Slide Slide

Alim ve İlim Adamı

 

Alim, Allah’ın isimlerinden biridir. O halde bir insanın alim olması demek, Allah’ın işaret ettiği hazreti insanlardan biri olması demektir. Yüreğimden geçen manası ise; Allah’ın, ilmine kefil olduğu kişidir. Yani alim ne derse odur. İşte İslamı da doğru olarak ancak bu tür bir insan hem anlayıp, hem anlatıp hem de yaşayabilir. Diğer insanlar ise anladığı kadar anlatır ve anladığı kadar yaşar. Böyle bir kişi de en fazla ilim adamıdır, Alim değil.

Unutmayın ki İslam’ı yabancı ülkelerde de araştırıp yazan, hem de mükemmel bir şekilde yazan Hıristiyan profesörler de var. Şimdi bu insanlara âlim mi diyeceğiz. Şeyh Mevlana hazretleri ile aynı kefeye mi koyacağız. Evliyaların haricindeki insanlar ister Müslüman olsun, ister Hiristiyan, ister ateist, kütüphaneler dolusu yazsalar bile en fazla İlim adamı olurlar, Alim değil. Fizik, kimya veya astronomi nasıl ilim ise, İslam da bir ilimdir ve bu ilmi bilenler de ilim adamıdır, Allah adamı değildir. Allah adamı olmak için, yani Alim olmak için sadece Kur-an ve sünnete uygun olanı bilmek ve anlatmak yetmez, ille buna uygun olarak da yaşamak şarttır. Bu sebepledir ki, her evliya aynı zamanda da ilim adamıdır ama her ilim adamı evliya değildir. İslamı anlatan olmak her bakımdan mükemmel olmayı gerektirir. Çünkü kulluğuna sarılan insanlar mutlaka her ortamda Allah’ın adını anmak ve O’nun veli kullarının yaşantılarından örnekler vererek insanlara doğru ölçüyü iletmek istemişlerdir. Bir çok kişiden bir çok açıklama duymuşlar ve hangisi mantıklarına yatmış ise insanlara onu aktarmışlardır. Oysa İslâm’ı gerçek manada yaşayanların, Allah’ın dostluğunu kazanmış olan evliyalar olduğunu akıldan çıkarmamalı ve bütün ölçülerimizi Peygamber (sav) efendimizin emanetini en iyi şekilde muhafaza ederek yüzyıllar boyu taşımış olan Şeyh Geylanî’lerin, Şeyh Yunus’ların, Şeyh Mevlâna’ların ölçülerine benzetmeliyiz. Bu hikmet ehli insanlar, makamlarını tasavvuf yolundan giderek almışlar ve her birinin yanında yetişen evliyalar da aynı şekilde tasavvuf yolunu öğretmişlerdir.

Kur-an’da, “bizim seçtiğimiz kullar” diye bahsedilen evliyalar, dinimizi öğrenmenin en sağlam kaynakları olup, tarih boyunca ne herhangi bir öğretileri, ne fetvaları, ne de tavsiyeleri çürütülemediği gibi, cesetleri bile çürümemiştir. Bu insanları eleştirenler, onların herhangi bir hatalarını bulamadıkları için sadece şahsiyetlerini eleştirmekten öteye gidememiş, o insanların makamına ulaşamadıkları için ilimlerine ve Allah katındaki makamlarına zarar veremeyip, mübarek isimlerine ve öğretilerine zarar vermek zorunda kalmışlardır. Tabi hal böyleyken, sahte bir şeyh ortaya çıkıp zırvaladığı zaman da, bunu fırsat bilerek bütün Şeyh Hacı Bektaş-ı Velî’leri, Şeyh Rabbani’leri karalamak için mücadele vermişler ve insanları kendileri gibi evliya gafili olma yoluna sürüklemişlerdir. (Bakara 41) de buyurulduğu gibi “Hem kendinizin hem de size uyanların vebaliyle muaheze edilirsiniz.” ayeti gereğince, her ne kadar kendi kendilerine zarar vermekten başka kazançları olmadıysa da, çoğu insanın evliyaları daha geç tanımasına ve evliyalara daha geç yönelmesine sebep olmuşlardır.

Halbuki kim ne derse desin, bu din evliyalar tarafından yaşanmış ve yaşatılmıştır. Bütün İslam yazarları ve araştırmacılar hazreti insanların yazdıkları ile yetişmiş, onların kitap ve notlarını okuyarak ilim adamı olmuştur. Şayet İslam yazarlarının bir içtihatları olmuş ise, (ki ben bunu çok nadir gördüm) tamamen evliyaların yapmış oldukları içtihatlardan yola çıkarak yeni bir fetva verme imkanı bulabilmişlerdir. Zaten tasavvuf ehli olan ilim adamlarının dışındakilerden de yeni bir içtihat ya da akla mantığa uygun bir fetva çıktığına ben rastlamadım. Dolayısıyla milletimize temel dînî bilgileri aktaran organlar zaten var ve temel olması hasebi ile yeterli ve gerekli bir uğraş olduğuna ben de inanıyorum. Fakat bu dini yaşayan insanlara ölçü verebilecek kapasitedeki tasavvuf ehli alimler gerçekten oldukça az.

İşte asıl problem burada. Yani şöyle veya böyle, islamı anlatan insanların ölçüleri düzelmezse asla temel bilgilerle kulluk etmekten kurtulamayız. Bizim azıcık bir ibadetimizi yeterli görecek bir makam varsa, O da sadece Allah’tır. Fakat günümüzde tasavvufun gerekliliğini örtmeye çalışan yeteneksiz kişiler, insanların az bir amelini yeterli gibi göstererek şirin görünmeye çalışmaktalar. Kim midir bu kişiler. Bunlar genellikle “Ben Kur-an’ı bilir ona göre yaşarım…” zihniyeti ile insanlara hitab ederek, itiraz edilmesi çok güç olan bu sözü kendilerine kalkan edinip, Peygamber’in sünnetini ve evliyaların içtihatlarını arka plana atarak sözüm ona kolaylaştırıcı ilim adamlarıdır. Oysa bu düşüncenin hiçbir mesnedi olmadığı gibi, evliyasız bir İslam yaşamak da imkansızdır. İslam’ı, Allah’ın emirlerini ve Peygamber’in sünnetlerini azaltmakla, bu hadis  gerçektir, şu hadis sokmadır diyerek binlerce hadisi (doğru veya yanlış, fark etmez) birkaç taneye indirmekle ve Peygamberin vârisleri olan binlerce Şeyh Mevlana’ları tonton dede olarak lanse etmekle bu dini kolaylaştıramazsınız. Belki daha da zorlaştırırsınız. Böyle düşünen bir kişinin ne Kur-an’ı bilmesi ne de Kur-an’a göre yaşaması mümkün değildir. Çünkü Hz. Muhammed (sav), den sonra gelen evliyalar Kur-an’a göre yaşamanın zaruri adresidir. Hatta, sadece Kur-an’a göre yaşayabileceğini hayal eden, Hz. Peygamber’in ve sair evliyaların içtihatlarına uymadığı için, farkında olmasa bile küfür halindedir. Evliyalar olmadan da kendi kendime bu dini yaşayabilirim diyen kişi, buğday tarlasında kendi kendine biten ot gibidir. Meyve vermez. Evliyalardan gelen feyz olmadan sadece okumakla belki koskoca bir çınar olursunuz da millet ancak gölgenizden faydalanır. Ama bir metrelik meyve ağacı sizden çok daha bereketlidir.

Dolayısıyla bu yolda bir mürşidin tasarrufu olmadan ilerlemek, mayın tarlasından karşıya geçmek gibidir. Fakat evliyaların talebeliğini tamamlamışsan o zaman artık onlara ihtiyacın olmadan da yoluna devam edebilirsin. Yani yürümeyi öğrenene kadar ailene ihtiyacın olduğu, ama öğrendikten sonra artık onların yardımı olmadan da kendi başına yürüyebildiğin gibi. Hatta kendi ekolün ile onlardan daha başarılı bile olabilirsin. Zira Allah her mürşide farklı güzellikler, farklı sırlar, farklı kerametler verir. Velhasıl Allah dostu olmak için Allah dostunun kapısını aşındırmak şart. Bu da yetmez, mürşidi tamam diyene kadar onun yanından ayrılmaması da şart. Bunu özellikle belirttim, çünkü kimi ilim adamları bir evliyadan ders aldıkları halde henüz pişmeden onların yanından ayrıldıkları için bütün sözleri de kendi yarım kalan manevi tahsilleri gibi çiğ sözler olarak kalmıştır. Hani derler ya, ne yenilir ne yutulur diye, evliyaları inkar edenlerin sözleri de ancak böyledir. Kısacası, bir ilim adamı tasavvuf ehli bir sûfi değilse avamdır. Bu sebeple ancak avama sözünü dinletebilir, insanlara şirin görünmek için avamın hoşlandığı gibi içtihat yapar ve ancak avam tarafından sevilir. Haa, bir de inanmayanlar tarafından.

Bir kere şundan kesinlikle şüpheniz olmasın ki, İslamî ilimlerle haşır neşir olup da Şeyh Geylani’lerin, Şeyh Rufaî’lerin, Şeyh Şah-ı Nakşibendî’lerin yoluna gönlü kaymayan bir insan asla Allah’a kulluğunda samimi değildir. Asla ve asla. Binlerce Hazreti insanın hepsi de tasavvuf yolundan giderek evliya olmuştur. Şeyh Geylâni’lerin, Şeyh Şah-ı Nakşibendî’lerin yolundan gitmeden evliya olan tek bir Allah dostu göstermeniz kesinlikle mümkün değildir. Allah’ın rızasını kazanan bu insanların gittiği yola gönlü meyl etmeyen bir kişi nasıl olur da Allah’a kulluğunda samimi olabilir. Bu insanları gereksiz görmekle Allah’ın rızasını kazanmak mümkün müdür. Akıl bunu kabul eder mi.? Bütün evliyalar tasavvuf ile Allah’a dost oldukları halde tasavvufu nasıl gereksiz görebilirsin. Allah’ın sevdiğini sen sevmeyeceksin ve Allah yine de seni sevecek. Şeyh Geylâni’yi sevmediğin için senden razı olacak. Şeyh Hacı Bayram Velî’lerin gittiği yoldan gitmeyi reddettiğin halde Allah sana da sırlarını verecek. Bu düşünce akla ve samimi kulluğa tamamen aykırıdır. Kullukta samimiyet ise evliyaların en belirgin özelliğidir. Zira Allah’a kulluk etmek istiyorsan Allah’ın verdiği sırları taşıyanlara danışmadan, onlar karşısında zillete düşmeden, onların makamlarına şapka çıkarmadan ne tek bir sır öğrenebilirsin, ne de onlar gibi olabilirsin. Talebeliğini bir evliya onaylamadan Allah’a dost olmak gibi bir şansın yok. Allah’ın insanlardan gizlediği dostlarından bir kul olsan dahi bu böyledir. Size bir makam verilmişse kesinlikle o makamın gerektirdiği sorumluluklar da verilir ve onları yapmakla mükellef olursunuz. Şayet Allah velî bir kulunu diğer insanlardan gizlemişse -ki bu mümkündür- ama yine de mutlaka o kula velî olduğu bildirilir ve sorumluluklarını yerine getirmesi istenir. Allah’ın insanlardan gizlediği velî kulları da aynı Şeyh Mevlana’lar gibi insanları irşad görevlerini sürdürürler de bunu belki insanlar bilmez ama o velî kulun kendisi mutlaka bildiği gibi, yardım ettiği insanlar da aynı şekilde bilirler.

Şeyhler, Allah Resulü’nün sünnetinden hiç ayrılmadıkları için evliyadırlar. Kur-an ve sünnetin aynen uygulanması, şeyhliğin olmazsa olmazıdır. Hz. Muhammed (sav) gibi yaşamadan Şeyh olunmaz. Bir ilim adamının evliyalara dudak bükmesi ne acı. Oysa çevremiz nice Şeyh Mevlana’lar, Şeyh Geylani’lerle dolu olsa ve bu insanlar İslam’ı en güzel şekilde anlatıp bütün manevi hastalıklarımızı tedavi etseler kötü mü olur. Böyle insanların olmasını istememek münafıklıktan başka nedir ki. Ötelerin ötesini görebilecek kadar ileri görüşlü bir insan olmayı istemez misiniz. Şayet olamıyorsanız, o zaman etrafınızda böyle bir insanın olmasını istemelisiniz. Bir tek sohbeti ile yüzlerce insanın kalbini tertemiz eden ve İslam’ı ashab gibi yaşayan bir insan olmayı başaramıyorsanız, en azından etrafınızda bu özelliğe sahip bir kişi bulunmasın istemek, imanınızdaki samimiyeti gösterir. Dünyada, siyah inci mesabesinde nadir olan bu gerçek şeyhler varken, onları tamamen İslam kulvarının dışına çıkarmaya çalışmak, bir ilim adamına zillet olarak yeter. Böyle bir ilim adamı, şeyhlerin makam ve şahsiyetlerinin büyüklüğü karşısında aşağılık kompleksi içinde kıvrandığı için Allah’ın ona başka bir bela daha vermesine gerek yoktur. İslam ilmi ile ilgilenen bir ilim adamının evliya münkiri olması, o insanı yeterince derine, hem de mağma tabakasına kadar gömmüştür. Ne diyelim, böyle bir adamın da zaten mağma tabakasının dibine kadar yolu var. Allah’ın rahmeti, evliyaların himmeti sizinle olsun.

Önceki İçerik155. Sayı / Feyz’den
Sonraki İçerik172. Sayı / Feyz’den

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,246BeğenenlerBeğen
2,995TakipçilerTakip Et
18,700AboneAbone Ol

İlgili Makaleler