Kur’an’da Dünya Hayatına Verilen Değer / Dr. Bünyamin Açıkalın

0
54

Röportaj : Kenan KURBAN

İnsanlığın dünyevileşme sürecinde dikkat çekici kırılma noktaları olarak neler var, bu süreçlerdeki dünyevileşmeyi hangi anlamda anlamalıyız, düşüncelerinizi alabilir miyiz?

İslam inancının en önemli unsurlarından biri olan ahiret hayatının öncesine dünya hayatı denilmektedir. Kur’an’da bu iki hayatın karşılaştırıldığı ayetlerde, insanlara ahiret hayatına önem vermeleri, oradaki hayatı sürekli göz önünde bulundurarak dünya hayatına yön vermeleri tavsiye edilmektedir. Dünya kelimesinin sözlükteki anlamlarından birinin “yakın” olması, dünyaya gelen her insanın ahirete göre daha yakın olarak yaşadığı hayata “dünya” isminin verilmesine sebep olmuştur. Kur’an’da, kalıcı olduğu için asıl hayat diye ifade edilen ahiretin (Ankebût, 29/64) ve orada kişiye mutluluk getirecek eylemlerin yerine, “nefse hoş gelen bu dünyaya ait hazların peşine düşme” dünyevileşme şeklinde tanımlanmaktadır. Bu manada ilk insandan itibaren her dönemde, insanlar arasında dünyevileşmeye meyledenlerin eksik olmadığını ifade edebiliriz. Her toplumda ve zaman diliminde, dünyevi hazlara daha düşkün olup, hayatında onlara öncelik veren dünyevileşmiş bireyler bulunduğu gibi her bireyin bizzat kendi hayatında dünyevileştiği dönemler de olabilir. Nitekim Kur’an’da yer alan kıssalara bakıldığında, peygamberlerin dünyevi çıkar ve hazları önceleyen kimselerle mücadele ettikleri görülmektedir. Ahirette hesap vereceklerini hesaba katmadıkları için, günah ve haksızlık yapmaktan çekinmeyenlere, peygamberler ahireti hatırlatmış ve yaptıklarının cezasız kalmayacağı konusunda onları uyarmıştır.

Öte yandan insanlığın tarihi gelişimi içinde, yaygın bir kitlesel yönelim olarak “dünyevileşme” hareketi, 17 ve 18. yüzyıllarda Hıristiyanlığın yanlış uygulanmasına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Kelimenin Batı’daki karşılığı diyebileceğimiz “sekülerleşme” akımı, sonraki dönemlerde Avrupa’yı aşarak pek çok toplum üzerinde geniş ve derin etkilerde bulunduğu için dinî-dünyevi ayrımında kırılma noktası olmuştur.

Batı’daki sekülerleşme sürecinin daha iyi anlaşılması için Hıristiyanlığın tarihsel gelişimine göz atmak yararlı olacaktır. Bu dine bağlananlar başta zayıf ve güçsüz bir görünüm arz etmekteydi. Öyle ki 3. yüzyılda imparatorlar tarafından ağır baskı ve işkencelere maruz kaldılar. Takip eden dönemlerde meşruiyet kazanmalarının ötesinde, geniş halk kitlelerinin beğenisini kazandılar. Halk nezdinde rağbet görmesi nedeniyle artık devlet yönetiminde dikkate alınan Hıristiyanlık, kendisini temsil eden din adamları sınıfı aracılığıyla dünyevi karar alma mekanizmalarına müdahale etmeye başladı. Fakat tahrif etmek suretiyle Hıristiyanlığın özünden uzaklaşan dinî otoriteler maalesef devlet yönetimi nezdindeki nüfuzlarını suiistimal etmiş, din adamları sınıfı zulüm ve haksızlığa varan, bilimle ve gerçek hayatla bağdaşmayan bağnaz, keyfi ve baskıcı uygulamalarda bulunmuştur. Ruhban sınıfının yanlış uygulamaları, halkı dinden soğutmuş; kutsal olana karşı nefret duygularını doğurmuş, sonuçta bu süreç dinin devletten ve insanların yaşamından dışlanması ile sonuçlanmıştır. Bu durumun yansıması olarak dinî otorite, insanlar ve kurumlar üzerindeki etki ve nüfuzunu kaybetmiş; dünyevi gaye ve hedefler, tahrif edilmiş dinsel dogmalara dayalı faaliyetlerin yerine geçmiştir. Hayatın anlamlandırılmasında metafizik açıklamalara başvurular azalmış, gündelik yaşamda ölüm sonrası gayelere yönelik düşünce ve eylemler önemini kaybetmiş, yaratıcıyla ilişkiyi ve ona bağlılığı ifade eden ibadetlere, kutsal ayinlere devamlılık neredeyse bitme noktasına gelmiştir.

Kur’an’da dünya hayatını olumlama, nötr kalma ve olumsuzlama anlamında yaklaşımlar olduğunu çalışmanızda belirtmişsiniz. Her birinin insandaki karşılığı nedir? Sonuç olarak bu durumu nasıl değerlendirmeliyiz?

Sorunuzda ifade ettiğiniz gibi Kur’an’da dünya hayatına olumlu veya olumsuz yaklaşan ayetlerin yanı sıra, içinde “dünya” ve “hayat” kelimeleri geçtiği halde dünya hayatıyla ilgili herhangi bir değer yargısı içermeyen ayetler de yer almaktadır. Bahsettiğiniz “Kur’an’da Dünya Hayatına Verilen Değer” başlıklı çalışmayı, doktora tezi olarak hazırlamıştık. Çalışmada, “dünya” ve “hayat” kelimeleri ile “dünya hayatı” terkibine yer verilen ayetleri inceledik. Onların söz akışını tespit etmeye, nüzul sebeplerine ulaşmaya ve konuyla ilgili klasik/çağdaş müfessirlerin görüşlerini değerlendirmeye çalıştık.

Yüce dinimiz her şeyde orta yolu tavsiye ettiği gibi dünya hayatını anlamlandırma ve buna göre hayata yön vermede aşırılıklardan uzak kalmayı öğütlemektedir. Zira diğer dinlerde bu konuda aşırılıklara gidildiği bilinmektedir. Örneğin Hıristiyanlar, -teoride- dünya hayatına hiç değer vermeyip dünyevi hazları tatmaktan uzak durmayı bir fazilet olarak görürken, Yahudi ve müşrikler tam tersine dünya ve nimetlerine karşı son derece hırslıdır. Kur’an’da “Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir.” (Bakara, 2/96) buyrularak onların hırsları haber verilmektedir. İslam dini ise bir yandan dünyanın geçici, aldatıcı ve eğlenceden ibaret bir yer olduğu uyarısını yaparken, diğer yandan dünya nimetlerinden kişinin nasibine düşenleri unutmamasını, onlardan helal dairesi içinde faydalanmasını tavsiye etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz