Emperyalist güçlerin bizi ve tüm İslâm âlemini kendisi gibi düşündürüp kendisi gibi yaşatmaya çalıştığı ve bunu da büyük ölçüde başardığı artık tüm Müslümanların malumudur. Yani bunlar bugün kesin olarak biliniyor ki Müslümanlar bilerek veya bilmeyerek dışta emperyalistlerin ve içte de vücut ülkelerinin Marks’ı, Stalin’i veya Firavun’u olan nefslerine uymuş durumdalar. Üstelik de sanki İslâm’a uyduklarını sanarak ve buna emin olarak.

Tamam, yüzyıllardır ekonomik, siyasi, kültürel her açıdan sömürüldük. Ne doğru dürüst şahsiyetimiz ne de fikrimiz kaldı, buraya kadar tamam da; yalnız, bu yaklaşım tarzı, olaya tek cepheden bakmak değil midir? Mesela, nefsimiz olmasaydı şeytan bize vesvese verebilir ve bizi parmağında oynatabilir miydi? Şeytanın âdeta kardeşi olan nefsimiz ve isteklerini yok etseydik, bize şeytanın gücü yeter miydi? Tabii ki yetmezdi çünkü şeytanın insana yaklaşabildiği, sataşabildiği ana merkez nefstir. Nefs olmazsa şeytanın etkisi zayıftır ve bu gerçek ayetlerle, hadislerle sabittir.

Demek ki nefsin kötü istekleri olmasa iblis ve avanesi insanları kandırma ve azdırma noktasında aciz ve biçaredirler. O zaman bu manada, şeytan zayıf kalırsa, elbette onun uşakları da zayıf kalacaktır.

Yani, İslam’ı doğru anlayan, helali haramı kavrayan nefsine düşman olan insanlar olsaydık, bizi iç ve dış düşmanların sömürmesi mümkün olabilir miydi? Aksine biz o sömürenleri avucumuz içine alır, onlara İslâm’ın güzelliklerini anlatır ve o güzelliklerden tattırıp, iç dünyamızda hür, dış dünyamızda hür insanlar olurduk.

 Velhasılı ümmet olarak, millet olarak en büyük düşmanımız nefsimizdir. Hem kendimize yazık ettik hem de bizi sömürenlere. Neden mi? Ahh!.. Bir bilsek, yanlarında komplekse düştüğümüz Avrupalının bize ne kadar muhtaç olduğunu, bir anlasak o insanların İslamsız ne kadar zavallı olduklarını… İşte o zaman onlara, nefsimize yapmamız gereken muameleyi yapar, hem yerinde düşmanlık hem de yerinde en büyük dostluğu yapardık.

Nefsle mücadele farzdır, kâfirle mücadele de… Nefsle mücadeleden maksat aslında yine nefsimizi kötü arzularından kurtarmak ve ona gerçekleri göstermektir. Bu manada ona büyük düşmanlığın altında, aslında büyük bir merhamet ve dostluk vardır.

Şah-ı Nakşibend Hazretleri: “Allah’a giden yol iki adımdır, birinci adım nefsin üzerine basmak, ikinci adımı ise Allah’a kavuşmaktır.” der. Yani burada nefsin kendisi değil menfi isteklerinin yok edilmesi kastedilir ki buna tasavvufta “fenâfillâh” denir. “Fenâ” makamı insan nefsinin ne kaba softaların sandığı gibi tamamen ölüp yok olması ne de din muarızlarının sandığı gibi Budizm’in Nirvana’sına benzer biçimde hiçlikte yok olmasıdır.

Her neyse, nefsimiz en büyük düşmanımızdır. Bilmeliyiz ki ne şeytan ve taifesi ne emperyalistler ne de bir başka istler, onunla asla boy ölçüşemezler. Zira o nefs olmasaydı hiçbir düşmanın zararı bize dokunamazdı. Biz burada tabii ki vurmak, öldürmek gibi fiili zararları değil, imanî, amelî, fikrî, kültürel vb. anlamdaki manevi zararları kastediyoruz. Nasıl ki ehl-i küfürle, yerinde her türlü cihad farz ise, nefsle cihad da farzdır. Nefsle cihad edip kâfirle cihadı terk etmek haram olduğu gibi münafıkla, kâfirle cihad edip de nefsle cihadı terk etmek de haramdır. Yani ikisi de farzdır ve ihmal etmeden ikisini de yapmamız gerekir. Yoksa bir yaygaradır tutturduk “Avrupalı, Siyonist, mason vs.” diye, sanki nefsimizin çirkinliğini onlara yadsıyor ve ancak öyle rahatlıyor gibiyiz.

Yani şunu demek istiyoruz: Bizi sömürenlerin sömürdüklerini bilip, bu konuda gerektiği kadar şuurlu ve mücadeleci olacağımız gibi, nefsimizin de tezkiye olmamış hali ile ruhumuzu sömürdüğünü ve bu eylemi ile hem dünyamızı hem ahiretimizi büyük tehlikeye attığını bileceğiz. Hem bu hakikati bir kedinin ciğeri bildiği gibi değil de şuurlu, bilinçli bir şekilde, bir insanın bildiği gibi bileceğiz, yani bildiğini de bilerek bileceğiz.

İlmiyle amel etmeyen âlimleri düşününüz. Onlar nefsi ve ona uymamak gerektiğini detaylı bir şekilde bilirler. Hutbelerde, vaazlarda, konferanslarda, kitaplarda… “Nefse uymayalım, bizim en büyük, düşmanımızdır.” diye anlatırlar. Lakin bu nefse düşmanlık nasihatleri hep lâfta kalır, bu böyle süregelmiştir ve en çok nefse uyan da yine onlar olmuştur.

Nitekim emperyalistlerin bizi sömürdüğünü bildiğimiz halde lâfta kalan icraatlarımızı, tıpkı ilmiyle amel etmeyen âlimlerin icraatlarına benzetsek abes olmaz sanırım. Daha açığı: Emperyalistleri de şeytanı da nefsi de herkes biliyor ama gerektiği gibi mücadele yapıyor mu? Tıpkı fasık âlimlere dönmedik mi? Bilmenin yeterli olmadığını hâlâ anlayamadık mı? Emperyalistlerin bize sunduğu her türlü yaşam biçimini, medeni yaşamaktan dem vurarak taklit ediyor, onlar gibi yaşıyor, onlar gibi düşünüyoruz. Hiç olmazsa derdimizin ne olduğunu, aydınlar, münevverler olarak bizler anlayalım çünkü mesele öncelikle bunların anlamasında. Zira avamın anlamasını beklemek için ne ömrümüz ne de sabrımız var.

Neyi mi anlamalı aydınımız?

Bu ruhu can çekişen, kalbi ağlayan Müslüman kardeşlerimizi kurtarmak için bugün aydın geçinenlerin yapacak hiçbir şeylerinin olmadığını anlamalı…

Ey nefsinden habersiz olduğu halde kendisini gerçek bir aydın, münevver sanıp insanlara akıl vermeye, önder olmaya, rehber olmaya talip olanlar!

Allah rızası için artık anlayın ve oyalamayın, ne kendinizi ne kimseyi!..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz