Slide Slide

Üç Aylara Girerken Neler Değişmelidir

 

Bunlardan birincisi Recep, Allah’ı çok çok anmak demektir.Bunu geçen Ramazandan bu yana olan gevşemeyi, ihmali bir tarafa bırakarak, Recep ayını kurtuluşumuz, uyanışımız ve ibadetlere sarılışımızın habercisi saymalıyız. Recep ayı, Kur’an’da övülen bir aydır. Beş mübarek gecelerden ikisi; Regaib ve Miraç, bu ay içerisindedir. Kıble bu ayda değişmiştir. Peygamberimiz (sav); “Recep ayı Allah’ın Şaban ayı benim, Ramazan ayı ise mü’minlerindir” demiştir. Bu ne demektir? Bu, Recep ayında Allah’a, Şaban ayında Hz. Peygambere yaklaşılacak, Ramazan’da ise kurtulunacaktır, demektir.

Zünnun-i Mısri şöyle der:

“Recep; tohum ekme, Şaban sulama, Ramazan ise hasat ayıdır.”

Bir hadiste; “Recep ayının mağfirete, Şaban ayının şefaate, Ramazan ayının da sevapların kat kat verilmesine vesile olduğu” bildirilmiştir.

Enes B.Malik(r.a.)den, Nebi sallallahu aleyhi vesellem;

“Recep ayının diğer aylar üzerine üstünlüğü, Kuran’ın öteki kitaplara üstünlüğü gibidir. Şaban ayının öteki aylar üzerine üstünlüğü, benim diğer peygamberler üzerine üstünlüğüm gibidir. Ramazan’ın diğer aylar üzerine üstünlüğü, Allah-u Teala’nın yarattıkları şeyler üzerine üstünlüğü gibidir.” buyurmuştur.

Recep ayına ulaştığında Peygamber Efendimiz; “Ya Rabbi! Bize Recep ve Şaban’ı mübarek eyle ve bizi Ramazana eriştir” diye dua ederdi.Bu ayda oruç tutmak sevaptır. Hz. Peygamber; “Kim Recep ayında bir gün oruç tutarsa, bir yıl oruç tutmuş gibi olur. Bu ayda yedi gün oruç tutan, cehennemden uzak olur. Daha fazla tutan daha çok sevap kazanır” buyurmuş, oruç tutmamızı istemiştir. (Taç 2/s.92) Çünkü oruç, Allah ile kul arasında olan bir ibadettir.

Bir ihtiyar Hz. Peygambere:

-Recep ayında ben, fazla oruç tutmaya muktedir değilim, ne yapayım diye sorar. Hz. Peygamber;

-“Ayın başında, ortasında ve sonunda oruçlu olursan, bütün ayı oruçlu geçirmiş olursun” cevabını vermiştir. Şu kolaylığa bakın! 1’e 10 var. Müslümanın işlerine 10 da değil, l’e 700’e kadar sevap var.

Üç ayları oruçla geçirelim, inşallah. Yalnız bu oruçlara niyetlenirken, kaza borcu olanlar, kaza diye niyetlensinler. “Bana nafile sevabı da ver Ya Rabbi” desinler. Recep ayında yapılan dua kabul edilir, hatalar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hazret-i Hüseyin anlatır:

“Kabeyi tavaf ederken, yanık sesle Allah-u Teala’ya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona dedim ki;

– Sen kimsin, vaziyetin ne böyle?

– Menazil bin Lahık… Ben çalgı çalmakla, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın artisti denilen ünlü bir gençtim. Hep nefsin, arzuların peşinde koştum. Recep ve Şaban aylarında bile bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, (Allah-u Teala’nın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikayet ediyorlar) dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık bir kalple babam şöyle dedi: (Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allah-u Teala’dan yardım dileyeceğim.) dedi. Bir hafta oruç tutup, Kabe’ye giderek, (Ey Rabbim! mazlumların ahını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları reddetmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!) diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni görenler, (Baba bedduasına uğramış kişi) derlerdi. Hz. Hüseyin:

– Baban bu haline ne dedi? dedim.

– Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile Beytullah’ a gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim, dedi.Sonra babam (Hz. Ali) bu felçli gence dua etti. Recep’de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak Teala ona şifa ihsan etti.”Bu olayda hangi mesajlar var?

– Oyun ve eğlence adamı olmamak,

– Baba bedduası almamak.

– Üç aylarda duaların kabulü,

– Mübarek zamanları önemsememenin cezası.

Gelelim üç ayların 2.sine:

Üç ayların ikincisi; Şaban ayı da, bereket ayıdır, af ayıdır. Onda öyle bir gece vardır ki, Berat gecesi, kurtuluş gecesidir. Şaban ayı, Hz. Peygamberin “benim ayım” dediği aydır. Hz. Peygamber, en çok Şaban ayında oruç tutar, ibadet ederdi. Çünkü Şaban ayında peygambere, ümmetine şefaat etme hakkı verildi. Rabbim şefaatinden mahrum etmesin.

Üç ayların sonuncusu ise Ramazan ayıdır. Hz.Peygamberin(sav); “Eğer insanlar, Ramazanın değerini bilselerdi, bütün senenin Ramazan olmasını isterlerdi” dediği aydır.

Ramazan ayı ayların içinde en mübarek aydır. İçinde 83 yıllık ibadete bedel olacak Kadir gecesi vardır. Kur’an, Ramazan ayında inmiştir. Ramazan ayı müminlerin af olduğu, şeytanın şerrinden korundukları aydır. Ayrıca; İslam’ın beş temel şartlarından olan oruç, Ramazan ayında farz kılınmıştır.

Demek ki, müminler için tazelenme, yenilenme ve değişim aylarına girmiş bulunuyoruz. Bu aylarda müslümanlar, Allah’ın verdiği nimetleri paylaşacak, şefkat ve merhametle birbirlerine muamele edecekler, sevgi, saygı, kardeşlik duyguları, doruk noktaya çıkacak, insanlar değişecektir. Her yönü ile değişecektir. Bu aylarda yapılan her iyiliğin, her ibadetin sevabı kat kattır. İlgisiz kalmanın günahı da kat kattır.Bu aylar rahmet, fazilet ve bereket aylarıdır.

Araplarda İslam’dan önce haram aylar vardı. Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları, haram aylardı. Araplar, bu aylarda silahlarını bırakırlar, kavga etmezler, kan dökülmezdi. Bu aylara hürmet gösterirlerdi. Kimse saygısızlık etmez ve kendine, kendi eliyle zulmetmezdi. Tevbe Suresi 36.ayette; Mübarek aylarda kendinize zulmetmeyin, yazık etmeyin, buyuruluyor.

Biz de üç aylarda değişmeliyiz. Değişmek için, azami gayret göstermeliyiz. Bir çokları değişirken, bu fırsatlardan yararlanarak kurtulurken, bazıları; “Yine Recep, Şaban, Ramazan” deyip üç aylarla alay edecek; hafife alıp imanına zarar verecek. Üç aylar hangileri, ne zaman başlar ne zaman biter, hicri yılbaşı ne zamandır, kandil nedir, kandiller hangileridir, anlamı nedir, bilmeyecek, mübarek aylar, kandiller gelip geçecek, fırsatlar kaçacak, onun haberi olmayacak. Ama hıristiyanlara ait yılbaşı, önceden karşılanacak, o gece yer yerinden oynayacak. Bir hıristiyandan daha yaman çılgınlıklarla yılbaşı kutlanacak. Allah bizi şuursuz davranan, gaf içinde yaşayan ve kendine zulmeden kullarından etmesin, inşallah.

Bize verilen fırsatları kaçırmayalım

Mübarek üç aylar, Cenab-ı Allah’ın kullarına rahmet olarak verdiği bir fırsattır. Kendini sorgulayanlar için dönüm noktasıdır. “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunu duvarlardan, gönlümüze, kalbimize, beynimize taşıyalım ve bunu “Bu yıl Allah için ne yaptın?” diye kendimize soralım… Akarsu, geri gelmediği gibi, bir damlası geri gelmediği gibi, zaman da geri gelmiyor. Bir saniyesi geri gelmiyor. Bir çok şey para ile satın alınabilir. Ama geçen zaman geri getirilemez, satın alınamaz.

Zaman üçtür: Geçmiş zaman, geri getiremeyiz. Gelecek zaman, ulaşıp ulaşamayacağımızı bilemeyiz. Bir de içinde bulunduğumuz zaman. İşte bizim için zaman budur. İçinde bulunduğumuz zamanı iyi değerlendirmeliyiz.

Allah, farklı zamanları bizlere fırsat olarak tanımıştır. Bu zamanlar farklıdır. Feyzi, bereketi boldur. Yapılan işlerde farklı muamele görecektir. Bu zamanları değerlendirmeyen, fırsatı kaçırmış olur.

İnsan, kurtuluşunu geciktirmemelidir. “Daha gencim, daha var, emekli olduktan sonra yaparım, ederim” diyebilir miyiz? Biri; emekli olduktan sonra camiye gideceğim, diyordu. Emekli olmadan camiye getirdiler, ama tabutun içindeydi. Kurtuluşu geciktirmek olmaz. Bu, alt kat yanarken üst katta hiç gayret göstermemek gibi olur.

Sevgili peygamberimiz, beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bil:

1- Fakirlik gelmeden zenginliğin,

2- Meşguliyet gelmeden boş zamanın.

3- Hastalık gelmeden sağlığın,

4- Yaşlılık gelmeden gençliğin.

5- Ölüm gelmeden hayatın… buyurmuştur.

Hepimiz, üç ayların vereceği huzura muhtacız. Fırsatları ganimet bilelim. Bakın geçen yıl bu günlerde bazıları yaşıyordu. Bugün yaşamıyor. Gelecek yıl kim ölür, kim kalır bilinmez. Fırsatlar pek nadir ele geçer. Çabuk gelir, çabuk kaçar. Fırsatı yakaladık mı, hemen değerlendirmek lazım. Çoklarımız için bu dünya olmadı. Bazılarına kavun, bazılarına kelek yedirdi. Hiç olmazsa gelin, ebedi hayatımız mahvolmasın.

Son zamanlarda deniz kirli, hava kirli, su kirli, ses kirli, düşünce kirli, görüntü kirli, hayat kirli, kirli bir dünya… Üç aylar , kirlenen bu dünyayı, kirlenen manevi atmosferi temizlememiz için fırsat olsun. Bu aylar, hatalardan, günahlardan arınma ve kurtulup, temizlenme zamanıdır. Unutmayın, ömür öyle de geçer böyle de. Hiç olmazsa gafletle geçmesin. Kurtuluşumuza yücelişimize vesile olsun inşallah.

Kış geliyor diye,

– Tarhana yapıyorsunuz, bulgur yapıyorsunuz, biber kurutuyorsunuz, salça yapıyorsunuz, turşu kuruyorsunuz, kışlık yakacak hazırlıyorsunuz, kışlık giyecek hazırlıyorsunuz, evi kışa hazırlıyorsunuz, bakım yapıyorsunuz. Hani ölüm, hani kabir hazırlığı, hani ahiret hazırlığı?…

Sahabenin üç aylar programı şöyleydi;

– Sahabe-i Kiram, Şaban hilalini görünce kendilerini Kur’an-ı Kerim okumağa verirler, devamlı salat-ü selam getirirlerdi.

– Ticaret erbabı borçlarını öderler, senelik hesaplarını toparlardı.

– Zenginler ise mallarının zekatını hesap eder, fakirlere dağıtırlardı ki, ihtiyaçlarını alabilsinler. Sıkıntılarını giderebilsinler. Bu sayede toplum hep birlikte, neşe içinde heyecanlı, aşk ve vecd içinde Ramazanı yaşasın, bayram yapabilsin.

– Hakimler, valiler, mahkumlarla görüşür, ekseriyetini affedip, tahliye ederlerdi.

Her meslek gurubunun kendine özgü yapacağı vazifeleri, her kesimden insanların aynı heyecanı yaşayabilmesi için dikkat etmesi gerekli davranışları olmalıdır. Bu manevi mevsimden herkes istifade etmenin yollarını aramalı, elimize geçen imkan kaçırılmamalıdır.

Soruyorum, samimi olarak cevap verelim:

– Allah’ı, peygamberi seviyor musunuz?

– “Evet” dediğinizi duyar gibi oluyorum.

– İnsan sevdiğine kavuşmak ister, haydi yanlarına gidelim, var mısınız?

– Ses çıkmadı, bazılarınız da hazır değiliz, diyor. Daha var, diyor.

– Ölüm, gündüz ensemizde, gece yastığımızın altında, yarına çıkmaya garantin var mı? Allah ile anlaşman mı var? Yok. Hazırlığın da yok. Öyle ise neden hazırlan mıyorsun? Allah aşkına bu gafleti bırak. Kendini daha fazla aldatma. Haydi silkin söz ver. Değişeceğim de ve değiş, sen kazanacaksın.

Neler Değişmelidir?

Önce Hayat Anlayışımız Değişmelidir

İşimız, kılık kıyafetimiz, yememiz, içmemiz… değişmelidir. Bir çoklarımız etrafını saran cazibeler içinde, zaman çarkında eriyip, bitip, tükenip gidiyor. Ne giyeyim, ne yiyeyim, bütün problem bu. ALLAH (cc) soruyor: “Dünya hayatını ahirete tercih mi edıyorıar?” (Tevbe: 38) diye. Evet Allahı, ahireti unutuyor muyuz? Yoksa inanıyor da, umursamıyor muyuz?

Unutmak cezadır. Terk edilmişiz demek. Bu da bir cezadır. Dünya görüşümüz, dünyaya meylimiz, hayat anlayışımız, “inandım” dediğimiz, inandığımızı iddia ettiğimiz dinle bağdaşmıyor. Hayatı, ölümle doğum arasına sıkıştırıyoruz. Bu hayatın geçici olduğunu, yaptığımız, yapmadığımız herşeyin iğneden ipliğe hesabını vereceğimizi unutuyoruz.

Dünya ile ilişkilerimiz kavi, çok sağlam, ahiretle, hesap kitapla ilişkilerimiz eh… Hani, “namaz kılıyor musun?” demişler. “Bayramdan bayrama” demiş. İçki içiyor musun? demişler: “Akşamdaaaan akşama” demiş… Cumadan cumaya, Ramazandan Ramazana, bayramdan bayrama, bizi kurtarmaz.

Artık levha dindarlığından kurtulalım. Bir çokları işyerine, evine astığı levhayı okuyamıyor. Herkes kendine: “Nerem müslüman?” diye sormalıdır. “İşim, alışverişim, İslamca mı?” Akşam Allah’a: “Ya rabbi, bugün senin için şunu yaptım, bugünümü böyle geçirdim, umarım razı olursun” diyebileceğimiz kaç gün yaşadık? Gün sunamazsak, ömrü nasıl sunacağız?

Bir de kime benziyoruz?..

İş işten geçmeden kendimize gelelim, hesabını veremeyeceğimiz işler yapmayalım. Bugünleri nasıl yaşarsak, hayatımız öyle noktalanacaktır. Peygamberimiz(SAV): “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz” demiştir. “Nerede çalgı, orada kalgı” felsefesi olan adam, kelime-i şehadet getirememiş, parmaklarını kıtlata kıtlata son nefesini vermiştir.Böyle mübarek aylarda oruçlu olan talebelerinin ağzına su dökerek oruçlarını bozduran adam, emekli olunca felç olmuş. Ziyaretine giden arkadaşı: “Hala inanmıyor musun?” deyince, 0: – Ah bir inanabilsem, biliyorum rahatlayacağım, demiştir.Bu aylarda sevap kat kat, günah da kat kat. Neden? Bu aylarda fırsatı tepen, bu aylara saygısızlık edenler için ceza da kat kat, Günahlara aldırış etmiyoruz. Bize verilen hayat, öyle yaşanmalı ki, pişmanlık vesilesi olmasın. Ayrıca hayat imtihan yeridir. Şu anda imtihandayız.

Emekli birine:

– Haydi camiye gidelim, dedim. Bana:

– Gidecek hal mi kaldı? dedi, ağladı. Bu ağlamanın faydası yok…

İbadet edemeyeceğimiz günler gelmeden ömrü iyi değerlendirelim.

 

İbadetlerde Devamlılık Esastır

Bazı kitaplarda yazıldığı gibi şu kadar oruç tutan, şu namazı kılan, ömründe bir defa tesbih namazı kılan, şu ibadeti şu kadar yapan, şu sureyi, şu duayı, şu zamanda şu kadar okuyan kurtulur, cennete gider. Cehennem ateşi görmez, kabir azabı çekmez, deniliyor. Tamam okuyalım. Ama işin bu kadar da ucuz, basit olmadığını bilelim. Ucuz kurtuluş olmadığını bilelim. Ömür boyu üzerimize farz, vacip, sünnet olan bir ibadeti bir defa veya belirli zamanlarda yapmak yeterli olmasa gerek.

İbadetlerde devamlılık esastır. “Aldattım onu” hesabı Allah’ı aldatamayacağımız gibi, kendimizi de aldatmaya çalışmayalım. Üzerimize farz, vacip ve sünnet olan görevleri tam olarak yapacağız, borcumuzu ödeyeceğiz, bundan sonra da nafilelerle Allah’a yaklaşacağız, Allah’ın sevgili bir kulu olacağız, inşallah. İnsanın kurtuluşu için, gece gündüz, ömür boyu çalışanların yanında bir gece, bir gün, üç ay, bir Ramazan yetmez. Adam, bayram namazından gelmiş hanımına “al şunları” demiş. Hanım “ne onlar?” deyince “takke tesbih… Biz müslümanız hanım, gelecek Ramazanda lazım olur” demiş.Hz. Peygamber(sav); “Az da olsa amellerin devamlı olanı makbuldür” buyurmuş. Allah(cc): “Ölünceye kadar ibadet et!” (Hicr: 99) diyor.İnsan, hayatının bir bölümünün hesabını vermeyecek ki, sonra Allah’ın nimetlerinden belirli zamanlarda yararlanmıyor ki, belirli zamanlarda ibadet edilsin. Belirli zamanlarda şükredilsin!.. Şeytan, Hz. Peygambere: “Ben, son anda kelime-i şehadet getirir kurtulanlardan olurum” deyince Peygamber üzülmüş. Cenabı Allah: “Üzülme, biz ona o anda kelime-i şehadet getirmeyi unuttururuz” diye vahyetmiştir. İbadet de bir nasip işidir, hidayet işidir. İnsanın, Allah’ın emrettiği şekilde yaşayamaması aslında bir cezadır. Bugün “ah inanabilsem, ah yapabilsem” diyenler vardır.

Musa peygambere biri: “Ben senin dediklerini yapmıyorum” hani benim cezam? demiş. Musa Peygambere Allah şöyle vahyetmiş: “Biz ondan ibadet etmenin zevkini almadık mı? Bundan daha büyük ceza mı olur?..”İnsan, inanılması gerektiği gibi inanmayınca, inandığı gibi yaşamayınca, yaşadığı gibi ve işine geldiği gibi inanmaya başlıyor, ucuz yoldan , kestirmeden kurtulmak istiyor. 0 da, böyle ucuz kurtuluş olmayacağını biliyor ama, “Ya oluverirse” diye düşünüyor, şeytanın oyununa geliyor.

İbadetin her çeşidini yapalım

Cenab-ı Allah’ın hangi amellerimizi kabul edeceğini, hangi ibadetimize daha çok sevap vereceğini bilemeyiz. Ayrıca, cennetin yolları, kapıları çoktur. Hangi amelle, hangisinden girileceği belli olmaz.

Bir de, kimse kendisini cennetlik görmesin. İnancımızda Allah’ın rahmetinden ümit kesmek günah olduğu gibi, emin olmak da günahtır. Orta yolda, ümitle korku arasında olmak gerekir. Bazıları, cennete gideceğinden emin, bazıları da ibadetleri bir eziyet ve sıkıntı, hatta zulüm olarak görüyor. Zulüm olan, kötülüktür, kötü işlerdir. İnsan, inanmamak, ibadet etmemekle kendine zulmetmiş olur. En büyük zulüm de budur.

Bugün bedenle yapılan ibadet var, malla yapılan ibadet var. İslam’da tatlı dil, güzel söz bir ibadettir. İyi düşünmek bir ibadettir. İnsanlara zarar verecek muz kabuğunu yoldan kaldırıp atmak bir ibadettir. İyi niyet bir ibadettir. İyilerle beraber olmak bir ibadettir. Bulunulması gereken yerde bulunmak, bulunulmaması gereken yerde bulunmamak ibadettir. Tepki bir ibadet, tebliğ bir ibadettir. Yani ibadet sevabı kazanılır.

– Her ibadetin yansıması başkadır…

– Her ibadetin def ettiği bela da farklıdır…

– Her ibadetin sevabı da başkadır…

İbadet olan davranışlar da çok. Müslümanın iyi niyetle yaptığı her iş ibadet. Yalnız bu ibadetlere bid’at karıştırmamaya dikkat edelim. Çünkü bid’at sapıklıktır. Sevapları da götürür.

Müslüman, Allah’ın ve peygamberin yapmamızı istediği her ibadeti yaptığı gibi, büyüklerimizin yapıp da bize tavsiye ettiği nafile ibadetleri de yapmalıdır. Çünkü; farz, vacip ve sünnetler, bizim borcumuzdur. Onları yapmakla borcumuzu ödemiş oluruz. Kulun derecesini nafile ibadetler yükseltir. Derecemiz yükselsin diye; farzı, vacibi, müekked sünnetleri bırakıp nafilelere sarılırsak o nafilelerin bize faydası dokunmaz.

Kul, Allah’a tam bir teslimiyet göstermelidir. Teslim alınmadan teslim olmalıdır… Ölünün yıkayana teslim olduğu gibi.

İçimizde; Ya Rabbı! “Bu güne kadar sana layıkı ile kul oldum. Sana teslim oldum, sana gelmeye hazırım, canımı alabilirsin” diyebilecek bir babayiğit, bir Allah dostu var mı? İşte ölçü…

Adam bıkmış usanmış, canından bezmiş. Sırtındaki yükle yol kenarına oturmuş:

– Allah’ım şu canımı al da kurtulayım, demiş.

Cenab-ı Allah, azraili karşısına çıkarıvermiş. Azrail’i gören adam ona demiş ki:

– Yükümü kaldırıver de gideyim…

Cenab-ı Allah Ey kulum! Sana aynı ömrü bir daha yaşaman için sana geriveriyorum, dese. Ya Rabbi, yaptığım amelleri, gördüğüm hizmetleri bir daha aynısını yapamam endişesini taşıyorum, geri dönmeyeceğim, diyebilecek bir babayiğit, bir Allah dostu var mı?

Yoksa, bundan sonra hazır olalım, var mısınız? Zira Azrail’in gelmesi yakın. Her an: “Ver emaneti” diyebilir.

Mübarek Aylarda Mübarek Olunur

Hayat, hep mark, dolar, altın, mal mülk değildir; eğlence de değildir.

Hayatta her kazanılanın bir hesabı vardır. Nereden kazandın, nasıl kazandın, Allah’ın hakkını, kulun hakkını ne yaptın? Bunların hesabı verilmeyecek mi? Ömrün hesabı verilmeyecek mi?

Başka zamanlarda işlenmediği gibi, üç aylarda asla günah işlenmez. İbadetler, helal lokma ile yapılır. Kötüler, kötü alışkanlıklar terk edilir. İbadetler, hayır, hasenat arttırılır. İnsanların sıkıntısını giderenin, Allah da sıkıntısını giderir. Kullarına acıyana Allah da acır. Bu günlerde bu aylarda amelleri attırmak, mübarek insan olmaya çalışmak gerekir. “Kandilin mübarek olsun, üç ayların mübarek olsun” der, biz kendimiz mübarek olmazsak, mübarek işler yapmazsak, bugünlerin, bu ayların bize faydası olmaz.

Recep, Şabanı değerlendiremezsek, Ramazan ayından faydalanamayız. Bu günlerde, bizde ve toplumda önemli değişiklikler olmalıdır. Değişmeliyiz, değiştirmeliyiz. Bu günler, bu aylar bize birer fırsattır. Bunun için kavuştuğumuz her kandili, eriştiğimiz mübarek zamanları, elde edebildiğimiz her fırsatı son bilmeliyiz. Bu günlere, bu aylara bir daha kavuşamayacağımızı düşünmeliyiz. Kim ölür, kim kalır?…

Bu aylarda kendimizi kurtarmaya çalışırken ölmüşlerimizi ve zevkleri bıçak gibi kesecek olan ölümü unutmayalım. Zira, hayat hep böyle gitmeyecek, ağzımızın tadı bir gün bozulacak. Ayrılma sırası bize gelecek. Dönüşü olmayan yola çıkarılacağız. Kabir kapısından gireceğiz, öbür aleme intikal edeceğiz. Sorgu başlayacak, hesap başlayacak, azab başlayacak.

Allah hayırlı bir son versin, “Hüsnü hatime” istiyorum Ya Rabbi! diye dua ediniz, mübarek insan olmamız için dua edip ve çok çalışmamız lazımdır.

Bugünler, bu aylar, kötülükleri, günahları terk etme günleridir. Kötü alışkanlıklardan kurtulma zamanıdır. İçiyorsan bırakacaksın, kumar oynuyorsan, zina ediyorsan, hak hukuk yiyorsan, gel bunları bırak mübareklerden ol. Elindeki sigarayı bırak, takvalılardan ol. Yoksa kulluk defterinden silinir gidersin. İçtiğiniz sigara ile isterseniz bir çocuk okutabilirsiniz. Bir ailenin ekmek ihtiyacını karşılayabilirsiniz.

Bu Günlerde Yapılacak Şeylerin En Önemlisi Allah’ın Kullarına Yardımdır

İnsanlara yardım, Allah’a en çok yaklaştıran bir ibadettir. Son yıllarda fakirler, çok fakirleşti. Onun için bu aylar ikram ayı, ihsan ayı ve yardım ayı olmalıdır. Cenabı Allah, insandan insanı sorumlu tutmuştur. Yoksul, fakir insanlarla varlık sahiplerini imtihan eder. İslam’ın olduğu yerde, müslümanın olduğu yerde aç olmamalıdır, fakir olmamalıdır.

Bir ihtiyaç sahibine yardım ettim;

– Bak onurun kırılmasın, dedim.

– Ben olmasam, sen nasıl sevap kazanacaksın? dedi.

Mal da insana bir imtihandır. Yunus; “Mal sahibi, mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi, Mal da yalan mülk de yalan, Var git biraz sen oyalan” demiştir.

Kur’an’ın fakir, zengin anlayışına bakın:

“Onlar kendilerinde yoksulluk olsa bile, kardeşlerini öz canlarından üstün tutarlar.” (Haşr: 9)

İslam’ın ilk yıllarında müslüman, kardeşlerini kendine tercih etmiştir. (Ensar-Muhacir ilişkisi ve Yermuk savaşı, ibret levhalarıdır.)

Bugün imkanı olanlar neler yapabilir?

– Bu konuda Hz. Peygamber: “Kim müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da kıyamet günü onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah da onun sıkıntısını giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun ayıbını örter.”

– Yarım hurma ile de olsa cehennem ateşinden korunun.

– İnsanlara güler yüz, tatlı söz sadakadır.

– Yoldan eziyet verecek şeyi kaldırmak sadakadır, buyurur.

Önceki İçerik155. Sayı / Feyz’den
Sonraki İçerik172. Sayı / Feyz’den

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,246BeğenenlerBeğen
2,957TakipçilerTakip Et
18,500AboneAbone Ol

İlgili Makaleler