Slide Slide

Allah’a Şükür Ekseninde Anne Babaya Teşekkür

Kur’an, insanoğlunun sahip olduğu nimetlere karşı duyarsız hatta çoğu zaman da kör kalarak nankörlüğü tercih ettiğini vurgularken, insanın ve kainatın yaratılışındaki mükemmelliğe, sonsuz nimetlere basiret gözüyle bakılarak şükredilmesi gerektiğine çağrı yapmıştır. Şükür, iman ile birlikte Allah’a karşı güven ve itaat duygusunun ispatıdır.

Bizi Rahman ve Rahim sıfatı ile kuşatarak sayısız nimetler bahşeden, dayanamayacağımız yükleri yüklemeyen Allah’a teşekkür, vicdanın gereğidir. İnsan şükürden ne kadar uzak yaşarsa o kadar da nefsâni isteklerini yapılandırmış demektir. Allah’tan sonra teşekküre layık olanın ise ana babamız olduğunu yine Kur’an bizlere belirtmiştir. “İnsana da ana babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olmuştur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik;

“Bana ve ana babana şükret. Dönüş banadır. Eğer hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokman 31/14-15)

Sahip olduğumuz her şeyi bizlere veren Allah, kullarını bu nimetlerin çoğuna anne baba vesilesi ile ulaştırır. Özellikle de annenin evladı üzerindeki emeği ve hakkı, babanın emeğinden daha fazladır. Peygamberimiz “Kime iyilik yapayım?” diye üç defa soran bir kişiye her defasında “annene” cevabını verirken, dördüncü defasında “babasına iyilik yapması” gerektiğini söylemiştir. Anne, hamilelik döneminde çeşitli sıkıntılar yaşarken ruhunda da bebeğine karşı giderek büyüyecek sevgiye gebedir. Bu farklı bağın gücü, bebeğin gebelik döneminde annesinin vücudunda yirmi yedi yıl canlı kalacak kök hücre bırakmasıyla, bilimsel olarak da ispatlanmıştır.

Gerçekten de biz onlarla varız, onlar ise bizsiz yarım… Anne ve baba, evladına iyilik yaparken, onları koruyup gözetirken, bu davranışlarını büyük bir fazilet gibi görmez. Çünkü onların sevgisi karşılıksız ve koşulsuzdur. Anne baba, evladını hep başarılı güzel ahlaklı görmek istese de, zaman zaman onlar da evlatlarından haklı ya da haksız çok şey talep etseler de, yine de bu beklentileri kendi yararlarından çok onların menfaatinedir. Çocuklar büyüyüp bir yuva kurdukları zaman bile onların sevinci ile neşelenip hüzünleriyle üzülürler. Bu süreçte torunlar da artık devrededir. Olgunlaşmamış, hep almaya alışmış insanlar bile karşılarında genellikle affedici ve mühlet verici bir anne baba bulur. Zira anne ve babanın yolu sevgiden, affedicilikten geçer. Onların fedakârlıkları söz konusu olduğunda en klişe olmuş söz “yemez yedirir, giymez giydirir” sözüdür. Genç kızlar anne olunca daha iyi anlarlar; onların, çocukları doymadan doyamayacağını, o hastaysa uyuyamayacağını, ondan uzakta ise ne yediğini düşünmeden edemeyeceğini…

Sayısız anne baba çocuklarına iyi bir eğitim imkânı sunabilmek, mesleki bir kariyer kazandırabilmek için ekonomik imkanlarını sonuna kadar zorlar, yediklerinden giydiklerinden kısıtlayarak, hatta onların ders çalışmalarını kolaylaştırmak için sosyal ilişkilerinden bile feragat ederek. Onların bize verdikleri değeri ve hassasiyeti, bizler için çırpınışlarını, yorgunluklarını, zahmetlerini anlatırken bir sürü cümleyi peş peşe sıralarız. Fakat sözlerdeki hassasiyet fiillere yansırken bu denli çekici ve kusursuz olmaz. Aynen Allah’a şükürde olduğu gibi. Çoğu Müslüman sadece ibadet ederek Rahman’a verdiği nimetler için şükretmeyi, şükür olarak algılar.

Çünkü insanın Allah ile doğru bir iletişime geçebilmesi için, en başta O’nun razı olduğu bir kul modeline uygun olup olmadığı araştırılarak, kâmil bir mümin olmanın kaygısı bilinç düzeyinde tutulmalıdır. Ancak bundan sonra kulun din adına duydukları, bildikleri, duygu ve düşünüşleri de bilinç düzeyine varabilsin; şükrü, merhameti, sevmeyi, rızayı dengeli bir şekilde konumlayabilsin. Bu sebeple “şükür için”, Müslüman’ın, tüm davranışlarında etkinliği olan kişinin anasına, babasına, çocuklarına, komşusuna, akrabalarına, arkadaşlarına olan davranışlarını olumlayan, insanı sevmede ileri düzeye sıçratan, kula tüm azalarının ve nimetlerin hakkını verdiren çok kapsamlı bir duygudur diyebiliriz. Kısaca yakınlarından ve şartlarından razı olan Allah’tan razı; onlara teşekkür etmesini bilen de Allah’a şükredici bir kul olur. Müslüman’ın en azından böyle bir anlayışa bürünerek, Allah’a ve diyalog içinde olduğu kişilere teşekküre konsantre yaşaması gerekir. Başarı elbette Allah’ın iradesindedir.

Devamı Feyz Dergisi 244.Sayımızda

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,246BeğenenlerBeğen
2,884TakipçilerTakip Et
18,100AboneAbone Ol

İlgili Makaleler