Slide Slide

Evet, Ben de Aşık Olabiliyordum

Ben 1965 yılında Tokat’ta doğdum. İlk ve onaokulu Tokat’ta, lise ve yüksek tahsilimi Ankara’da tamamladım. Şu anda bir lisede öğretmenim. Orta halli bir ailenin çocuğuyum. Ailem Çerkezdir. Bir açıdan şunu yapma ayıp, bunu yapma yasak diye diye yetiştirildim. Aslında fizik olarak yakışıklı sayılmama rağmen kendimi beğenmemem sebebiyle bende bu konuda bir kompleks vardı. Çocuklukta ve gençliğimde bunun baskısını fazlaca hissettim. 13 -14 yaşlanmda Ankara’da yatılı okula gittim. Bu benim için bir değişim sürecini başlatmış ve kişiliğimin oluşmasında önemli bir safhasına başlangıç olmuştu. Ailem dindar idi. Namazlı, abdestli idiler. Ama Ankara’da ben böyle bir ailenin evladı olarak komünistlerin, dinsizlerin ortasına düşmüştüm.

Okulumuzda korkunç bir komünist propagandası ve baskısı vardı. Bu durumda ben ve benim gibi inanan ülkücüsü, nurcusu, şucusu bucusuyla beraber olduk, bir güçbirliği yaparak kenetlenmiştik. Allah’a şükürler olsun ki o dönemi böylece atlattik. Ama bu karışıklık beni psikolojik olarak yıpratmıştı.
Bu dönemde, yine bu kenetlenme sayesinde Risale-i Nur öğrencileri ile tanıştım. Üstadın fikirlerini öğrendim, kitaplarını okuma firsatı buldum. Dersanelerinde bir müddet bulundum. Evet aklım artık İslam hakkında şüphelenmeyecek hale gelmişti. Allah onlardan razı olsun. Ancak yine de namaz kılmak, oruç tutmak gibi amellerde gevşektim. İçimde bir kuvvet vardı ki, benim aklımı değil ama kalbimi bozuyordu.

Anlayacağınız şu; ben aklımı mutmainne ederken kalbimi tasfiye ve tezkiye etmeyi unutmuştum. Yani nefs denen, insana, Allah’ın ayetinde buyurduğu gibi “Bütün kötülükleri emreden” şeyi ihmal etmiş, ahlakımın değişmesi yönünde hiç bir mücadeleye girmemiştim. Namaza başlıyor tekrar bırakıyordum. Bıraktığım zaman masivaya dalıyordum. Ama ölümü hatırlayıp, ölümden sonraki hayattan, ebedi cehennem korkusundan, günahlarımı düşünmekten kurtulamıyordum. Bunların hepsi vardı, ama ben zaman zaman süfli duygularımın esiri oluyordum. Nefsin bana oyunları gençliğimin etkisiyle başlamıştı bile. İki yüzlü ilişkiler, sahte arkadaşlıklar, yalancılık, çelişkiler çelişkiler… Sonra mutluluğu sporda, kız-erkek ilişkilerinde arıyordum. Sonra kahvehaneler, içki kadehleri başladı.

Görüyorsunuz ya ben de her müslüman gencin kafasındaki problemlerden, geçtiği çemberden, sanki “zorundaymışız” gibi, bu düzenin oyunlarına alet olmaktan kurtulamadım. Tabii ki bunlar akıllı, zeki insanlann kolay kurtulabileceği şeylerdi. Duygusal ve zayıf insanlann ise etkilenmesi uzun sürüyordu elbette. Kendimi tenkid etmek yüzünden zillete düşüyor, bundan kurtulmak için ise aşırılığa kaçıyor, tabiri caizse şaklabanlık yapıyor, espirilerim ve hareketlerimle kendi varlığımı gösteriyordum. Yani sahte bir kişilik oluşmuştu bile. Bütün bunlar benim imanımı etkilemiyordu. Ama amel, ibadet ve ahlak mücadelesi veremiyordum. Aklım yap, nefsim yapma diyordu. İmanım içimden bağırıyor, ruhum ise durumuma ağlıyordu gizliden.

Bu düşünce kaosu bana intiharı bile düşündürüyordu. Bu tehlikeli fikirden yine kendimi çok sevdiğim için vazgeçiyordum. İntihar etmek için bile korkaktım. Sonra bir genç kız ile tanıştım. Sanki birşeyler beni ona itiyordu. Bu dönemde birini sevmek, birini düşünmek bana doping olmuştu. Evet ben de sevebiliyor, aşık olabiliyordum. Ama sonunda bu ilişki kötü bir şekilde sonlanınca halet-i ruhiyem bozulmuş tam bir bunalıma girmiştim. Bu bunalım, şimdi anlıyorum ki bana atılan “şefkat tokadı” idi. Evet bu tokat beni kendime getirecek bir yola “tasavvuf kapısına’ girmeme vesile olacaktı.

Gerçek iman ve ahlak kahramanlarının yetiştiği tasavvuf kapılannın, sahte kişiliklenmiş, naylon etiketlerle uğraşan hasta insanlığın bütün dertlerinin çözüldüğü, aklın ötesinde kalbi temizleyen darüşşifalar olduğunu geçte olsa öğrendim. 5 yıl önce Ramazan ayında gündüz oruç tutar, geceleri kahveye giderdim. Bu kahvenin bitişiğinde, bir küçük çay ocağı vardı. Orada Menzil sofileri bulunurdu. Arkadaşlarla bir gece bu çay ocağına girdik. Sohbet dinledik. Tabii çok etkilenmiştim. Ve bu fikirleri kalbim tasdik ediyordu ancak tövbe almak ve tövbenin şartlarını (adab şartlarını) yapmaya niyetim yoktu. Sadece tövbe aldım. Ama şartları yapmayı istemiyordum. Arkadaşlardan biri benimle eve kadar geldi ve şartları yapmam için beni ikna etti. Sanki kalbimi okumuş yapmayacağımı sezmişti.

Sonradan anladım Allah dostları size bir kancayı taktı mı niyetinizi düzeltinceye kadar bırakmıyor. Bu kısmetin ta kendisi. Evet şimdi İslam’ı yaşamaya çalışıyor, ahlakını düzeltmeye ve hakiki kişiliklerle kişiliklenmeye çalışıyorum. Şimdi ne bunalım kaldı, ne de saçma sapan düşünceler. Benim bu yola girmeme vesile olanlardan Allah razı olsun. Yazımı Yavuz Sultan Selim Han’ın bir beyitiyle noktalamak istiyorum.

Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş 

Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş.

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,851BeğenenlerBeğen
3,049TakipçilerTakip Et
18,900AboneAbone Ol

İlgili Makaleler