Slide Slide

Hidayete Erenler

Ben Kemal Yıldız, Sivas doğumluyum. 6 yaşında annemi ve babamı kaybettim. Birden bire korkunç bir yalnızlık içine düşüvermiştim. Öyleyken beni yalnız bırakmayan çocuk yaşlarımda devamlı beni izleyen, takip eden tanımadığım birisi vardı. Kim olduğunu bilmediğim nur yüzlü, beyaz sakallı bir ihtiyardı bu. Darda kalsam, korksam O’nu görürdüm. Fakat kim olduğuna ve niye beni takip ettiğine mana veremezdim.
Yaşım ilerlerken bu yaşlı zatın da üzerimdeki etkileri artmaya başladı. Beni manevi olarak çok etkiliyordu. Dini bir terbiye görmemiş olmama rağmen içimden Allah, Peygamber düşünceleri çıkmıyor, bilgisizliğimden dolayı bir şeyler yapamamanın ezikliğiyle üzülüyor, çok sık olarak kendi kendime ağlıyordum.
Daha sonraları O yaşlı zat rüyalarıma da girmeye “güneye gel, güneye gel” diye beni yanına çağırmaya başladı. Bu hallerin artması bende şiddetli bir korku halinin beni sarmasına sebep oldu. Bu arada ne yapacağımı bilememenin paniği ile kendimi içkinin kucağında buldum. İçiyor, içiyordum. Kucak kucak şişeler taşıyor, içmeyle kanmıyor, doymuyor;teselli ise hiç olamıyordum. Bu ara Sivas’tan işlerim bozulunca İstanbul’a gittim. 7 yıl da İstanbul’da tam bir batakhane hayatı yaşadım. O sırada evlendim. İçkiye ise hâlâ devam ediyordum. Bütün bunlara rağmen hâlâ O ihtiyarı görüyordum. Beni yine çağırıyordu. Neticede bu kişiyi belki bulurum düşüncesiyle hocaları, mürşidleri geziyordum. Hatta cinci hocalara kadar gittim. Ama hiç birisi aradığım zat değildi.
Sivas’ta bir Yahya Hoca vardı. Onun yanma gitmiştim ve alkollüydüm. “Kemal sen çok içiyorsun” dedi; ben “Evet” dedim. “Şimdi de alkollüsün” dedi, ben; yine “Evet” dedim. “Benim bir mürşidim var. Seni ona götüreyim mi” dedi. Ve o ara cebinden bir resim çıkardı. Elinden resmi kaptım. Heyecandan ölecek gibiydim. Yıllardır aradığım, zaman zaman rüyalarım da, zaman zaman zahiren bana görünen kişinin ta kendisiydi. Yahya Hoca’ya durumu anlatınca o da kendisini ağlamaktan alıkoyamadı. 0 gece trenle yanıma hanımım ve kayınvalidemi de alarak tarif üzere güneye “O Zat”ı görmeye çıktım. Hiç bilmediğimiz hiç gitmediğimiz bir yoldu. Ama hiç tanımadığım insanların olağan üstü yardımlarını görüyordum. Kolaylıkla o beldeye gittik. Henüz kendisini görmek nasip olmamıştı, o gece halıların üzerinde yatıp uyudum. O sıkıntılı günlerden ve uykusuz gecelerin ardından, o halının üzerinde çok rahat bir şekilde uyudum.
Sabah namazına kalktık ve “O Mübarek” kişiyi tekrar dünya gözü ile gördüm. O’nu görünce beni bir titreme aldı. Elini öptüm “Allah razı olsun” diye dua etti. Öyle bir rahatlık sardı ki bedenimi ve ruhumu, tarif edemem.
Neticede alkol ve korkularım bitti. Artık İslam’ı yaşamaya çalışan bir insandım. Ama hiç bir şey bilmiyordum. Bilmediğim içinde namazlarımı gözleyerek kılıyor, bir yandan da eksiklerimi tamamlamak için okuyordum.
İntisapla beraber ruhumda bir rahatlama oldu, fakat bedeni olarak, şiddetli bir imtihan dönemi geçirmeye başladım. Hastalıktan, maddi sıkıntıdan çoluk çocuk gözümüzü açamıyorduk. Mesela ilk önce üreme hastalığından dolayı doktorlar “Kesinlikle senin hanımının çocuğu olmaz” dediler. Raporları hâlâ elimdedir. Bu daralmalara karşı bunalım olmuyor neticede Allah’ın yardımı yetişiyor, en çaresiz zamanımızda derdimize derman oluyordu. Nitekim doktorların bu teşhislerine rağmen 4 tane çocuğum oldu. İlk olanlar kızdı. Sonra bir erkek çocuğum oldu. Ben hastanede tedavi görürken erkek çocuğum başka bir hastanede vefat etti. Oğlumun ölmesi bende üzüntü meydana getirmişti. Neslimin devamı için oğluma karşı ümitlerim çoktu. “O Mübarek” rüyama girdi ve “Üzülme Allah (C.C.) sana yine verecek” dedi ve şu anda 5 yaşındaki ikinci oğlum Hasan Hüseyin’i bana bir kundakla uzattı.
Bu arada hanım kanser teşhisi ile ameliyat için hastaneye yattı. Doktorlar ümitsiz bir şekilde kanserli kısmı ameliyat ettiler. Ameliyat sonrası hanımımın anlattıkları ilginçti. Diyordu ki beni ameliyat edenler “O Mübarek Zat”la babası idi. Ben öyle gördüm. Şaşılacak bir şekilde o yara normal bir iltihaba dönüştü. Hastaneden çıkarken doktorun söyledikleri hâlâ kulağımda çınlar.
“Senin bu hanımın şimdiye kadar ölmüştü. Nasıl da merdivenleri çıkıp gidiyor”.
Allah’a çok şükür diyordum, çünkü Allah sevdiklerini musibetlerle sınarmış, başıma musibetler yağmaya devam ediyordu. Etrafımda ki insanlar “Bizden uzak ol, senin yanına gelenin başı belaya giriyor” diye beni dışladılar desem belki sizlere mübalağa gelebilir. Hatta hanımım bana kızmaya, isyana varan serzenişlerde bulunmaya başlamıştı ki “O mübarek”in himmeti ile hanımıma yaşattığı güzel bir hal ile bu tutumundan vazgeçti. Başımıza gelenlerin neticede bizim iyiliğimiz için olup, bunların birer imtihan olduğu şuuruna iyice sahip oldum. Ama bu ara insanların beni dışlaması bende aşağılık kompleksi ve güvensizlik gibi haller meydana getirmeye, acaba(?)lar kafamı sinirlerimi sarsmaya başlamıştı. Bu hal beni hastaneye düşürdü. Sami Akkuş isimli Sivas’taki bir sinir doktorunun tedavisine girdim. Üç gün dayanabildim. Doktor “Sen hasta değilsin, sen benim hastam değilsin” diyordu. Bunun üzerine tekrar doğuya “O Mübarek”in yanına koştum. Tekrar onu görmek beni rahatlattı. Huzurluydum. O’nun yanında hiç bir huzursuzluğum kalmıyordu.
Bu gün hâlâ aynı şekilde devam ediyorum. Musibetler yine eksik değil. Mesela hanımım yine hastanede ameliyata girecek. Yine doktorlara göre devasız bir dertten. Ben elimden geleni yapacağım, zahirde almam gereken bütün tedbirleri alacağım. Sonunda Allah’a ve “O Mübarek”in duasına güvenerek bekleyeceğim. Hakkımızda inanıyorum ki en güzel kararı Allah (C.C.) verecektir.
Allah’a emanet olun.

Önceki İçerikKalp Gözü
Sonraki İçerikAhir Zaman / Mustafa Hatipoğlu

Yorum Yap

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Oops...
Slider with alias slider 1 1 not found.

Sosyal Medya

22,246BeğenenlerBeğen
2,883TakipçilerTakip Et
18,100AboneAbone Ol

İlgili Makaleler