verebilme telaşı arasında kaynayıp gitmektedir. Elbette anne- babaların bu telaşı da sebepsiz değildir. Bilişim çağı hepimizi aşırı ve gereksiz bir sergiye maruz bırakmaktadır. 24 saatte bir silinen ve yenileri gelen gösteriler, günümüz anne-babalarını hiçbir zaman yetişemeyecekleri bir yarışın içinde bırakmaktadır. Değer tüketimi çılgınlığı karşısında yapılacak olan ise sakinleşmek, yaradılışa yaklaşmak, içsel hazinelerimizi hissetmek ve kendi seyahatimizde seyretmektir. Yaradılışa yaklaşmak, çok soyut bir ifade. Peki, insan nasıl yaklaşır yaradılışına? İnsan yaradılışına/ hilkatine ahlâk yoluyla ulaşır. Manevi eğitimin en güzeli yaşayarak sağlanır. Çocuk ailesiyle birlikte tüm değerleri yaşayarak harmanlar ve böylece değerler çocuğun bünyesinde şahsiyete bürünür. Zorlaştırmayalım, kolay olanı seçelim. Çocuğa nasihat etmeyi bırakalım. Onunla birlikte her nefesimizi şükre dönüştürelim. Her an yaratılmakta olan o mucizeye odaklanalım. Göreceğiz, kâinat iman ve ahlâk için her an bizi uyandırma çabasında. Diyelim ki bir yağmur başladı. Bizler için sıradan olabilir ama çocuklar için bu hâlâ bir mucize. Hayatınızda ilk kez yağmur gördüğünüzü düşünün. Bu sizi ne kadar heyecanlandırıyorsa bir çocuğun kalbine sığmaya çalışın, hiç değilse yağmur dininceye dek. Herkes yağmurdan kaçadursun, siz yağmura koşun çocuğunuzla. İliklerinize kadar ıslanırken ruhunuzda bir yerler ıslanacak, belki bir tohum başını çıkaracak topraktan. Bir arayış başlayacak. Bu arayış değil midir insanı Sanatkâr’ın yollarına sevk eden? Hiçbir eseri görmezden gelmemeli anne-babalar. Koşmalı yağmura, dinmeden koşmalı.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz