spot_img

Ayasofya, İstanbul Bizim Demenin İşaretidir / Prof. Dr. Ahmet şimşirgil

Ayasofya Camii’nin bizler açısından tarihî önemi nedir? İstanbul’un Fethi ve Fatih’in vasiyeti açısından Ayasofya konusunu nasıl okumalıyız? 

Ayasofya Camii İstanbul’un Fethi’nin sembolüdür. İstanbul bizim demenin işaretidir. Sen bağımsızlığımı kazandım diyorsun. Ancak kendini inkâr edecek işler yapıyorsan o zaman bu nasıl bir bağımsızlık savaşı demezler mi?

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’u kılıç hakkı ile fethettiği için istese bütün kiliseleri kapatabilirdi. Bütün Hristiyanları esir ederdi. İstanbul dışına sürebilirdi. İslam hukuku içerisinde bunların hepsi mümkündü. Ancak o sadece Ayasofya’yı camiye çevirdi. Etrafındaki yerleri de satın aldı ve bir külliye meydana getirdi. Dolayısıyla Ayasofya Camii bir külliye halinde Vakfiyesine kaydedildi. Artık orası kıyamete kadar camidir. Başka bir hale getirirseniz Fatih’e ve bütün Müslümanlara zulmetmiş olursunuz. Haklarını gasp etmiş olursunuz. Bugün burası müze olarak kalmalı diyenler, bir vakfiyenin ihtiva ettiği manayı ya hiç bilmeyenlerdir veya devşirilmiş olanlardır.

Ayasofya Camii’nin açılması ile ilgili duygu ve düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz? Tarih şuuru olan ve İslam’ın geleceğine dair kaygıları olanlar için büyük bir sevinç kaynağı ama bu konuda nötr duruşlar olduğu gibi, tepki gösterenler de var. Hatta “Ayasofya camilerden bir cami, bu kadar cami var, Müslümanlara yeter, Ayasofya’ya ne gerek var…” söylemlerinden tutun da müze gelirlerine kadar mütalaalar yapılıyor. Güncel değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? 

Yukarıda ifade ettiğim gibi bu söylemlerde bulunanlar şayet İslam düşmanı değillerse vakfın ne olduğu gerçeğinden habersiz zır cahil insanlardır. Bunların haktan, hukuktan, adaletten bahsetmeleri abestir. Şayet bunlara ait bir mülkü birisi işgal etse aradan yıllar geçse ne yapalım zamanında işgal etmiş derler mi? 

Bir yer vakfedildiği zaman orası o kişinin mülkü olmaktan çıkar, Cenab-ı Hakk’ın mülkü hükmüne geçer. Kâbe gibi. Demek ki bu kişiler Kâbe de müze yapılsa saygı gösterecekler.

Bugün Avrupa’da ve Türkiye’de aktif haldeki hiçbir kilisenin neredeyse cemaati yok. Peki, buraları müze yapalım desek ne olur acaba? Bu tip yorumlar hastalıklı bir zihin yapısının ürünüdür. 

Hak hukuk ve adalet ise para ile ölçülmez. Efendim çok para geliyor zulüm devam etsin denebilir mi? Fatih Sultan Mehmed Han, orayı o günden itibaren kıyamete kadar bütün Müslümanların kullanımına vakfetmiştir. Bu itibarla benim hakkım vardır. Cami dışında bu fikirleri ortaya atanlar kıyamete kadar bütün Müslümanların haklarına girmekte ve ayrı ayrı her birine zulmedilmesini savunmaktadır.

Ayasofya’nın Batılılar ya da Hristiyan inanç grupları için önemi nedir? Ortodokslar ve Katolikler açısından konuyu değerlendirir misiniz? 

Ayasofya, Ortodoks dünyasının en önemli bir mabedi idi. Katolikler İstanbul’a girdiklerinde bu mabette öyle kötü fiiller işlediler ki anlatılamaz. Ayasofya’yı soyup soğana çevirdiler. 

Bu sebeple Ortodoks din adamlarının “İstanbul’da Katolik şapkası görmektense Türk sarığını tercih ederiz.” sözü tarihe geçti. İstanbul’da hiçbir Katolik âlimi Ayasofya’nın cami yapılmasına karşı çıkmadı. Neticede Cenab-ı Hakk’a ibadet edilen bir mekân olarak hizmet vermeye devam etti. Bugün dahi müze olarak rastgele gezilen bir mekân olması yerine bir ibadet mekânı olarak kullanılması Ortodoksları memnun eder diye düşünüyorum. Ayasofya’yı gezmek ve görmek ise yine bütün insanlığın serbestisine açıktır. Değişen bir durum yoktur. Maalesef bizim içimizde devşirilmiş beyinler bu noktada Batılılardan daha fazla üzüntü duymaktadır. Bunun nedenleri üzerinde daha fazla durulmalı diye düşünüyorum. Bakınız Ortodoks dünyasının en güçlü devleti Rusya, Ayasofya Türk devletinin iç meselesidir, biz karışamayız diyerek çok mühim bir gerçeği dillendirmiştir ki bu tavır çok önemlidir.

Ayasofya Camii’nin açılmasıyla dünyaya nasıl bir mesaj verilmiş oldu? Bu anlamda Ayasofya’nın açılışı Batı’yla bir hesaplaşma mıdır? 

Ben açıkçası bugün ortaya çıkan bu gelişmeyi bir hesaplaşma olarak görmüyorum. Bir hukuk skandalının düzeltilmesi olarak değerlendirmekteyim. Nitekim Türk hukuk adamları 1934 yılında yapılan yanlış kararı bozdular. Vakıflara ait olan bir yerin onlardan alınıp maarife bağlanmasını ve maarif vekâletinin de orayı müzeye tahsis etmesinin hukuka uygun olmadığını belirttiler. Ayasofya’yı hakiki sahibine teslim ettiler. Zira mütevellisi kalmayan vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün uhdesine geçer. Onların da vakfiyenin işleyişini bozması imkânsızdır.

Aslında bu durumu bir hesaplaşma olarak görenler veya gösterenler olayı siyasi bir boyuta taşımak isteyenlerdi. Böyle bir durum söz konusu değildir.

Öte yandan evvelce alınmış yanlış kararı bir Batı’nın korku ve endişesiyle değiştirememek istiklal ve bağımsızlığımıza gölge düşürür. Nitekim Yunanistan ve Batı’da bir kısım mihraklar bunu yapmamızı istememiştir. Türkiye ise hukukuyla ve idaresiyle bu noktada duruşunu ve net tavrını göstermek suretiyle ben bağımsız bir devletim demiştir. İşte bu yönüyle ise tam bir mesajdır diyebilirim.

Sizce yeryüzü Müslümanları açısından bu gelişmeler, ortak İslam davası ve aidiyet duygusuna dair farklı gelişmelere yol açabilir mi? Ayasofya Camii’nin açılmış olmasının İslam dünyasındaki bilinç ve duygu durumlarına ne tür bir etkisi olacaktır? Yeryüzünde böyle mazlum mabedlerimiz var mı? 

Evet, 15 Temmuz 2016’dan beri Türkiye bir bağımsızlık savaşının içerisindedir. Malumunuz Türkiye’de darbeler olur, ABD bizim uşaklar gerekli adımı atmışlar derdi. Her darbede onların parmağını görmek mümkündü. Suriye, Irak, Mısır, Libya’da yaşananları bu millet asla unutmamalı. Kaldı ki 15 Temmuz darbesinin bu ülkenin işgal girişimi olduğu da açıktı.

Yine devşirdikleri adamlar vasıtasıyla ülkemizin birlik ve bütünlüğünü yok etmek istemişlerdi. İşte o günden sonra atılan adımların hepsi bağımsızlığımızın dev adımları oldu. Suriye’de, Doğu Akdeniz’de, Libya’da mücadelemizi unutmayalım. Ayasofya da bunlardan biri oldu.

Elbette ki bu durum dünya Müslümanları tarafından gıptayla ve heyecanla izleniyor. Türkiye’ye dualar ediliyor.

Zira İslam dünyası iki asırdır Batı’nın pençesinde kıvranmaktadır, sömürülmektedir, kanı oluk oluk akıtılmaktadır. Türkiye bu adımları ile İslam dünyasının bilhassa halkları olarak söylüyorum daha fazla cazibe merkezi olacaktır. Bu kenetlenme yakın bir gelecekte diğer İslam ülkelerinin idarecilerini de aynı duygu ve düşünceye yöneltecektir diye düşünüyorum. Aksi halde İslam dünyası zelil yaşantısına devam edecektir. Bu sadece camilerini değil bütün yaşantısını etkilemektedir. Suriye örneğini asla unutmayalım. Şu anda Suriye Müslümanlarının, camilerini düşünecek bir hali kaldı mı acaba buna bakalım.

Teslimiyetle ülkenizi koruyamaz ve kurtaramazsınız. Üç bin yıllık şanlı mazisini, tarihini, dinini, dilini iyi bilenler ve ona uygun hareket edenler ancak gelecek adına söz söyleyebilirler. Diğerlerini zaten Batı’nın potasında erimiş ve tükenmiş olarak kabul edebilirsiniz. Ayasofya müze kalsın, müze gelirleri bitecek, bir kıyısında da Hristiyanlar ibadet edebilsin, ikonaları ne yapacağız, aman Batı’yı küstürmeyelim tarzı yaklaşımlar işte bu korkunun, erimiş ve tükenmişliğin tezahürüdür.

Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_imgspot_img

İlgili Yazılar

spot_imgspot_img

Son Eklenenler

Çok Okunanlar