Molla Yahya Efendi (K.S) ile Muhammed Raşid Hz. Rabıta Üzerine Mülakat

Molla Yahya Efendi (K.S)  ile Muhammed Raşid Hz. Rabıta Üzerine Mülakat

Tarih: 2008-01-20

FEYZ: Efendim, mürşid-i kamil rabıtasını inkar eden bazı insanlar var. Rabıta hakkında Kur'an ve sünnetten deliller getirebilir miyiz?

MOLLA YAHYA HZ.: Evet, efendim bir kere onlar rabıtanın ne olduğunu bilmiyorlar. Ve rabıtanın ne manada yapıldığını da bilmiyorlar. Eğer rabıta hakikaten bilinse ve hangi manada yapılıyorsa bilinse, rabıtanın inkar edilecek hiçbir yanı yok, hiç bir tarafı yok. Yani şöyle, Mürşide yapılan rabıta, haşa haşa ubudiyet rabıtası değil, yani ona ibadet rabıtası değil, o muhabbet rabıtasıdır, yani muhabbet bakımından gönül bağlamaktır.

O Allah'ın (Celle Celalühu) bir dostu olduğu için,ona gönül bağlamıyor, sadece Allah için gönül bağlanıyor. Çünkü eğer O Allah dostu olmazsa, ona gönül bağlayamaz zaten.. İşte burada Kur'an-ı Kerimde de Cenab-ı Mevla, ''Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadık olanlarla beraber olun'' Yani Allah yolunda doğru olanlarla, eğer mürşid-i kamil sadık olursa zaten, onunla beraber olmak faydalıdır. Eğer sadık olmazsa da zaten mürşid değildir.

İşte bu konuda, Ubeydullah Ahrar (Kaddesellâhü Sirrahül Azîz) Reşahatte şöyle anlatıyor: ''Bu keyfiyet iki kısımdır. Birisi zahiri beraber olmaktır, diğeri de kalbi beraberliktir. Kalbi beraberlik, rabıtadır. Zahiri beraberlik, eğer kalbi beraberlik yoksa faydasızdır. Nasıl ki münafıklar, Raesulullah'ın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) huzurunda idiler, devamlı yanında idiler. Fakat kalbi ayrı olduğu için fayda görmediler. Hatta Abdullah bin Ubeyr, İbni Sehil ölünce, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) cenaze namazı kılmak istedi. Cenab-ı Mevla (Celle Celalühu) ona; ''Onlardan hiç birisinin, öldükleri zaman, cenaze namazını kılma ve kabrinin üzerinde durup, onlara dua etme.'' Ve münafıklar Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ın yanında oldukları halde istifade edemediler, neden? Çünkü kalpleri ayrıydı. Ama kalbi beraber olursa, cisim ne kadar uzak olursa olsun, yine insan istifade eder.

Mesela Necaşi, ta Habeşistan'da idi. Vefat edince, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): ''Bugün salih bir kiş vefat etti, gelin namazını kılalım.'' buyurdu. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sahabelerle beraber namazını kılmıştır Necaşi'nin...

Demek ki Habeşistan'da ölen Necaşi'nin namazı kılınmış ve efendim o kalp bağlantısı sayesinde, iman ve İslamı kamil olmuştur. Huzurunda olan kişi de, kalbi ayrı olduğu için, münafık olmuş... İşte bu nedenle, doğru olanlarla beraber olmak, rabıtaya delalet ediyor. Çünkü bu keyfiyet kalbidir. Kalbi beraber olan insan, mürşidini tasavvur ettiği zaman, haşa, mürşidini Allah diye tasavvur etmiyor. Mürşidin, Allah'ın (Celle Celalühu) Dostu diye tasavvur ediyor ve muhabbet bağlıyor. Bir de, mürşid vesiledir. Cenab-ı Mevla yine, ''Allah'a (Celle Celalühu) ulaşmak için vesile arayın'' buyuruyor. Vesile; salih amel olur, mürşid olur, Kur'an-ı Kerim okumak olur... Bütün bunlar vesiledir. Hadis-i Şeriflerde de çok deliller vardır.

Mesela; ''Allah'ın ehli onlardır ki, görüldüğü zaman, Allah hatırlanır'' ve Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Allah için muhabbeti ve Allah için buğzetmeyi çok emretmiştir. İşte bu rabıta muhabbeti, kalbidir. Kalbi, Allah için birisine bağlanmaktır. Allah için birisini sevmektir. Dolayısıyla Hadis-i Şerifte zaten deliller çok... Rabıtasız hiç kimse yoktur. Yani Rabıtayı inkar edenin dahi rabıtası vardır. Çünkü, rabıta nedir, kalbi bir yere bağlamaktır. Rabıta, rabttan gelir. Rabt bağlamak. Hiç kimsenin kalbi boş değil, illa bir yere bağlı... Kimi malına bağlı, kimi hanımına, kimi evladına, kimi dostuna, her birisi bir yere bağlı... Peki onların hiç birisi şirk değil de, mürşidi kamile bağlanmak mı şirk?...

Onlarda da ayrı rabıta var, yani o, rabıtayı inkar eden kişinin de rabıtası var. Rabıtayı inkar eden kişi, namaza başladığı zaman kalbi gidiyor şuraya buraya... Her çeşit yere gidiyor. Belki apartman yapıyor, belki dükkan alıyor, belki ticaret yapıyor... Sonra da rabıta şirktir, günahtır diyor. Zaten hemen namazda başka şey düşündün, seninki şirk değil(!), benimki ise namazda değil namazdan evvel, mesela huşu olsun diye mürşidi düşünmek, niye şirk olsun... Demek ki rabıtayı inkar edenlerin de kendi rabıtası var, yani rabıtasız kimse yok... İnsan olarak mutlaka birşey düşünüyor, onun düşünmesi rabıtadır, istese de rabıtadır, istemese de rabıtadır. Çünkü rabıta, kalbi bağlamak ve haddizatında çok faydalıdır, çok etkilidir, çok tesirlidir. Yani insan rabıta yapıyor ki başka eşyalar kalbinden gitsin. O da bir tane kalıyor, O da kolay gidecek, ve sonuçta sadece Allah kalacak... Rabıta, kendi nefsi için maksud değildir. Rabıta, zikir için maksuddur.

Ve rabıta daimi değildir, rabıta geçicidir. İnsan, belli bir merhaleden sonra rabıta değil de, rabıta yerine murakabe yapıyor. Yani rabıtanın merhaleleri var, rabıta şirk değildir.

FEYZ: Efendim, bugün insanların birçok problemleri var. Bununla ilgili siz neler söylemek istersiniz?

MOLLA YAHYA HZ.: Bunu, tabii Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in dilinden dinlersek daha iyi olur. Yani bugün, toplumun arasında birlik beraberlik yok. Muhabbet yok, İslamdan uzaklaşma var... Bunların hepsini Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) belirtmiş ve bundan 1400 küsür sene evvel Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimiz beyan etmiştir. İşte ümmetin başına gelecek fitneleri bizzat müşahede etmiş, görmüştür. İşte dün de, bugün de, yarın da milletimizin tek tedavisi İslam ahlakına sahip olmaktır. Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e mutabaat etmek... Allah Resulü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurmuştur ''Ben size öyle bir şey bırakıyorum ki, siz ona yapıştığınız müddetçe dalalete gidemezsiniz. Bunların birisi Allah'ın kitabı, birisi Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in sünneti''. Son noktada diyebiliriz ki, bugün mesela, toplumun musibeti nedir? Onun tedavisi nedir? İşte musibet, cehalet, İslamdan uzaklaşmak, ondan sonra ahlaksızlık... Tedavisi de, İslamiyetledir, Resulullah'ın sünnetine mutabaat iledir ve Kitabullah'a mutabaat iledir. Çare budur. İslamiyetten başka çare aramak yanlıştır.

Bugün mesela, birçok hurafeler var. Millet artık öyle olmuş ki, hep hurafelere inanıyor. Biz zaman zaman bunu söylüyoruz. Mesela çoklarının evine gidiyoruz; evinde ya da arabasında, ya da kapısında, nazar boncuğu gibi bir boncuk var. Nazar boncuğunun etkili olduğuna inanırsa zaten küfürdür. Allah muhafaza eylesin. Eğer etkisi olduğuna inanmazsa da günahtır. Fakat millet artık, ona inanıyor, ondan sonra da ha efendim büyü, ha efendim sihir, ha efendim cin... Daha sonra da bunlar cincilere gidiyor para veriyor, Cinciler bir şey yapamıyor, daha da hasta ediyor. İşte bunun sebebi, cehalet çoğalmış, Resulullah'ın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sünnetinden uzaklaşılmıştır. Bundan dolayıdır da, artık insan yolunu şaşırmış, bir şaşkınlık içindedir. Bunun içindir ki bakıyoruz, toplum içinde emniyet diye birşey kalmamıştır. Yani kimse kimseden emin değildir. Kimsenin kimseye güveni yoktur. İşte bunların başlıca sebebi, İslami ahlaktan uzaklaşmaktır. Bundan dolayı da düşmanlarımız başımıza musallat olmuş.

Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurmuş ki, ''Bir zaman gelecek ki, benim ümmetimin başına, yemek üzerine toplanan kişiler, nasıl elini yemeğe uzatıyorsa gayri müslüm kafirler de müslümanların işine ellerini öyle uzatacaklar, müslümanların işini karıştıracaklar. Sahabeler soruyorlar, '' -Ya Resulullah, o gün biz azınlıkta mı olacağız. '' Yok, siz çoksunuz. Ama selin üzerinde olan çok gibi olacaksınız. Siz de iki haslet olacak, birisi, dünya muhabbeti çok fazla olacak, ikincisi ölüm korkusu çok fazla olacak. Ve düşmanın kalbinden, sizin korkunuz çıkacak. Düşman korkusu, sizin kalbinize girecek. Yani düşman sizden korkmayacak, siz düşmandan korkacaksınız. ''

İşte bunu Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bilmiş. Bizim şeyimiz bu yani, dünyanın peşinden gitmek, dünya muhabbetini kalbe yerleştirmek, İslamdan uzaklaşmak. Bütün bunlar, zamanımızın başlıca musibetidir. Ve bütün bunların çaresi de İslamı uygulamak, Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ahlakına sahip olmak ve ilme yapışmak... Allah'ın (Celle Celalühu) Resulü (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), son veda hutbesinde buyurduğu gibi, ''Ben size iki şey bırakıyorum. Onlara yapıştığınız müddetçe delalete gidemezsiniz. Birisi Allah'ın (Celle Celalühu) kitabıdır. Allah-u Teala tarafından uzatılan bir iptir. O ipe yapışan, Allah'a (Celle Celalühu) yapışır. İkincisi benim sünnetimdir. ''Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bilmiş demek ki, toplumun bugünkü musibetini. Yani İslamı yaşayamamasını, emniyetin ortadan kalkmasını ve milletin fitne ile huzursuz olmasını...

Bunun çaresi de, Resulullah'ın (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sünnetine yapışmaktır. İnşallah, huzuru İslamda bulacaklar ve İslamın ahlakını yaşasalar huzur bulurlar inşallah.

ŞEYHİMİZ, SEYYİD MUHAMMED RAŞİD HZ.NİN BÜTÜN DERDİ İSLÂMIN YAŞANMASI İDİ

FEYZ: Son dönemin büyük zatlarından Seyyid Muhammed Raşid Efendi'yi, biz de 6 halifesinden biri olan Molla Yahya Pakiş ile konuştuk. Seyyid Muhammed Raşid Efendi'nin babası merhum Abdülhakim Hüseynî (Gavs) döneminden bu yana Menzil Dergahı'na hizmet etmiş olan ve şu anda İstanbul'da ikamet eden Molla Yahya Pakiş ile evinde yaptığımız Sohbette bazı bölümleri bugünün hatırası adına sizlere de sunuyoruz;

MOLLA YAHYA HZ.: Muhterem Hocam, Seyyid Muhammed Raşid Efendi'nin irşadı ve hizmetleri ile ilgili malumat verebilir misiniz?

Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri'nin babası merhum Seyyid Abdülhakim Hüseynî'nin 4 halifesi vardı. Bunlardan biri de oğlu Muhammed Raşid idi. Muhammed Raşid Hazretleri babasının sağlığında ''Halifelik icazeti aldığı halde irşada başlamamıştı. Babasının vefatından sonra Menzil Dergahı'nda Seyda Hazretleri'nin irşadı başlamış oldu. Bu irşat; ilim, uhuvvet ve tevazu ile 23 sene devam etti. Bir çok insan Seyyid Muhammed Raşid Hazretleri'nin vesileliği ile hakikate, hidayete ulaştı. O'nun döneminde Menzil Dergahı adeta bir sehavet, uhuvvet ve ihlas merkezi olmuştu. Türkiye'nin ve hatta dünyanın bir çok yerinden Şeyhimizi ziyarete gelen, duasını talep eden, kendisine intisab eden insanlar huzur içerisinde, kardeşlik içerisinde İslâm'ı öğrenmeye ve yaşamaya başladılar.

FEYZ: Bu meyanda merhum Seyyid Muhammed Raşid Efendi'nin özel hallerinden ve hususiyetlerinden de biraz bahseder misiniz?

MOLLA YAHYA HZ.: Seyda Hazretleri'nin en belirgin vasfı tevazuu ve merhameti idi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı incitici bir harekette bulunmamış, kin duymamıştı. Dergahında binlerce kişi etrafında pervane olurken biz kendisinde kibir veya kabalık gibi herhangi bir hareketin zerresini bile görmedik. Ayrıca ilme verdiği ehemmiyet ve milletin cehaletten kurtarılması hususundaki ısrarı da önemli vasıfları arasında saymak lazımdır. Bütün Şeyhler keşf ve kerametleri ile sürekli anılırlar. Bizim Şeyhimizin de elbette birçok kerameti vardı. Fakat, biz O zatı, her zaman ilme, alime, uhuvvete, ihlasa, İslam'a ve Ahlak-ı Muhammedî (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ye verdiği ehemmiyet ve hususlardaki hassasiyeti ile tanıyor ve yadediyoruz...

FEYZ: Muhterem Hocam, Şeyh Seyyid Muhammed Raşit Efendi'nin umumi sohbetler yapmadığını biliyoruz. Bunun sebebini sormak istiyorum. Bir de, hususi olarak sizlere tavsiyeleri olmuştur. Bunlardan birkaç örnek verebilir misiniz?

MOLLA YAHYA HZ.: Evet.. Şeyhimiz umumi sohbet yapmazdı. Buna sıhhati ve zamanı müsait değildi. Bize yaptığı hususi tavsiyelere gelince, en önemli ikisi şudur: Şeyh Muhammed Raşid Hazretleri yakınlarına, halifelerine ve oğullarına siyasetten, particilikten uzak durmalarını ısrarla tembih ederdi. Müslümanlar arasında particilik yolu ile tefrika olabileceğini söylerdi. ''Camiye, Dergaha gelen herkes Müslümandır'' derdi...

İkinci önemli nasihati ise; İslam ve iman hizmeti, ilim ve dua karşılığında maddi menfaat alınmaması, talep edilmemesi hususu idi...

FEYZ: Şeyh Muhammed Raşid Efendi'nin halifeleri ve Menzil Dergahı'nın bugünkü konumu hakkında da bilgi verebilir misiniz?

MOLLA YAHYA HZ.: Seyda Hazretleri'nin 6 halifesi vardır. Bunlardan üçü Seyyid'dir. Molla Hüsrev (Arvasi'dir), Kardeşi Seyyid Abdülbaki Efendi ve Seyyid Molla Abdülbaki...

Diğer üç halifesi ise; Konya'da Molla Muhammed, Van'da Molla Ahmet (Aykaç) ve İstanbul'da da bendeniz (Molla Yahya Pakiş)...

Menzil Dergahı'nda şu anda şeyhimizin kardeşi Seyyid Abdülbaki Efendi bulunmakta ve irşad hizmetini sürdürmektedir. Menzil eskiden nasıl o bölgede kış içerisinde baharı, ateşler içerisinde suhuleti, huzuru ve uhuvveti temsil ediyordu ise, bugün de ve hatta İnşallah kıyamete kadar da bu şekilde devam edecektir.

Zaten cemaatler, tarikatlar ve benzeri bütün teşebbüsler İslam'ın daha güzel anlaşılması ve yaşanılması hususunda birer şube hükmündedirler. Önemli olan birlik, kardeşlik ve ihlastır. Seyyid Muhammed Raşit Hazretleri'nin hayatında en çok ehemmiyet verdiği özelliklere hassasiyet gösterildiği sürece bu hizmetler aynı şekilde sürecektir.

Duamız, kıyamete kadar sürmesidir...

FEYZ: ''Muhammed Gülü'' olan Seyyid Muhammed Raşit Hz.'ni, biz de rahmetleve özlemleanıyoruz... Ne mutlu onların izinden gidenlere.. Allah cc. bizleri onlara komşu eylesin..


Son Eklenen Yazılar

Sosyallik İslam’ın Gereğidir / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

  İnsan, yaratılışı icabı içtimâî/sosyal bir varlıktır ve tek başına karşılaması mümkün olmayacak kadar çok çeşitli ihtiyaçları vardır. Dolayısıyla insanlar, to...

Doğu Türkistan Kan Ağlıyor / Abdulahad Abdurrahman

  Doğu Türkistan Maarif Ve Dayanışma Derneği Genel Sekreteri Abdulahad Abdurrahman Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?   İsmim Abdulahad Abdurrah...

İtikatta Azimet ve Ruhsat / Prof. Dr. Ramazan Altıntaş

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hâriç, inandıktan sonra Allah’ı inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük...