Slide Slide

Üç Aylar Bereketi ile Geldi / Feyz Araştırma Grubu

Allah’u Teala, mekânlar içinde mübarek mekân-lar; zamanlar içinde de mübarek zamanlar yaratmıştır. Zamanlar içinde yarattığı mübarek zamanların da en önemlisi üç aylardır. Bu zamanlar hayatımızı yeniden gözden geçirmek ve yeniden tanzim etmek için bize sunulmuş özel günlerdir. Allah (Celle Celalühü) bize hatalarımızı telafi etme imkânı sunmuş bu günlerde. Nefsimizin elinde kalmışız, günahlar belimizi bükmüş, kişilik ve kimlik kaybına uğramışız. Yorgun düştüğümüz hayat mücadelesinde bize bir el, bir omuz gerekir.

İşte bu imkânı Cenab-ı Hakk bize üç aylar vesilesi ile sunuyor. Bize düşen ise daha iştahlı ve daha heyecanlı olarak amel kapısına yönelmek. Bu vesileyle işlediğimiz amellerin, ruh kandilimizdeki tükenmiş yağları doldurduğunu ve alev alev gönlümüzün coştuğunu göreceğiz. Bugün bütün Müslümanların en önemli eksikliklerinden biri de amel ve ibadetlere karşı soğukluktur. Amel konusunda ehli tasavvufun güzel yönleri ise pek çoktur.

Allah’u Teala Peygamberimize hitaben şöyle buyuruyor: “(Habibim) de ki: Eğer duanız ve ibadetiniz olmasa, Rabbiniz size ne diye değer versin…” [2]

Asırlardan beri bütün tasavvuf büyükleri üç aylara ve bu aylarda işlenen amellere çok önem vermiş; feyizli, bereketli ve faziletli günleri kendileri için ganimet bilmişlerdir.

Abdulkadir Geylani Hz. şöyle buyuruyor: “Recep ayı içinde otuz rekât namaz kılınır. Bu otuz rekâtın on rekâtı Recep ayının ilk on günü içinde kılınır. İkinci on rekâtı da ikinci on günü içinde kılınır. Üçüncü on rekâtı da üçüncü on günü içinde kılınır. Her rekâtta Fatiha okunduktan sonra üç kere İhlâs suresi okunur, İhlâsı okuduktan sonra üç kere de Kâfirun suresi okunur. Bütün rekâtlar bu şekilde okunarak tamamlanır. Bu namazın kılınma zamanı nafile namazların kılınacağı vakitlerdir. Belli bir vakti yoktur.” [3]

Büyük tasavvuf ehli Zünnûn-ı Mısrî der ki: “Receb ekme ayıdır, Şaban sulama ayıdır, Ramazan derleyip toplama ayıdır. Herkes ne ekerse onu biçer, ne yaparsa cezasını çeker. Bir kimse ekimi bırakırsa, hasat zamanı ekmediğine pişman olur. Kıyamet gününde ise çok kötü duruma düşer.”

Üstad Bediüzzaman şöyle söyler: “Her hasenenin (ibadetin) sevabı başka vakitte on ise, Receb-i şerifte yüzden geçer, Şâban-ı Muazzama’da üç yüzden ziyade ve Ramazan-ı Mübarek’te bine çıkar ve Cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de (Kadir Gecesinde) otuz bine çıkar.” [4]

Enes b. Mâlik (r.a.)’den bir rivayete göre Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Receb ayı girdiğinde şöyle dua ederdi: “Ey Allah’ım! Receb ve Şaban ayını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan’a ulaştır.”[5]

Mübarek geceler, dînî eserlerde geçen “el-leyâlî el-mübâreke” tabirinin tercümesi olup, kutlu geceler, dinî yönden özel önemi olan geceler demektir. Bu tabir, tekil şekliyle “leyle-i mübâreke” şeklinde Kur’an-ı Kerim’de geçer.[6]

Türkiye’de mübarek geceler denilince; üç aylar ve “Kandiller” tabir edilen Regaib, Mirâc, Berat ve Kadir geceleri kastedilir. Burada “kandil” tabiri ‘galât-ı meşhur’ olmuştur. Yeni nesle bu gecelerin kıymetini doğru anlatmak gerekiyor. Bundan dolayı ‘Leyle-i Miraç, Leyle-i Kadir’ şeklinde anlatılırsa daha isabetli olur. Üç aylar, kamerî aylardan Receb, Şaban ve Ramazan aylarıdır.. Bu kutsal aylar, aynı zamanda “mübarek gecelerle” doludur. Receb ayında; Regaib ve Mi’rac gecesi var. Şaban ayında Berat gecesi; Ramazan ayında bin aydan daha hayırlı olarak tarif edilen Kadir gecesi…

İmam-ı Rabbani Hz. de buyuruyor ki: Mübarek Ramazan ayı, çok şereflidir. Bu ayda yapılan nafile namaz, zikir, sadaka ve bütün nafile ibadetlere verilen sevap, başka aylarda yapılan farzlar gibidir. Bu ayda yapılan bir farz, başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftar verenin günahları affolur. Cehennemden azat olur. O oruçlunun sevabı kadar, ayrıca buna da sevap verilir. O oruçlunun sevabı hiç azalmaz.

Madem Receb ayı günahların affedildiği aydır. Bağışlanmanın yolunu ve istiğfarın nasıl yapıldığını bilmek gerekiyor. Rivayete göre şu istiğfar duasını Receb ayında yedi kere okuyan kimsenin günahları affolunmaktadır;

“Estağfirullâhe’l-Azîme’llezî la ilahe illâ hû el-Hay-yü’l-Kayyûmu ve etûbü ileyh. Tevbete abdin zâlimin li-nefsihî lâ-yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ .”

Mânâsı: “Hayat sahibi olan, her şeyi idare edip ayakta tutan, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tan mağfiret dilerim. Kendi nefsine zulmetmiş kulun tevbesi gibi O’na tevbe ederim. Öyle bir kul ki, kendi nefsi adına ne ölüme, ne hayata ve ne de tekrar dirilmeye sahip değildir .”

1. Regâib Gecesi

“Regâib” rağbet olunan, bol ihsan ve değerli hediyeler demektir. Receb’in ilk Cuma gecesinde bu kabil ihsan ve ikramlar beklenildiği için o geceye “Regâib Gecesi” denmiştir. Bazı eserlerde Resûlullah’ın o gece annesinin rahmine düştüğü kaydedilirse de bu rivayet güvenilir naklî delillerle sabit olmadığı gibi, Receb’in başı ile Rebîu’l evvelin onikisi arasındaki süre tabiî doğum süresinden az olduğu cihetle mantıki açıdan da eleştirilmiştir. Bu durumu izah için bazıları “Bu gece annesinin ona hamileliğini anladığı gündür” demişlerse de bunu doğrulayan bir rivayet yoktur. Dolayısıyla, Regâib gecesi, Receb ayının ilk Cuma gecesi olması sebebiyle, ibadet, taat ve hayırlı işlerle geçirilmesi için daha bir özen gösterilmesi tavsiye edilen bir gecedir.

2. Miraç Gecesi

Mirâç, çıkılan yer ya da çıkma aleti ve merdiven demektir. Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’in hicretten bir süre önce, Allah’ın emri ile Mescid-i Haram’dan alınıp, Mescid-i Aksa’ya götürüldüğü, oradan semaları katederek Rabbine yükseltildiği tarihen sabit, bir kısmı Kur’an’da, bir kısmı da sünnette anlatılan gerçek bir olaydır ve buna “Mirâç” denir. İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğu Mirac’ın Recep ayının 27. Gecesi’nde gerçekleşmiş olduğu kanaatindedir.

Bu gece münasebetiyle, Miraç olayının öncesinde ve sonrasında Hz. Peygamber’in ve ashabının tevhid mücadelesi uğrunda katlandıkları eziyet ve sıkıntılar hatırlanmalı, Resûlullah’ın örnek hayatı gözden geçirilmelidir. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmaya özel bir önem verilmeli; namaz, Kur’an tilaveti, zikir, tesbih ve istiğfarla gecenin feyzinden yararlanılmaya çalışılmalıdır. Bu geceye ait ibadetler hakkında nakledilen hadislerin asılsız olduğu tespit edilmiştir. O yüzden bu gece için muayyen rekatları olan namaz kılınması dinî dayanaktan yoksun bir iş olur.[7]

3. Berat Gecesi

Berât, berâet (“el-berâ’e”) kelimesinin Türkçedeki kullanışı olup; berî olma, aklanma, temiz ve suçsuz çıkmak demektir. Kamerî aylardan olan Şaban’ın onbeşinci gecesini değerlendirenler de tevbe ve istiğfarlarla günahlardan temizlenip, arındıkları için o geceye Berât Gecesi anlamında “Leyle-i Berât” denmiştir. Sahih bir hadise dayandırılmamakla beraber bu gecenin mübarek bir gece olduğu ve bir ibadet şekli belirlenmeden değerlendirilmesinde büyük faziletlerin bulunduğu âlimler tarafından genellikle kabul edile gelmiştir. Çünkü Duhân suresinde sözü edilen[8] “Mübarek bir gece” den maksat her ne kadar ekseriyetle (ve sahih görüşe) göre Kadir Gecesi ise de, bunun Şaban’ın onbeşinci gecesi olduğu görüşünde olanlar vardır ve bu görüş de seleften nakledilmektedir.

Şu kadar var ki, Beraet gecesine ait ibadet ve namazlardan söz eden hadislerin hepsinin uydurma olduğu hususunda hadis bilginleri görüş birliği içindedir. Bu sebeple, bu gece için on iki, on dört, yüz rekât gibi muayyen rekâtları olan namaz kılınması dinî dayanaktan yoksun bir iş olur. Fakat gecenin manevî değerine binaen, namaz, Kur’an tilâveti, zikir, tesbih ve istiğfarlarla geçirilmesi, bu gece vesilesiyle muhtaçlara yardım ve benzeri hayırlı amellere özel bir önem verilmesi müstehaptır.[9]

4. Kadir Gecesi

Kur’an-ı Kerim’de ismen geçmekte ve hakkında müstakil bir sûre (Kadir sûresi) bulunmaktadır. Duhân sûresinin üçüncü ayetinde sözü edilen “Mübarek bir Gece” den maksat da tefsircilerin çoğunluğuna göre Kadir Gecesi olduğundan, bu gece hakkında “Mübarek Gece” nitelemesinin bizzat Yüce Allah tarafından yapılmış olduğu söylenebilir. “Mübarek” kutlu, bereketli ve hayrı bol, kutsî değeri olan demektir. Kadir sûresinde bu geceden tazimle söz edilir ve “bin aydan hayırlı, meleklerin ve Ruhu’l-Kudüs’ün indiği, tâ fecre dek esenlik dolu bir gece” olduğu anlatılır; özellikle Kur’an’ın o gecede indirildiği vurgulanır. “Kadir” kelimesi sözlükte, güç yetirmek manasının yanısıra; hüküm, takdir, şeref, ululuk ve tazyik gibi anlamlara da gelir. Kadir gecesinde bu manaların her biri mevcuttur.

Kadir sûresinde[10] Kur’an’ın bu gecede indirildiği, Bakara sûresinde de[11] Ramazan ayında indirildiği belirtilir. Buna göre, Kadir gecesinin Ramazan ayı içerinde olduğu açıktır. Hadis-i şeriflerdeki bilgilerden hareketle Kadir gecesinin Ramazan’ın hangi gecesine denk geldiği kesinkes söylenememekle beraber, bunun yirmi yedinci gece olduğunda ittifaka yakın bir kanaat mevcuttur. Zamanının kesin olarak bildirilmemesi insanların ona güvenip diğer zamanlarda kulluk görevlerini ihmal etmemelerinin hedeflenmesi gibi bazı hikmetlerle açıklanmıştır. Her yıl Kadir gecesi farklı faklı günlerde olabilir. Dolayısıyla son on gün içinde Kadir gecesi aranmalı ve her gece Kadir gecesi gibi değerlendirmeye çalışılmalıdır.

Bir hadis-i şerifte: “Kim inanarak ve sadece Allah rızası için Kadir gecesinde kalkarsa (o geceyi ihya eder, değerlendirirse) geçmiş günahları bağışlanır.”[12] buyurulur. Bu gecede kalkıldığında, gecenin nasıl ihya edileceği ayetlerde ve hadislerde açıklanmadığına göre bu, mü’minin kendisine bırakılmıştır. Namaz, dua ve istiğfar, tefekkür ve zikir, Kur’an okumak, muhtaçlara yardım etmek, yakınlarının ve din kardeşlerinin gönüllerini almak gibi ameller en güzel değerlendirme yollarıdır.

Resûlullah bunların her birini yaptığına göre bu geceyi değerlendirmek isteyenler de aynı yolu izlemelidirler. Kaynaklarda Hz. Peygamber’in, bu geceye denk gelebilmek için ibadet ve taate ayrılan bir program içinde Ramazan’ın son on gününü itikâfla geçirdiği kaydedilir. Bu gecenin feyzinden yoksun kalmak istemeyen mü’min, hiç değilse yatsı (teravih) ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmeli, din kardeşleri ile birlikte yapılan dualara katılmalıdır. Kadir gecesinden söz eden hadiste; “Ondan mahrum olan çok büyük şeyden mahrum olmuştur”[13] buyurulur.

Kaynaklar
[1] Haşr 59/18.
[2] Furkan 25/77
[3] Gunyet’üt Talibin
[4] Şualar, s. 416
[5] Ali el-Müttekî, Kenzü’l-Ummâl,
[6] Duhân 44/3.
[7] Faruk Beşer, a.g.e., c.3, s.358.
[8] Duhan 44/3-5.
[9] Faruk Beşer, a.g.e., c.3, s.357-358.
[10] Kadir 97/1.
[11] Bakara 2/185.
[12] Buhari, İman,28, Savm, 6.
[13] Müsned, II, 230,285.

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,246BeğenenlerBeğen
2,884TakipçilerTakip Et
18,100AboneAbone Ol

İlgili Makaleler