Aklı başında hiç kimse; fert ve toplum planlamasında, ferdin iç ve dış huzurunu tahsis etmede, toplumun refahı ve saadetini sağlamada çok iyi bir ahlaki eğitimin kaçınılmaz gerekliliğini inkâr edemez. Yani ahlak; insanı içte ve dışta disipline eden, kişinin kendiyle barışık, topluma faydalı, üretken ve sosyal biri olmasını sağlayacak olan tek ve en önemli unsurdur…

Tarihe baktığımız zaman, hiçbir felsefi ekol sapık da olan hiçbir din, ahlakın fert ve toplum planında gerekliliğine karşı çıkmamış, bilakis Budizmden Taoizme, Hıristiyanlıktan Totemizme kadar her din temel akaidinde, ısrarla ahlakı ve kendine göre ahlaklanmayı istemiştir.

Ama İslam, vahiy kaynaklı ve bozulmamış olması hasebiyle, diğer batıl dinlerden farklı olarak insanın, sadece basit ahlaki kurallara bağlı olarak yaşamasını emretmekten çok, bunu pratiğe dökmesini ve sistemli bir biçimde yaşamasını emretmiştir. Yani, hem dünyasını hem de ahiretini kazanma yolu olarak…  Bu da, İslam’ın her işte olduğu gibi ahlak kurallarını icrada da en güzel yol olan orta yolu seçmesiyle mümkün olmuştur. Mesela, cesaret ve korkaklık haram, secaat helal; cimrilik ve israf kötü, cömertlik güzel; zillet ve ukalalık haram, girginlik ve sosyallik iyi vb. ince ve güzel kurallarını koymuştur. Diğer dinler ve sapık görüşler ise, ahlak ve ahlaki müeyyideleri; çok yüzeysel ve sathi işlemiş ve doğal olarak, ahlaki ölçü diye insanlara sundukları, genelde en büyük ahlaksızlıkları doğurmuş, insana ve insanlığa en zararlı emirler ve istismara açık hükümler gibi olmuştur. Bunun sebebi ise, insanın mutlaka uyması gereken kuralların; batıl din ve felsefecilerin uyduruk vızıltılarından çıkmasıdır. Evet, insanın yapması etmesi veya yapmaması gereken şeyleri tayin eden, hiç şüphesiz insanı en iyi bilen olmalıdır. Ve insanı en iyi bilen de Allah’tır. O halde, Allah’ın yaşamamızı istediği biçimde yaşamamız, hem kulluk hem de kaçınılmaz aklın gereğidir.

Çünkü hiç şüphesiz insan ne yalnız akıl ne yalnız et ve kas yığını ne de yalnız ruhtur. Ama felsefe tarihine ve dinler tarihine baktığımız zaman emredilen şey, ya yalnız akla ya ruha ya da beyinsizce bedene olmuştur! Oysa insanın fıtratı gereği ahlaklı olmak ve bu ahlak ölçülerinin de, insanın bütününe emredilecek boyutlarda olmak durumunda yaratılması; ister istemez insana tek boyutta düşünen, tüm sapık ahlaki ekolleri reddetmesine yol açmıştır. Yani iç ve dış kritik müessesesi olan ahlaki kuralları, ne materyalistler gibi ne de bir başka -ist’ler veya tozuduk papazistler gibi görmüşlerdir. Tabii fıtratı bozulmamış insanlar…

Fıtratı bozulan, kalbi marazlarla dolan insanlarsa; ya ruhbanlık, aşırı pasiflik ya da ifratlardan bin bir ifrat, tefritlerden sürü ile tefrit batağına saplanmış, çırpındıkça çırpınmaktadırlar…

Ayrıca da İslam, diğer dinlerin ahlak diye yaymaya çalıştığı, şayet uyulursa insanı ya pısırık ya da hayvan yapan hezeyanlarını, doğal olarak en büyük ahlaksızlık saymıştır.

İslam dini, Allah’ın dinidir. Ve vahiy kaynaklıdır. Ve yine, insanı yaratan Allah, onun tüm maddi ve manevi, psikolojik ve türlü ihtiyaçlarını elbette bileceği içindir ki, onların nasıl yaşamaları gerektiğini, onlar için iyi ne, kötü ne, ahlak ve ahlaksızlık sınırlarının nereye kadar olduğunu, hiç şüphesiz açıkça ve tüm muhteşemliğiyle Kur’an ve Sünnet’te buyurmuştur. Resulullah (s.a.s.), “Bir toplulukta iki kişi konuşurken fısıldaşmadan konuşun, üçüncüsünü üzersiniz.” buyurarak ahlak konusunda en ufak teferruatlara bile kıymet vermiş ve aklı başında hiç kimsenin reddedemeyeceği bir güzellikte, bizatihi kendisi tüm hayatını Kur’ân ahlakıyla yaşamış ve bu ümmete gerçek ve kusursuz bir örnek olmuştur. Ayrıca, “Ben en güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyurarak, açıkça İslam’ın, ahlak  üzere kurulduğunu işaret buyurmuşlardır. Evet, İslam’da ahlakın öneminden bu kısa anlatımdan sonra, toplumumuzun İslam’ın bu önemli yönüne bakışına ve ne kadar değer verip ne kadar lakayıd kalıp kalmadığına ve ahlaki eğitime ne dereceye kadar muhtaç olduğunu kabullenip kabullenemediğine gelelim…

Ayrıca, hemen şunu da belirtelim ki: Bugün neredeyse tüm dünya, özellikle ehli küfür milletler, adeta ahlaksızlıktan şeytanlaşmış, nefs-i emmare yığınları haline gelmişlerdir. Çünkü onlar uyduruk din, atmasyon ahlaki metotlarla yaşayan zelil ve hakir kâfirlerdir. Ama ya Müslümanlar, işte bizi gerçekten ilgilendiren ve gerçekten bir an önce, ahlaki manada fikri yapılanmaya girmesi gereken onlar. Ve insanın arzu ve isteklerinin, müsbet mi menfi mi olduğunu belirleyecek, üstelik bunu İslami çizgide icraata koyduracak, ahlaki bir eğitime müthiş ihtiyacı olanlar yine onlar. Mesela: Bir genç adam var, şehevi arzuları kanını kaynatıyor. Allah’ın Habibi’nin de buyurduğu gibi, “Şehvet galeyana geldi mi aklın üçte ikisi gider.” tesbitinin ibretiyle nerdeyse hiç aklı olmayan ve iliklerine kadar zevkçi bu gençlerin, tabiri caizse azdıkları zaman ne hallere geldiklerini, ne ahlaki cinayetler işlediklerini her gün üzülerek duyuyor ve görüyoruz…

Yani, aklı başında, İslam’ı çok iyi bilen, takva bir Müslümanın bile İslami kurallarla, nefs mücadelesi ismini verdiği, kendiyle savaşta zaman zaman başarısız olurken; İslami ölçülerle ölçülenmemiş, bozuk ölçülü, kıt aklı ve devleşmiş şehvetleriyle bu gençlere sahip çıkmak ve bu manada onlardan güzel ve iyi davranışlar beklemek hem hayal hem de çok gülünçtür. Ki, zaten bizim memleketimizde, her türlü ahlaki yozlaşma, doğal olarak, işte bu yüzden hakim…

Çünkü yüzyıldır memleketimizde, ne doğru dürüst İslami ve ahlaki eğitim ne de kişiye en önemli meselenin vücut ülkesinde Allah’ın emri ve hükümlerini hakim etmesi olduğu öğretildi. Bugün mücahitliği kimseye vermeyen, üstelik gerçek mücahit olan âlim ve aydınlara sataşmaktan da hiç geri kalmayan cüce şahsiyetlerin kaçta kaçı kendini tanıyor ve nefsinin kritiğini yapabilecek kadar âlim! Açık söylüyorum; ben şahsen yıllardır on bin Müslümanda birinde görmedim ki, otursun da Allah rızası için kendini sorgulasın, “Bende riya var mı, haset var mı ya kibir, Allah muhafaza!” deyip, kendini karşısına alsın! Allah muhafaza diyorum, çünkü Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bir hadis-i şeriflerinde, “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan, cennete giremez.” buyuruyor.

Ya riya… Hakkında yüzlerce hadis olan gizli şirk… Haset, ondan da beter… Çünkü sahih hadislerde anlatıldığına göre, dinin üçte ikisini alıp götüren korkunç maraz… Ayrıca bunun gibi bencillik, korkaklık, cimrilik, yalan, nemmamcılık… Ve daha bir yığın içimizdeki korkunç yılanlardan bile haberi olmadan yaşayan, üstelik de âlim olan, lider olan, mücahit olan birçok Müslüman… Hey gidi hey! Nerede öyle bolluk? Oturduğun yerde devlet kur, devlet yık, ahkâm kes, fetva ver, bu yılanlar da ahiretini yıksın…

Ya Rabbi, ne kadar muhtacız bize neyin ne olduğunu gösterebilecek gerçek bir lidere… Ekmek kadar, su kadar muhtacız… Çok ihtiyacımız var Resulullah’ın gerçek varislerine, çok…

Allah’a emanet olun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz