Kur’an’da öz eleştiri kavramı ve yenileme sorumluluğu / Dr. Öğr. Üyesi Musa Turşak

0
115

Röportaj : Ahmet SOYDAN

Öz eleştiri nedir? Kur’an’da muhataba göre eleştiri çeşitleri söz konusu mudur?

Öz eleştiri, içe dönük yapılan bir eleştiridir. Kişinin kendi duygu, düşünce ve davranışlarını, çevresiyle kurduğu ilişki düzenini belli ölçütlere göre değerlendirip sorgulaması, hatalarını açıkça belirtmesidir. Birey ve toplumların gelişmesi açısından son derece önemli ve hatta zaruri olan öz eleştiri, eksiklikleri araştırıp bulma, ıslah ve ikmal etmek üzere daha iyisini yapma, yaptığı işin sağlamasını yapma, yeniden değerlendirme ve gözden geçirme sürecidir.

Öz eleştiri, kişinin tüm bakış, ilgi ve dikkatlerini, tabiri caiz ise tüm projeksiyonları kendine yöneltmesidir. Kendine yönelik değerlendirmede bir müfettiş mantığı ile eksikliklerini ve yanlışlarını objektif bir şekilde yakalayabilmesidir. Gerçeklerin hiçbirini karanlıkta bırakmadan, tüm çıplaklığı ile ortaya koyabilmesidir. Başkalarının yanılgılarından hareketle kendisinde de aynısı veya benzerinin olabileceğini göz önünde bulundurarak o yanılgılardan kendince ders çıkarmasıdır.

Öz eleştiri, kişinin kendisini keşfetmesidir. Kendi kapasitesini, yapabilirlik sınırlarını, güçlü ve zayıf yanlarını, neleri fark edip etmediğini, nasıl düşündüğünü, düşünce sisteminin doğru çalışıp çalışmadığını, karar vermede duygusal davranıp davranmadığını, kararlarındaki isabet oranını ve kararlılığını görebilmesidir. Kendi kendine konuşmakla, geçmişi ve anı değerlendirerek bunun üzerine sağlam bir gelecek inşa etmesidir.

Özet olarak öz eleştiri; “insanın, duygu, inanç, düşünce ve davranışlarını belli bir gerçeklik ve değerler tablosu içine yerleştirerek test etmesi, ölçmesi, süzgeçten geçirmesi ve değerlendirmesi; buna göre hayatını tüm yönleriyle sorgulayan kişinin, bu değerlerle örtüşmeyen ve çoğu zaman nefsin olumsuz özelliğinden kaynaklanan hatalarını itiraf etmesi, bunlardan dolayı yüreğinde hissettiği derin pişmanlığının göstergesi olarak bir an önce hatalarıyla arasına mesafe koyması ve hiçbir mazeretin arkasına sığınmadan kendisini düzeltip yenilemesidir.”

Eleştiri, belirli hedefler için belirli kurallarla geliştirilen bir davranış aracıdır. Eleştiri, hem Allah hem de insan kaynaklı olup bazen dışsal bazen de içsel olabilmektedir. Dışsal eleştiri, bir insanın, bir topluluğun veya bunların sahip olduğu mantıksız inanç ve düşüncelerinin bir başkası tarafından eleştirilmesidir. Kur’an-ı Kerim’de dışsal eleştiriye muhatap olanların, bazen en geniş yelpazede insan nev’ine, “Hayır, insan kendini yeterli gördüğü için mutlaka azgınlık eder.”1 bazen de bir şahsa yönelik olduğunu görüyoruz: “Doğrusu sana buğzeden, soyu kesik olanın ta kendisidir.”2 Burada eleştiriye muhatap olan muayyen bir şahıstır. Rivâyetlere göre Âs b. Vail adındaki müşrik, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Kasım adındaki oğlu vefat edince “Onu bırakın, o soyu kesiktir.”3 demesi üzerine bu âyet nazil olmuştur. 

Eleştirinin bireyden çok, çeşitli topluluklara yönelik olduğunu Kur’an’ın değişik ayetlerinde görmek mümkündür. Bu eleştirilerin; kimi zaman daha önce vahiy tecrübesine sahip olan ehl-i kitap diye tarif edilen Yahudi ve Hıristiyanlara yönelik olduğu görülmektedir: “Siz Kitab’ı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz hâlde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?”4 Kimi zaman bu eleştirilerin görünürde Müslüman olup küfrünü gizleyen münafıklara, “İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde «Allah’a ve ahiret gününe inandık» derler.”5 kimi zaman da uzun süre vahiy tecrübesinden mahrum kalıp bu arada sapkın inançlara sahip olan müşrik ve kafirlere yönelik olduğunu görmekteyiz: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır”6 

Kur’an’ın içe dönük eleştirilerinin ise İslam’ın temel prensiplerini benimsediği halde bunları yerine getirmekte gevşek davranan Müslümanlara yönelik olduğu görülmektedir. “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.”7 Müfessirler bu ayetin nüzul sebeplerini bildirirken Allah Teâlâ’nın tenkid ettiği bu zaafların çeşitli biçimlerini ortaya koymuşlardır. İbn Abbas, “Cihad farz olmadan önce bazı Müslümanlar ‘Keşke Allah’ın en sevdiği ameli bilseydik. Onu hemen yapardık.’ diyorlardı. Fakat onlar Allah’ın en sevdiği amelin cihad olduğunu öğrenince, bunu yerine getirmek kendilerine çok zor gelmiştir.” demektedir. Bu kapsamda kimden gelirse gelsin ilâhî ölçülere aykırı hareket eden fert ve topluluklar ilâhî ikaz ve eleştiriden nasibini alır. Bu eleştirilerin kimi zaman Hz. Peygamber’in bizzat şahsına, kimi zaman da belli bir kişi veya zümreye yönelik olduğu görülmektedir. En çok da davranışlarında tutarsızlık gösteren, inancının gereğini yapmayanlara yönelik sert eleştiriler yapıldığı görülmektedir. Böylelikle Müslümanların kendi hatalarıyla yüzleşmeleri sağlanmakla beraber tövbe etmeye teşvik ve öz eleştiri ile hatalarını düzeltme fırsatı verilmiş olur. Böylece öz eleştiri ve nefs muhasebesine yönelik toplumsal bir bilinç ve şuur oluşturulmuştur. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim, ister bireysel ister toplumsal boyutta olsun, ilâhî prensiplere uymayan her türlü davranış biçimini mükemmel bir şekilde tenkit eder. O, yanlış olan her şeyi eleştirir. Hatır gönül adına hiçbir yanlışa göz yummaz ve kulak ardı etmez.

Kur’an eksenli yapılan eleştirinin, insanda benlik ve benlik algısı gelişimine katkısını değerlendirir misiniz? 

Ruh ve bedenden müteşekkil ve çift görünüm arz eden insan, her bakımdan sürekli bir gelişim sürecini yaşamaktadır. İlk insanın yaratılması gibi, anne rahmine bir damla su olarak düşen insanın çeşitli evrelerden geçtikten sonra doğması, bebeklik, çocukluk, gençlik, olgunluk ve nihayet ihtiyarlıkla geçen ömrü bu gelişimin göstergesidir. Fakat burada kast edilen gelişme bedenî olmayıp ruhî ve ahlaken meydana gelen gelişmedir.

Sürekli değişmeyi, gelişmeyi ve kemâle ermeyi insana bir hedef olarak tavsiye eden Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de “…Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.”8  buyurmak suretiyle bu konunun önemine işaret etmiştir. İnsanın sürekli günahlarla yüz yüze olması böyle bir arınmayı zorunlu hale getirmektedir. İster maddi ister manevi yönden olsun insanın değişmeye ve gelişmeye ihtiyacı vardır. Buradaki değişim, mevcut durumu tamamıyla terk etmek olmayıp kendini daha iyi olacak şekilde ıslah etmektir. Yani kişinin kendisini güzel hasletlerle donatmasıdır. Kendisini değiştirmek ve geliştirmek isteyen kimsenin, günahlara meyilli olan nefsini iyi tanıması ve ona karşı dikkatli olması gerekir. Nefsin gayrimeşru ve ölçüsüz isteklerini öz eleştiri ile baskılayan, kontrol altında tutan ve kendisini yenileyen kişi, ayetin deyimi ile kurtuluşa erer. Aksi halde büyük kayıplara uğrar.

Bir ismi de Furkan olan Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda, tevhid inancına uymayan ne kadar şey varsa hepsinin eleştirildiğini görmekteyiz. Dolayısıyla Kur’an’da mükemmel eleştiri örneklerini görmek mümkündür. Kur’an’ın asıl muhatabının insan olması nedeniyle, yapılan eleştirilerin insanın yaratılış gayesine uygun olmayan davranışlarına yönelik olduğunu görmekteyiz. Takvanın tek kriter olduğu bu eleştirilerde kişinin statüsü, cinsiyeti, mülkiyeti, soyu-sopu vb. özelliklerinin hiçbir ehemmiyetinin olmadığı görülmektedir. Bu bağlamda, Hz. Peygamber’in vahye dayanmayan içtihadlarından dolayı bazen ilâhî ikazlara maruz kaldığı görülmektedir. Eleştirel bir bakışa sahip olan Hz. Peygamber de aynı şekilde ashabını bu ölçeğe göre eleştirmekten geri kalmamıştır. Hz. Peygamber’i kendilerine örnek alan ashab da bu bilinçle birbirlerini eleştirmişlerdir. Dolayısıyla eleştiri, mutlak anlamda kötü olmayıp, usulüne uygun ve yapıcı olmak şartıyla yapıldığında birey ve toplumların gelişimi için son derece gerekli bir eylemdir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz