Birbirinin Vazgeçilmezi: İnsan ve Yanılgı / Dr. İbrahim Yıldız

0
97

Röportaj : Dr. Metin Serimer

Çok ilginçtir ki, yanılgıdan sakınmaya çalışmanın, yanılabileceğini kabul etmekle başlayan bir serüveni var. İnsan için başlı başına imtihan alanı olan dünyada, hem fıtrat ile hem varoluşsal kaygılarla beslenen bu durumu “yanılmak” eylemi özelinde nasıl değerlendirmeliyiz? “İnsan” ve “yanılabilirlik” birbirinin vazgeçilmezi olan unsurlardır diyebilir miyiz?

Bu, çok doğru bir tespit. İnsan ve yanılabilirlik birbirinden ayrılmaz, birbirinin vazgeçilmezi olan iki unsurdur. Yanılgı, insanın temel bir özelliği olup hiç yanılmayan bir insana rastlamak imkânsızdır. İnsan unutan, hata yapabilen bir yapıda yaratılmıştır. Bu nedenle yaratılıştan günümüze insanlık tarihi boyunca yanılgı hep var olmuştur. İnsanlığın babası Hz. Âdem, biz oğullarına ve kızlarına, yanılgıya düşen bir kişinin nasıl davranması gerektiğini, önemli olanın yanılgıya düşmemek olmadığını, asıl önemli olanın yanılgıdan sonra hemen pişman olup tövbe etmek, hatasından ders çıkarmak ve sonuçta doğruyu bulmak olduğunu bizzat yaşayarak göstermiştir.

Bu noktada şunun bilinmesi çok önemlidir. Allah Teâlâ, hayrı ve şerri yapabilme kabiliyeti verdiği insana hayrı işlemesini, şerri ise terk etmesini emretmiş fakat bu hususta onu zorlamamıştır. Bu açıdan insan, özgür iradesiyle kararlar verir ve buna uygun davranışlarda bulunur. Onun nasıl bir insan olduğu da işte bu karar ve davranışlarından belli olur. Bu dünyada insana ancak yapıp ettikleri bir kimlik, bir değer kazandırır. “Her insan için ancak kendi çalışmasının karşılığı vardır” (en-Necm, 53/39) ayeti de insanın değerinin çalışmasından ibaret olduğunu, şahsiyetinin olumlu yansımasının ameline bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Kur’an’a göre insan, “Biz, insanı gerçekten en güzel bir şekilde yarattık.” (et-Tîn, 95/4) ayetinde de haber verildiği üzere ahsen-i takvîm olarak yaratılmıştır. Bu ayeti okuyunca insanın aklına şu sorular gelebilir: Madem insan, bu kadar mükemmel yaratılmış o halde neden onda bazı zaaflar bulunmaktadır? Mükemmel yaratılmış olan insan, neden sürekli yanılmakta, hatalar yapmaktadır?

İnsanın en güzel surette yaratılmış olmasından; onda karşı konulamaz bir kuvvetin, eşsiz bir estetik güzelliğin bulunduğu veya kötülüğe sevk eden his ve kuvvetlerin, şehvet ve öfkenin bulunmadığı anlaşılırsa hataya düşülmüş olur. Böyle durumlarda örneğin “İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.” (en-Nisâ, 4/28) ayeti ya da “Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.” (el-Meâric, 70/19) ayeti tam olarak anlaşılamaz. Bu noktada Elmalılı Hamdi Yazır’ın insanın mükemmelliğini onun maddi yönünden ziyade duygularında, özellikle de güzelliği anlamasında ve buradan hareketle güzeller güzeli Allah Teâlâ’yı mutlak güzellikteki kemâl sıfatlarıyla tanıyıp O’nun ahlâkıyla ahlâklanmasında aramak gerektiğine işaret etmesi, çok isabetli bir yorum olarak görülmektedir. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik, onun vahye muhatap olması ve bunun bir sonucu olarak da imtihan edilmesidir.

Az önce, “Biz, insanı gerçekten en güzel bir şekilde yarattık.” (et-Tîn, 95/4) ayetinde haber verildiği üzere insanın ahsen-i takvîm olarak yaratıldığından bahsetmiştik. Bu noktada şuna dikkat etmeliyiz ki insanın gerçekleri idrak edebilmesi için beş duyu organı ile donatılması, işlerin önünü sonunu düşünen, yaşadıklarından ders çıkarabilen akıllı bir varlık olması da; zulme meyyal, arzuları söz konusu olunca aceleci, hırslı, sabrı kıt olması da bu en güzel şekilde yaratılmanın lüzumlu birer unsurlarıdır. Çünkü imtihan için zıt kabiliyetlerin ve güçlerin bulunması gereklidir. Faziletlerin ortaya çıkması için insanın kalbinde şerre doğru meyillerin olması da gereklidir. Çünkü insanoğlu bu meyillere karşı verdiği mücadele ile imtihan edilecektir. Bundan dolayı insan, bu mücadele sonucu nefsinin hevâlarına boyun eğmeyip takvalı olmayı başardığında cennetle müjdelemiş bahtiyar kulların arasına girebilir.

Dolayısıyla bu dünya, bir imtihan dünyasıdır ve insan imtihana en münasip mükemmellikte yaratılmıştır. O, doğuştan akıl gücüne ve birçok psikolojik özelliklere sahip olarak doğar; büyüdükçe var olan bu özellikleri gelişir ve onları kullanmayı öğrenir. İmtihan ise yanılma ve yanılgıyı düzeltme imkânının verilmesi ile mümkündür. Hiç yanlış yapmayan birini düşününüz. Bu kişiyi imtihan etmek gereksizdir, değil mi? Bu nedenle insan, yanılıp günah işlemeye, sonrasında ise doğruyu bulmaya, tövbe edip günahından dönmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla sizin sorduğunuz soruya net ve kısa bir cevap vermek gerekirse “İnsan ve yanılabilirlik, birbirinin vazgeçilmezidir, yanılabilir olmak en temel insanî özelliğimizdir.” diyebiliriz.

Yanılmak, yanılabilirlik ve irade, insanı eylemlerinde kontrol edilebilir bir dünyaya da davet ediyor. Bu çerçevede, doğru karar verebilme süreçlerimize olumlu etki eden faktörler nelerdir?

İnsanı yanılgılardan koruyan ve onun doğru karar verebilmesine yardımcı olan birçok olumlu faktör vardır. Bunların birçoğu insana doğuştan bahşedilmiştir. Kur’an, insanın akıllı, vicdanlı, yaratılış itibariyle mükemmel, hayra ve şerre kabiliyetli bir iradeye, sorumluluk duygusuna ve eğitilebilir bir potansiyele sahip olduğunu; tüm bu üstün özellikleri sayesinde zaaflarını kontrol altına alabileceğini ve yanılgılardan korunabileceğini hatırlatır. Zaten yanılgıların tespiti ve giderilmesinde öncelikle yapılması gereken şey, insanın kendini tanımasıdır. İnsan, zaaflarını ve bu zaafların karar ve davranışlarına nasıl etki ettiğini öğrendiğinde yanılgıya düşmemek için gereken tedbirleri alacaktır. Yaratıcısının bahşettiği bu üstün ve olumlu yönlerini tanıdığı zaman kendine olan güveni artacak, bu özelliklerini kullanarak kendini daha da geliştirecek ve böylece yanılma oranı azalacaktır. Üstünlüklerini bildiği için zaaflarıyla mücadele etme hususunda asla ümitsizliğe düşmeyecektir. Ayrıca bu bilme ve teyakkuz halinde bulunma, kişinin yanılgılara düşmesine engel olacağı gibi herhangi bir nedenle düştüğü yanılgılardan en kısa zamanda kurtulmasına da yardımcı olacaktır. Ayrıca vahiy, akıl, düşünme, hatırlama, gelecek hakkında öngörüde bulunma, pişmanlık ve hatalardan ders çıkarma gibi birçok olumlu özellikler de hatalar, günahlar karşısında adeta bir frenleme mekanizması görevini görecektir. Zaten insan, sahip olduğu temsil ve aklî kıyas yeteneği sayesinde çoğu zaman olaylar olmadan önce onların sonucunu adeta gerçekleşmiş gibi tasavvur edebilir. Böylece zararlı gördüklerinden uzaklaşır, yararlı olanlara yönelir; doğasından kaynaklanan nefsanî isteklere karşı koyar, onları bastırır ve sonuçta nefsini tedrici olarak buna alıştırır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz