Kudüs’teki Zulme Karşı Yapılacak Çok Şey Var / Prof. Dr. Berdal Aral

0
88

Kudüs’te yaşanan olaylarla ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? 

İsrail bütün Filistin’i yutmaya karar vermiş, bunu zaten biliyoruz. Epey zamandır “Kudüs bizim başkentimiz.” diyorlar. Trump’tan beri ABD bunu destekliyor. Gazze’ye yönelik operasyon, aslında Cerrah Cami Mahallesi’ndeki operasyon uluslararası insan haklarına, mülkiyet hakkına aykırı. Zaten İsrail’in böyle keyfi kanunları var. Doğu Kudüs’ü Filistinlilerden arındırmak amacıyla keyfi olarak bu kanunları birer birer uyguluyor. Bunlar uluslararası insan haklarına aykırı kanunlar. İnsanlar doğal olarak bunu protesto ettiler. Mescid-i Aksa’da namaz kılan insanlar değişik zamanlarda protesto ediyorlar. Protesto gösterisi yapmak insanî bir haktır; fakat buna karşılık İsrail güçleri ses bombaları, plastik mermiler gibi tamamen insan haklarına, işgal hukukuna aykırı birtakım uygulamalarda bulundular. Pek çok insanı yaraladılar, ardından Gazze’ye operasyon başladı. Bu da bir silahlı saldırıdır. Uluslararası hukuka aykırı en vahim ihlallerden birisidir. Hem hava operasyonu hem de deniz operasyonu yaptılar ve 200’den fazla insanı katlettiler. Binlerce yaralı var ve bunların da çok önemli bir bölümü siviller… Sivilleri öldürmek, çocukları, kadınları, yaşlıları öldürmek, sağlık merkezlerinin vurulması, eğitim merkezlerinin vurulması, özellikle altyapının imha edilmesi, tarlaların yakılıp yıkılması, bütün bunlar savaş suçları, aynı zamanda insanlık suçları. 

Dolayısıyla İsrail, Filistinlileri toplu olarak cezalandıran bir intikam operasyonu gerçekleştiriyor. Ama aynı zamanda onların hem Batı Şeria hem de Filistin’den gitmelerini, Gazze’den gitmelerini sağlamaya çalışıyor. Çünkü İsrail etnik temizlik yapan, ırkçı, saldırgan bir devlettir. Hiçbir şekilde bölgede Filistinlilerin yaşamasını istemiyor. İsrail’le müzakere yapmanın bir manasının olmadığı Oslo’yla birlikte ortaya çıktı. İsrail hiçbir şekilde anlaşmalara uymadı zaten. Üstelik Batı Şeria’da yasadışı Yahudi yerleşim merkezlerini inşa etmeye devam etti. Doğu Kudüs ve Batı Şeria’da 150 bin yasadışı Yahudi yerleşimci yaşıyor. Nereden bakarsanız bakın, bütün bunlar savaş suçları ve insanlık suçları. Gazze’ye saldırarak İsrail, aynı zamanda barışa karşı suç da işlemiş oluyor. Saldırı suçu diyoruz biz buna. Durduk yere savaş çıkarmış oldu. Bütün bunlar, yani toplu cezalandırma, intikam operasyonları, bölgeyi Filistinlilerden arındırma çabasıdır. Zaten işgalci bir devlet… Bütün bunların ötesinde, İsrail bütün dünyanın gözü önünde, açıkça Filistinlilerin bir şekilde dayatmayla burayı terk etmelerini sağlamaya çalışıyor. Bütün bunlar uluslararası hukuk çerçevesinde çok vahim suçlar. Dolayısıyla Uluslararası Ceza Mahkemesinin devreye girmesi gerekiyor burada.

Batı, pek çok konuda, hayvan hakları vs. sessiz kalmazken bu olayda sanki dilini yutmuş gibi hiçbir tepki vermiyor. Bunu nasıl okuyorsunuz?

İnsan hakkı derken, onların kafalarındaki insan biz değiliz. Müslüman hakları oraya girmiyor. O çok net. Onların kafalarındaki insan, liberal, Batılı; ya Batı’da yaşayan ya da Batı’nın kendisine yakın gördüğü, kendi dünya görüşünü paylaşan, modernleşmeci, bireyci ve seküler insan tipi. Dolayısıyla bu modele uymadığınız zaman, mesela beyaz olmadığınız zaman zaten burada sizi korumanın bir manası yok. Çünkü siz beyaz değilsiniz(!) Batı ırkçılık yapıyor. Sömürgeciliği insanların gözünde, kendi toplumlarının gözünde meşrulaştırmaya çalışmalarının arka planında; “Beyazlar üstün ırktır, bunlar daha zekidir. Biz olmasak insanlık mahvoldu. İnsanlığı bu noktaya getiren biziz. Zenciler, Çinliler daha aşağıdaki ırklar. Bunlar dünyayı yönetemez. Bunların yönetilmesi gerekir. Bunlar kendi kendilerini yönetemez.” düşüncesi vardır. Burada oryantalizm, ırkçılık, emperyalizm, sömürgecilik, dayatmacılık, dinsel hoşgörüsüzlük, İslam’a karşı kin ve nefret görüyoruz; uygarlık olarak kafalarında Batı uygarlığı var. Bunun dışındaki uygarlıkları hiçbir şekilde kabul etmiyorlar, insanî bulmuyorlar. Dolayısıyla insan hakkı dediğimiz kavram da aslında bütün bu varsayımların içinde inşa edilen bir yaklaşım tarzıdır. Batılı insan hakları modeline uymadığı için bu insanların rengi, kültürü, hayat tarzı vs. farklı olduğu için onlara göre Ruanda’da Hutular Tutsileri katledebilir, yüz binlerce insan ölebilir.

Röportajın devamını dergimizden okuyabilirsiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz