Gençlik anlam arayışı ve din / Dr. Yasin Kuruçay

0
43

Röportaj : Özcan Keskin

Sizce bir kriz çağında mı yaşıyoruz? Çağı tanıma adına, bu durumu besleyen argümanlar nelerdir?

Kriz değil krizler çağında yaşadığımızı söylemek mümkün. Krizlerin en derin belirtileri de gençler üzerinde gözlenmektedir. Bununla birlikte teolojik ve düşünsel olarak iki temel kriz yaşadığımızı söylemek mümkün. Bu iki krizi de anlam krizi şeklinde adlandırabiliriz.

Düşünsel krizi şu şekilde tanımlayabiliriz: Gençlerin ve yetişkinlerin dünyada olan biteni anlamasını sağlayacak ve küresel sorunlara deva olabilecek bir düşünce sistematiği yok. Modernizmin ürünü olan liberal kültür 20. yüzyılın sorunlarını çözemedi. Daha çok 21. yüzyılda yaygınlaşan ve sorunları çözme iddiasındaki neoliberal kültür, sorunların çeşidini ve niteliğini arttırdı. Yunan mitolojisine ve pozitivist ilkelere dayalı bir medeniyetin küresel sorunlara çözüm olabilmesi mümkün değildi. Çünkü modern medeniyet; insanın, doğanın, hayatın ve bilginin tabiatına yani fıtratına uygun değildir. Hayatı ve insanı tek bir boyuta sığdırmaya çalışan, dar kalıplı, eksik ve yanlış sacayaklarına dayanmaktadır. Önemli bir başka sorun ise şudur: Günümüzde siyaseti, bilimi, teknoloji ve kültürü aydınlar, âlimler, düşünürler değil; dünya çapında örgütlenmiş eko-politik bir grup elit yönetmektedir. Bilim, düşünce, sanat ve medya bu azınlığın elindedir. Bu tahakküm özgür ve erdemli düşüncenin yaygınlaşmasını engellemektedir.

Teolojik kriz konusunda ise şunlar söylenebilir: Ortaçağ’da kültür ve düşünce dünyası, bazıları felsefeci olan rahip ve din adamlarının yani kilisenin egemenliğindedir. İnsan aklının sınırlı olduğuna inanan ve Hıristiyan hakikatinin değişmezliğini vurgulayan kilisenin sert ve despotik tavrı, aklını kullanan bireylerin özgürlüğünün önüne geçmiştir. Ya akla aykırı kilise formülasyonlarını kabul etmek ya da özgürlüğü seçerek akla ve bilime uyup inancı terk etmek zorunda bırakılan aydınlanma insanı maddi evren ve toplumsal yapıyı inanç dışında, pozitivist akla göre yeniden tasarlamıştır. Böylece varlık dünyası ve insan kutsaldan arındırılmıştır.

Fakat insan, modern çağda özgürlüğü, mutluluğu ve anlamı kazanamadı. Teknolojikleşmenin yarattığı kapitalizm, sürekli ürettiği sunî ve gereksiz ihtiyaçlar ile insanı bir “tüketim kulu” haline getirdi. Sürekli tüketim, lüks ve eğlenceye delicesine yöneliş, insanın kendi benliğine dönmesi için ona boş vakit bırakmadı; yaşamın anlamını unutturdu ve özgürlüğünü maddi dünyanın ayakları altına aldı. İnsanlara yeryüzü cenneti vadeden modern düşünce şimdi yaşanan kimlik krizi ve toplumsal bunalımların gerçek nedeni oldu. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonucunda dünya kan gölüne döndü. Teknolojinin, bilimin ve refahın insanı kendisine kul ettiği modernite, yeryüzünü cehenneme çevirdi. Gelir adaletsizliği, sayısız psikolojik problemler, ekolojik tahribat gibi küresel sorunlar büyük oranda artış gösterdi. Dünyanın geçmişindekilerin, dünyanın geleceği olan gençlerin üzerine bıraktığı yük her geçen gün artmaktadır. Dünya’nın temel sorunlarının masaya yatırıldığı Davos 2019 toplantısında, gençlerin %40’ının yalnızlık yaşadığının ve bu soruna çözüm bulunması gerektiğinin konuşulması, bu tespitin önemini göstermektedir.

Gençliği ya da ergenliği nasıl tanımlıyorsunuz? Günümüzde gençlerdeki arayışlara ya da anlamsızlığa hangi ana başlıklar girmektedir? Kimlik gelişimi açısından gençler bu süreçte ne tür bocalama ya da gelgitler yaşamaktadırlar?

Gençlik, insan hayatının çocukluk ile yetişkinlik dönemlerinin arasında yer alan zor ve kritik bir dönemdir. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini gençler oluşturmaktadır. Gençlik dünümüz ile yarınımız arasında bir köprü; geçmişimizle geleceğimiz arasında bir bağdır. Kitle hareketlerinin, dinlerin, ideolojilerin, sivil toplum kuruluşlarının, eğlence, moda, medya sektörünün ve suç örgütlerinin hedef kitlesi de gençlerdir.

Gençlik bir açıdan insan ömrünün en güzel ve en önemli; diğer açıdan en tartışmalı ve en problemli dönemidir. Gençlik, kimlik ve kişilik inşa etme dönemidir. Kimlik, “Ben kimim?” sorusuna kişinin verdiği cevap olarak adlandırılır. Genç bu dönemde kendine ben kimim sorusunu sorar ve bu sorunun cevabını bulduğunda hayatı daha mutlu ve daha anlamlı hale gelir. Gençlik, anlam arayışının ve mutlu olma arzusunun en üst düzeyde olduğu dönemdir.

Gençlik döneminde kimlik kazanma süreci; doğru bir hayat anlamını arama, anlamsızlıklarla başa çıkma ve anlamı koruma süreci olarak da ifade edilebilir. Gençlerin hayatı anlama adına yaptıkları tüm düşünmeler, sorgulamalar ve itirazlar anlam arayışının yansımalarıdır. Mutlu olmak için çalışmak, sorunlardan kurtulmak için çaba sarf etmek, sosyal destek aramak, kariyer sahibi olmak, başarı peşinde koşmak, hayat üzerine konuşmak ve araştırma yapmak gibi faaliyetlerin hepsi gençlerdeki anlam arayışının yansımalarıdır. İnsanların fizyolojik ve sosyal gereksinimleri gibi psikolojik ve ruhsal gereksinimleri de vardır. İnsanoğlunun anlamsız yaşayabilmesi beklenemez. İlk insandan günümüze tüm insanlar ben kimim, nereden geldim, nereye gidiyorum, hayatın bir anlamı var mıdır, varsa nedir, tüm bu sorunlar nasıl yorumlanmalıdır gibi soruları kendisine sormuştur. İnsandaki bu sorgulama süreci hayat boyu devam eden varoluşsal bir nitelik taşır.

Günümüz sanayi toplumları eski tarım topluluklarına göre daha fazla anlam problemi yaşamaktadırlar. Modern dünyada gençler daha fazla boş zamana kavuşmakta, daha fazla bireyselleşmekte ama aile, toplum ve din gibi bağlardan daha fazla uzaklaşmaktadır. Bu da gençlerin anlamsızlık duygusunu daha fazla yaşamasına neden olmaktadır.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz